Putin Krizi Fırsata Çevirdi

Rusya'nın, uçağının düşürülmesinin ardından Suriye'ye S-300 füze savunma sistemleri verme kararı, Arap basınının önemli gündem maddelerinden oldu. "Putin uçak düşürme olayını fırsata dönüştürdü” yorumunu yapan Rai Al Youm başyazarı Abdulbari Atwan, "Putin, Suriye ordusunu gelişmiş hava savunma silahlarıyla donatarak bütün Suriye’yi uçuşa yasak bölge haline getirdi" ifadelerini kullandı.

  • GİRİŞ01.10.2018 10:50:00
  • GÜNCELLEME01.10.2018 10:50:00
Putin Krizi Fırsata Çevirdi

Rasthaber - Rusya’nın İL-20 uçağının Lazkiye kentinde düşürülmesinden sonra, Moskova’nın Suriye’ye S-300 füze savunma sistemlerini vereceğini açıklaması, Arap dünyasında bu hafta en çok tartışılan konulardan biriydi. Suriye yönetiminin Hafız Esad döneminden beri istediği ve Rusya’nın İsrail ve ABD’yi kızdırmamak için vermediği S-300 sistemlerini bu sefer vereceğini açıklaması, Arap basınında “Putin, krizi fırsata çevirdi” şeklindeki yorumlara neden oldu.

Konuyla ilgili en sık dile getirilen yorumlardan bir diğeri ise, İsrail’in olaydan dolayı oldukça pişman olduğu yönünde. Zira Suriye yönetimine S-300’leri altın tepsiyle sunmuş oldu.

Arap dünyasının bu hafta en fazla tartıştığı bir başka konu da Birleşmiş Milletler’in (BM) 73’üncü Genel Kurul görüşmeleriydi. Trump’ın “Küreselleşmeyi reddediyoruz” şeklindeki sözleri bütün dünyada olduğu gibi Arap dünyasında da “yeni dünya düzeni” tartışmalarını tekrar başlattı.

BM görüşmelerinde çok bariz hissedilen olan ABD-İran gerginliği de bu hafta Arap basınında geniş bir şekilde yer aldı. İran’a karşı ABD ambargolarını destekleyen Körfez ülkeleri basınına karşı bazı gazetelerde ABD ambargolarının İran’da çok da işe yarayamayacağı, daha doğrusu amacında başarılı olmayacağı şeklindeki yorumlar dikkat çekti.

BM Genel Kurul görüşmeleri nedeniyle, BM’nin yapısı ve bir revizyona olan ihtiyaç bu hafta Arap gazetelerinde çokça ele alındı. Birçok gazete ve yazar BM’yi başarısız bir oluşum ve sadece büyük güçlerin çıkarlarına hizmet eden bir yapı olarak nitelendirerek, BM’nin yapısında köklü değişikliklere gidilmesi gerektiğini vurguladı.

‘PUTİN KRİZİ FIRSATA ÇEVİRDİ’

Rai Al Youm başyazarı Abdulbari Atwan, Rusya’nın Suriye’ye S-300 savunma sistemlerini teslim edeceğini açıklamasının ardından başlayan tartışmalarla ilgili olarak, “Putin uçak düşürme olayını fırsata dönüştürdü” yorumunu yaptı. Atwan’a göre Putin, Suriye’ye S-300’leri vererek Suriye’nin bütününü uçuşa yasak bölgeye dönüştürecek:

“Putin’in ülkesine ait uçağın düşürülmesini Rus-İsrail ilişkilerini tekrar gözden geçirmek için kullanması ve bu krizi fırsata çevirmesi garipsenecek bir durum değil. Özellikle de bazı taahhütlerine riayet edecek ve dostlarını sayacaklarını düşündüğü bazı kesimler tarafından arkadan zehirli bir hançer yedikten sonra.

Devlet Başkanı Putin, Suriye Arap Ordusu’nu S-300 savunma sistemleri gibi gelişmiş hava savunma silahlarıyla donatarak bütün Suriye’yi uçuşa yasak bölge haline getirdi. Gerek İsrail gerekse de Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı. Bu askeri gelişme de Suriye’de hatta bütün Orta Doğu’da olayların gidişatını değiştirebilecek niteliktedir.

İsrail 18 ayda 200’den fazla hava saldırısıyla Suriye’deki İran varlığını bitiremedi. Acaba İsrail bundan sonra Rusya’nın bu öfkeli kalkışmasının ardından bir kere bile Suriye’ye saldırmaya cesaret edecek mi?”

‘BÜTÜN DENGELERİ SARSACAK BİR GELİŞME’

Rus uçağının Suriye hava savunma silahlarıyla düşürülmesinin ardından, Rusya’nın S-300 sistemlerini Suriye ordusuna vermesi yönündeki beklentileri sıkça dile getiren Suriye basınında, S-300 sistemlerinin verilmesi memnuniyetle karşılandı.

Suriye Teşrin gazetesinden Şevket Ebu Fahır, Rusya’nın uzun süredir istenilen S-300 hava savunma sistemlerinin Suriye’ye teslim edilmesinin sahadaki bütün dengeleri alt üst edeceği yorumunu dile getirdi:

“İsrail’in son saldırısı ve Rus askerlerinin ölümüne sebep olması Rusya için zor bir dersti. Bunun üzerine Moskova İsrail’in son yaptığının bir daha tekrar etmesini önlemek amacıyla Suriye’nin S-300 savunma sistemleriyle donatılacağını açıkladı.

S-300 hava savunma sistemlerinin Suriye’ye bu askeri gelişmeler ışığında ulaşması, Suriye’deki angajman kurallarının tamamen değişeceğine işaret etmektedir. Bu da sahadaki dengelerin önümüzdeki süreçte tamamen alt üst olacağını göstermektedir.”

‘ABD AMBARGOLARI BAŞARILI OLAMAYACAK’

Merkezi Londra’da bulunan ve Katar destekli, Kuds El Arabi gazetesi yazarı Şefik Nazım, Birleşmiş Milletler Genel Kurul görüşmelerinde dikkat çeken ABD-İran çekişmesini değerlendirdiği yazısında, ABD ambargolarının İran ve Rusya gibi ülkelerde başarılı olamayacağını savundu. Yazar bu düşüncesini de Küba’ya uygulanan ambargoları hatırlatarak savundu:

“Amerika Birleşik Devletleri’nin Florida’ya birkaç mil uzaklığındaki küçücük ülke Küba’ya yönelik uyguladığı yaptırımlar başarılı olamadı. Bu da ABD’nin İran ve Rusya gibi ülkelere yönelik ambargo uygulayacağını açıklaması ABD’nin siyasetine hizmet etmiyor.

ABD ambargolarının amacı İran’ın bölgeden çıkmasını sağlamaktı ancak çok açık ki, bu yaptırımlar İran’ın birden fazla bölgede varlık göstermesini beraberinde getirecek. Çünkü İran, birden fazla ülkede var olmasının ve yayılmasının, başına 2003’te Irak’ta olanların gelmemesinin garantisi olduğunu düşünecek. Zira bu yaptırımlar eğer İran’ı görüşme masasına oturmaya zorlayacaksa da, İran Trump gidene kadar bekleyecek ve görüşme masasına oturmayacak. Bu da İran ve diğer başka ülkelerin 2020 veya 2024 yılına kadar beklemesi demektir.”

‘KÜRESELLEŞME SONA MI ERİYOR?’

Birleşmiş Milletler’in 73’üncü Genel Kurul görüşmelerinde başta ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarıyla beraber, küreselleşmenin sona erdiği ve buna bağlı olarak yeni dünya düzeniyle ilgili tartışmalar başladı. Suudi Şark’ül Evsat gazetesi yazarı Emil Emin de bu tartışmalarla ilgili, BM’deki genel havaya değinerek, milletler arasında barışçıl bir iradenin olmadığını yazdı:

“Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in bahsettiği dünya düzenin çöküşü meselesi, mavi gezegenin karşı karşıya kaldığı tehditlerle alakalıdır. Nitekim, iklim değişikliğinin ihmal edilmesi dünyadaki canlıların hayatının sonunu getirebilir.

Küreselleşmenin vaftiz babası Thomas Friedman bize yeni bir düzen müjdelerken, Francis Fukuyama tarihin sonu olan kapitalizm ve liberalizmin totaliter bir mantıkta 3’üncü Reich’in düşüncesinden farklı olmadığını kendinden çok emin dille iddia ediyor. Ancak milletleri asıl şoke eden şey ise bugün küreselleşmenin yok olduğudur. Bunu da milliyetçiliğin yükselmesi, radikalizmin ve şovenist çatışmaların artmasında görmekteyiz. Bunların hepsi de tek bir şey ifade ediyor; mevcut dünya düzeninde yapısal ve tektonik bir bozulma var.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun son oturumlarında da büyük ülkelerin birbirini izlemesi dışına bir şey olmadı. ABD Başkanı Trump, Çin’i kendisini devirmeye ve ülkesinin seçimlerini müdahale etmeye çalışmakla suçladı. Bu da barışçıl bir iradenin olmadığını gösteriyor. Aynı durum füzeleriyle Orta Doğu’da neredeyse Armageddon mitolojisini gerçekleştirecek olan Ruslar için de geçerlidir.”

BM’NİN YAPISINDA DEĞİŞİM MÜMKÜN MÜ?

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleriyle beraber, sıkça tartışılan bir diğer konu da BM’nin yapısı oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın her fırsatta dile getirdiği “Dünya 5’ten büyüktür” düşüncesi, farklı şekillerde de olsa Arap gazetelerinde de sık sık dile getiriliyor.

Birleşik Arap Emirlikleri destekli El Arab gazetesi yazarı Ahmet Ebu Duh, konuyla ilgili yazdığı makalede, BM Güvenlik Konseyi’nde bir revizyona gitmeden, BM’de bir değişimin olamayacağını belirtti:

“Birleşmiş Milletler’in genel kurul görüşmeleri, dünyadaki liderlerin genel sorunlarla ilgili yıllık ‘gazlarını boşaltma’ toplantılarına dönüşüyor. Ve bu toplantıların sonunda sorunlarla ilgili hiçbir çözüme ulaşılamıyor. Sadece New York kentini bir diplomatik açık arttırma sahasına çeviriyor.

Bu dinamizm BM’nin esas kaidelerine geri dönmesi meselesini yansıtmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden sonra üçüncü bir dünya savaşının çıkmasını engellemek. Bu da BM’nin bu gün yaptığı tek şey. BM Güvenlik Konseyi’nde görev almış bazı diplomatlar ise BM’yi, ‘pistte uçamadan öyle duran uçağa’ benzetiyor. Ki bu diplomatlara göre uçağın kalkması için bir revizyona ihtiyacı var.

Ancak genel itibariyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde köklü değişikliklere gitmeden BM’nin yapısında bir revizyon beklemek zor. Çünkü BM’deki en güçlü oluşum güvenlik konseyidir.”

gazeteduvar

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun