RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

“Ben Fethullah Gülen Hocanız. İtiraf Ediyorum; Allah Beni Affetsin”

“Ben Fethullah Gülen Hocanız. İtiraf Ediyorum; Allah Beni Affetsin”
13.06.2017 © RAST HABER

“Ey ahali;

Solcuyu, Aleviyi, yargıyı, ahlakı devletten ben dışladım. Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Odatv komplolarını ben hazırladım. Bütün iftira ve yalanları, Kozmik Oda senaryosunu ben uydurdum. Laiklik, demokrasi, meslek örgütleri, sendika ve DKÖ’lerin anasını ben belledim.

AKP’ye dikensiz gül bahçesi sundum…

Ben, bütün alçaklığımla ölülere bile oy verdirirken, siz (AKP muktedirleri); olan-biten karşısında sessiz kaldınız. Hukuksuz, yargısız, tek adam Türkiye’si istediğiniz ve ülkenin o noktaya doğru sürüklendiğini gördüğünüz için ihanetime ses etmediniz… Evet, ne istediysem verdiniz ama sonrasında ‘paralel-marelel’ diyerek, birlikte elde ettiğimiz başarıyı tek başınıza sahiplenmeye kalktınız.

Oysa oturmalı, başarının sonuçlarını da paylaşmalıydık. Bunca işi sadece siz değil; üst akıl, siz ve ben birlikte becerdik. “Bilmiyorduk, haberimiz yoktu” diyemezsiniz. Çünkü herkes kendi rolünü oynadı.

Bakın anımsatayım:

10. Uluslararası Türkçe Olimpiyatlarının kapanış töreninin yapıldığı Ankara Arena Stadında; “Gurbet hasrettir. Hasret bedeli çok ağırdır. Biz, gurbette olup, şu vatan topraklarının hasreti içerisinde olanları aramızda görmek istiyoruz. Gurbet aynı zamanda garipliktir. (…) Diyoruz ki, bu sıla hasreti artık bitmelidir” dediğiniz nutkunuzu unutmuş olamazsınız!

Egenekon dalgalarının tüm hızıyla sürdüğü ve TSK’ya kumpaslar kurduğumuz 4 Temmuz 2008’de, Ülke TV’ye çıkarak operasyonları savunmuş; “Türkiye bağırsaklarını temizliyor, iyi bir noktaya gidiyor. Bu sancılar bir taraftan doğum sancısıdır” diyen ve Pensilvanya’ya gelip benimle görüşenlerden biri Bülent Ersoy değil, Bülent Arınç’tı.

Bülent Arınç, Haziran 2012’de katıldığı Türkçe Olimpiyatlarında yaptığı konuşmada; “O muhteşem insana, (…) (yani bana) şükranlarını sunmuş” bir sınıf arkadaşı Nazım Kaynak’ın Yargıtay Başkanı, diğer sınıf arkadaşı Hüsnü Karakullukçu’nun Danıştay Başkanı olmasından sonra, “Kurban olduğum Allah’ım verdikçe veriyor” demişti.   

Oysa (Allah günahlarımızı affetsin) o atamalar (hâşâ) Allah’ın değil, benim talimatımla gerçekleşiyordu! Şimdi kabul ediyor ve itiraf ediyorum; bizim yani hepimizin, “Allah ve Kuran’la aldatan” günahkârlardan ve maskeli şeytanlardan hiç bir farkımız yoktur.   

Sormak isterim:

Yine sizin cenaha sonradan inisab eden Numan Kurtulmuş, “Harun gibi geldiler, Karun gibi oldular” derken, şimdi bize yönelen her türlü yalan ve iftiraya öncülük yapan Süleyman Soylu, iktidarınızın bulaştığı kirliliği en yüksek perdeden dile getirmiyor muydu?

2000’li yılların başında partinizin kuruluş aşamasında, Pennsylvania’ya gelmiş; yaşadığımız yeri görmüş; kahvemizi içmiştiniz. O gün musluklarımız bozuktu; bizimle beraber bahçedeki hortumdan abdest almıştınız. Aynı dönemde Abdullah Gül de teşrif etmiş; yaşantımıza şahit olmuş ve bizimle aynı safta namaza durmuştu.

Demem o ki, suyu akmayan, muslukları bozuk, kıt kanaat yaşam sürdüğüm fakirhaneden, yüzlerce hizmetlinin çalıştığı saray yavrusu mekâna geçişim elbette AKP’nin maddi-manevi anlamda önümü açmasından sonra gerçekleşti. Dindar maskesiyle Türkiye’yi soyuyor, soygundan elde ettiğim rantın ABD’ye akmasını sağlıyor, okul adı altındaki hücrelerde ABD adına istihbarat topluyordum.

Bir garip sümüklü görüntüsü altında Milyarlarca paraya hükmeden ceberut bir şeytan hüviyetini kazanmam, sizin himmetiniz, benim de maskeli yaşamı kabullenmemle nihayet buldu…

Evet; para, lüks, yönetme-hükmetme hırsı ve şehvet hepimizi bozdu!

Rüşvet, irtikâp, direnen bürokrat ve yurtsever gazetecilere iftira, Türkiye aleyhine casusluk, kara para, kalpazanlık, evrakta sahtecilik… İhaleye fesat, ÖYS, ÖSS, KPSS sınav sorularını çalıp satmak, müritlerime vermek… Bütün bunları yaptık; milyonlarca gencin hakkını, hukukunu, geleceğini kararttık. Ülkenin ne kadar çağdaş kazanımı varsa hepsine düşmanlık güttük! Yargıyı, eğitimi, bilimi, askeri hiyerarşiyi, basını çökerttik! Evet, ben bir alçağım; hatta evrenimizin yetiştirdiği en alçak adam benim!

Ben, hükmetme uğruna ülkemi satacak, üst akla peşkeş çekecek kadar çukurlaşırken, siz, “dereyi geçene dek ayıya dayı” dediniz ve benim her türlü alçaklığıma bilerek, isteyerek göz yumdunuz!

Sizden önce devletin bir sistematiği, konvansiyonları vardı. Bize karşı defans yapıyor, direniyordu. Hepsini birer komployla çökerttik! Evet, birlikte çökerttik! “Kanıt” mı dediniz? Binlerce kanıt var ama çok çarpıcı olanlardan birisi şu:

2004 MGK kararlarında hedeflerim deşifre ediliyor ve size; “önlem alın” deniliyordu. Bugün; “vallahi bilmiyordum, görmedim, ihanete uğradım” diyerek feveran eden dönemin başbakanı ise kararı yerine getirmek üzere metne imza koymuştu…

Sonrasını, uzun yıllar Başbakanlık Müsteşarlığı yapan, aynı zamanda irticayla mücadeleyi takipten sorumlu olan Ömer Dinçer’in “Türkiye’de Değişim Yapmak Neden Bu Kadar Zor?” isimli kitabından aktaran değerli yazar Müyesser Yıldız’ın makalesinden okuyalım:

Tavsiye kararı Başbakanlığa bildirildikten sonra konuyu Başbakanımıza açtım ve gelen yazıyı ‘dosyasına’ kaldırmaya karar verdik. Bu karar metni Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılmadı ve hakkında hiçbir işlem yapılmadı. MGK’nın 1997 yılında irticayla mücadele kararında yapılan hata burada tekrarlanmamıştı. Konudan MGK toplantısına katılan bakanlar dışında kimsenin haberi olmadı ve onları endişeye sevk edecek bir sonucun doğmamasına özen gösterildi.

Bütün toplumsal ve siyasi riski hükümet adına Sayın Başbakanımız, hukuki riski ise ben üstlenmiştim. Darbe söylentileriyle büyük bir baskı altında olsak da bize güvenen insanları sıkıntıya sokacak bir adım atmamıştık…”

Demem o ki, yukarıdaki itiraflarımda da görüleceği üzere darbe teşebbüsüne giden süreç, öyle saklı-gizli değil, herkesin bilgisi ve gözü önünde gerçekleşti. İnsanlar yazdı-çizdi. Bağırarak gelen FETÖ ihanetinden, ülkesini korumak adına hapishanelerde çürüdü, işinden aşından oldu. Yuvaları dağıldı, perişan oldu ama “bizim hareket” işinize geldiği için duymadınız.

Aslında derdiniz benimle mücadele değil, yerinizi sağlama almak…

Benimle, TBMM Darbe Girişimi Komisyonu’nun başına eski dostum-avukatım Reşat Petek’i getirerek mi mücadele edeceksiniz? Fetö’cü olmayan bir vekiliniz yok muydu arkadaş?”

İmza: Ellerini öptüğünüz, Sümüklü Mendillerini Sakladığınız, Artık Suyunu İçmek İçin Yarıştığınız Muhterem Fetullah Gülen Hocaefendiniz.

***

E, şimdi bunca kanıta karşın “bilmiyorduk” yalanına inanmamızı istemeniz, inanmayanlara eza-cefa etmeniz, ortaklığınızı karartmaya çalışmanız, pisliğinizi ona-buna bulaştırmanız, aklımızla alay etmeniz ayıp değil mi? Damatlar tek tek nasıl tahliye ediliyor; bir cevabınız var mı?

Yetmemiş gibi, 15 Temmuz darbe girişimini milli gün ilan ediyorsunuz, insanı aptal yerine koyuyorsunuz!

“Ankara’yı parselleyip” Fetö’ye veren Melih’e, “Fetö’ye Lanet Heykeli” yaptırtıyorsunuz…

Meydanlarımıza 15 Temmuz tabelası çaktırıyorsunuz…

Fetö’yle savaşı, Kurtuluş Savaşıyla müsavi durumuna getirmek istiyorsunuz…

Şaka gibisiniz!

Baksanıza; bir dönem herkes Fetö’ye biat edecek diye etmediğinizi bırakmazken, şimdi “herkes Fetö’den nefret edecek, 15 Temmuz günü bayram yapacak” diyorsunuz!

Murtaza Demir

Odatv

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER