Resulullah'tan Geriye Kalmış Tefsir

  • GİRİŞ09.09.2018 10:16:50
  • GÜNCELLEME09.09.2018 10:16:50
Resulullah'tan Geriye Kalmış Tefsir

Rasthaber - Kur'an-ı Kerim anlam ve öğretileri ayetlerin zâhirinden anlaşılanlara özgü olmadığını biliyoruz. Bilakis Kur'an'ın zâhiri ve bâtını vardır, onun anlam ve öğretileri oldukça kapsamlı ve derindir; bizzat kendisinin söylediği gibi herşeyin “tıbyan”‌ıdır. Rivayetlerde geçmiştekilerin ve kıyamet gününe kadar geçecek olanların bilgisi, insanların bilmediği ve üzerinde ihtilaf ettiği şeylerin hükmü ve beyanı, göklerin, yerin, cennet ve cehennemin haberleri, olmuş ve olacakların bilgisi,  hepsi onda mevcuttur.[1] Diğer taraftan Kur'an'ın anlamlarını ve bilgilerini anlama niyetiyle gerekli hazırlıkları yapan kişi, hatta mevcut rivayetlerden, yani Allah Rasülü'nün ve çok kıymetli vasilerinin (salavatullahi aleyhim ecmain) bize ulaşan söz ve amelle sünnetinden yardım alarak bile olsa  Kur'an-ı Kerim'in tüm anlam ve öğretilerini bulup çıkaramayacağını görecektir. Her ne kadar muhtelif konulardaki mevcut rivayetler ve sünnet, ayetlerin manalarını anlamada bize yardım etse de, ayrıca ayetlerin naslarından ve zâhirlerinden, Hz. Peygamber'den geriye kalmış kavlî ve amelî sünnetten vahyin maarifi ve ilahi ahkamın bir bölümü öğrenilse de Kur'an-ı Kerim'deki malumatın ağırlıklı kısmına ulaşmakta yetersiz kalacağımızda tereddüt yoktur, mevcut rivayetler hiçbir şekilde onlara ulaşmak için yeterli değildir. Hele de mevcut rivayetlerin çoğunun senedinin muteber ve güvenilir olmadığı düşünülürse.

Hulasa, hiç kuşku yok Allah Rasülü'nün (s.a.a)  Kur'an'ın tefsirine ve onun tenzil ve teviline dair bütün beyanları elimize ulaşmamıştır ve ne yazık ki bir yandan Emirulmüminin Ali'nin (a.s) erişilmez makamından bir kenara itilmesi ve Allah Rasülü'nün (s.a.a)  ilim ve hikmet kapısının insanlığın yüzüne kapatılması, diğer yandan Allah Rasülü'nün (s.a.a)  hadislerinin derlenmesinin önlenmesi ile bu iş Hz. Peygamber'in (s.a.a)  rıhletinden sonra uzun yıllar zalimler ve cahiller tarafından gerçekleştirilmiştir.

Sonuç

Yapılan açıklamalardan anlaşılan şudur ki, Allah Rasülü (s.a.a)  Kur'an'ın bütün anlam ve ögretilerine vakıftı. Kendisi, risalet asrında Kur'an'ın tamamını tefsir etmiş, tüm mana ve maarifi açıklamış, tenzil ve tevilini izah etmiş ilk ve en üstün müfessirdi. Hazret-i Ali de (a.s), Allah Rasülü'nün (s.a.a)  beyan ettiklerini eksiksiz öğrenmiş ve hıfzetmişti. Fakat ne yazık ki bu birikimin tamamı elimize geçmemiştir. Hazret'in Kur'an tefsirine dair söylediklerinin pek azı muteber senedi olmayan rivayetler arasında bize ulaşmıştır ve hiç tereddütsüz çağımızda tefsirin kıymetli kaynaklarından sayılmaktadır. Fakat ayetlerin tefsiriyle ilgili olarak Hazret'ten nakledilenlerin hepsi güvenilir değildir. Çünkü Peygamber'in (s.a.a)  zamanında bile o kadar yalan uydurulmuştu ki insanlara hitap ederek şöyle buyurdu:

“Ey insanlar, bana yalan isnat edenlerin sayısı arttı. Kim kasden benim adıma söz uydurursa ateşte yerini hazırlasın.”‌ [3]

 Bu rivayet her halükarda Allah Rasülü (s.a.a)  adına söz uydurulduğunu gösteren kesin delildir. Çünkü ya Allah Rasülü (s.a.a)  bu sözü söylemiştir ve rivayete göre Hz. Peygamber'e yalan yere söz isnat edenler çoktu, ya da söylememiştir ve bu durumda bu rivayet yalan yere ona söz isnat edildiğinin kanıtıdır. Dolayısıyla kendisine isnat edilen tefsirle ilgili rivayetler arasında sadece mütevatir veya kesin karine yoluyla Hz. Peygamber'den geldiğini kesin olanlara güvenilebilir. Yahut hiç olmazsa mevsuk raviler kanalıyla bize ulaşmış olmalıdırlar.

Hüccetül İslam Dr. Aliekber Babai  

ehlader


[1]   Bkz: Usülü Kafi, c. 3, s. 133, kitabu fadli'l-ilm, babu'r-red ile'l-kitab ve's-sünne, 7 ve 8. hadisler.

[2]   Rivayette geçen “kizab”‌ kelimesi “kef”‌ harfi kesreli ve “z”‌ de tahfifle okunabilir ve yalan manasına “kezebe”‌ fiilinin masdarı olabilir veya “mekzub”‌un vasfı anlamına ve yalan manasına gelebilir. Yahut “kef”‌ harfi fethalı ve “z”‌ de teşdidle okunabilir ve belli bir topluluk için vasıf ve yalancılar topluluğu manasına gelebilir. Bkz: Meclisi, Muhammed Bakır, Mir'atu'l-Ukul, c. 1, s. 211.

[3]   Usülü Kafi, c. 1, s. 114, kitabu fazli'l-ilm, babu ihtilafi'l-hadis, hadis 1; el-Hisal, s. 255, babu's-selase, hadis 131; bu sözün benzeri Nehcu'l-Belağa'da, s. 665, hutbe 201'de de geçmektedir.

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun