Allah'a Şirk Koşmak

  • GİRİŞ17.07.2018 07:11:38
  • GÜNCELLEME17.07.2018 07:11:38
Allah'a Şirk Koşmak

Rasthaber - İmam Sadık'tan (a.s) şöyle nakledilir: Büyük günahların en büyüğü Allah'a şirk koşmaktır.[1]

"Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar."[2]

Şirk haricinde diğer günahların bağışlanma ihtimali vardır. Müşrik, Muvahhidin zıddıdır. Dinin ana temel ve esası olan tevhit gibi şirkin de kısımları vardır. Şirkin kısımları şunlardan ibarettir:

1- Zatta tevhit ve şirk

2- Sıfatta tevhit ve şirk

3- Fiilde tevhit ve şirk

4- İtaatte tevhit ve şirk

5- İbadette tevhit ve şirk

1- Zatta Tevhit ve Şirk

Allah’ın zatını bir, kadim ve ezeli bilmektir. Soyut ve somut tüm alemleri yaratan sebep O'dur. Bu konuda şirk Allah’ın zatını birden çok bilmektir. Mesela Seneviye fırkası şöyle söylemektedir: Âlemde biri hayırların diğeri de şerlerin kaynağı olmak üzere iki eşit, iki kadim ve ezeli zat vardır. Birinin adı Yezdan diğerinin adı ise Ehrimen'dir. Onların bu bozuk inançlarının batıllığı Kuran ayetleri ile aydınlığa kavuşmaktadır.[3]

2-Sıfatta Tevhit ve Şirk

Hayat, ilim, kudret ve irade gibi Allah'ın diğer sıfatlarını da Allah'ın zatıyla bir bilmek Allah'tan gayrisi için sonradan kazanılan sıfatlar olarak kabul etmektir. Yanı bu sıfatların her birini Allah'ın mahlûklara olan bağış ve ihsanı olarak görmek gerekir.

Sıfatta şirk ise mevcut sıfatları Allah'ın zatından ayrı bir şey olarak kabul etmektir. Muvahhitler Allah'tan başka hiç kimsenin kendi zatından kaynaklanan hiçbir şeyleri olmadığını, zat veya sıfat olarak neye sahiplerse Allah'a borçlu olduklarını[4] yakin olarak bildikleri için kendileri veya bir başkasını övmekten korkarlar.

Karun aşağıdaki cümleleri söyleyince kâfir oldu: "Karun, "Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir" dedi.[5]

3- Fiilde Tevhit ve Şirk

Bütün âlem Allah'ın tasarrufu altındadır ve yakinen bilinmelidir ki ister Rablik ister ulûhiyet makamında olsun hiçbir şan ve makamda ortak ve şerik yoktur. İnsana tatma duyusunu vermiştir ki çeşitli nimetleri tatsın, kendi ve bütün varlıkların Rabbini hikmet ve azametle tanısın. Gerçekte fiilde tevhidin manası "La havle ve la kuvvete illa billâh" cümlesinin anlamını anlamaktır.

İnsanın varlığının aslı Allah'tandır. Yaptığı fiillerdeki gücü de Allah'tandır. Yani bilgi, güç ve irade esasına göre hayır ya da şer işlemesi için ona güç veren Allah'tır. Bu güç ve kudret de Allah’ın iradesiyle sınırlıdır.

İmam Ali (a.s) Nehc'ul Belaga'da şöyle buyurmaktadır: "Allah'ı kararları ortadan kaldırmak ve himmetleri yok etmekle tanıdım."[6] Sadece Allah'ı etki sahibi bilmek, bütün eserlerin meydana getiricisi olarak tanımak, tevhitte gerçekten çok büyük ve yüce bir makamdır. Bu makamlardan birkaç tanesi;

 Allah’tan Korkmak

Mümin, işlediği günah sebebiyle Allah'ın azameti dışında hiçbir şeyden korkamamalıdır. Zira yakinen bilmektedir ki uçan, otçul, kemirgen ve Ben-i Âdem bütün yaratılanlar Allah'ın ordusudur ve O'nun izni olmadan hiçbir fayda ve zararları dokunamaz. Hz. Peygamberin (s.a.a) secde duası şöyledir: "İlahi! Bana hışmın olmazsa ben artık hiç bir şeyden korkmam."[7]

Allah'a Ümit

Muvahhit ve mümin bir şahıs Allah’tan başkasına ümit bağlamamalıdır. Hz. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: "Hiç biriniz Allah’tan başkasına ümit bağlamamalısınız. "[8] Eğer birisi kendi işlerinde Allah'tan başkasına umut bağlarsa, sadece Rabbine ümit bağlaması için lütuf ve keremiyle o ümidini, ümitsizliğe çevirir.

Nimet Sahibine Teşekkür

Muvahhit ve mümin kişi tüm varlıkların zat ve sıfat olarak Allah'ın mahlûku olduğunu, kimin eliyle olursa olsun bütün hayırların Allahtan olduğunu ve sadece Allah'ın hayır verdiğini bildikten sonra Allah’ı hamd-u senaya layık bilir ve şükreder. Bilgi ve bilinçle "Elhamdülillah" der. Mümin bir kişi vasıtalara da teşekkür ediyorsa onu Allah'tan gelen hayrın mecrası ve kanalı olarak kabul eder. Zira Allah da bu cihetten dolayı onlara teşekkür edilmesini emretmiştir.[9]

Tevekkül

Muvahhit bir insanın menfaat yahut zararı defetmede ümidi ve dayanağı mutlak surette Allah (c.c) olmalıdır. Tevekkül mahlûkun kendi zatından hareketle hiç kimseye zarar ya da hayır veremeyeceğine, hiç kimsenin ona bir şey veremeyeceğine ya da verilene mani olamayacağına, yakin olarak inanmaktır. Tüm mahlûklardan ümidini kesmelidir. Kul böyle olursa Allah'tan gayrisi için ne korku, ne ümit ne de bir beklenti için hiçbir amel yapmaz.

Teslimiyet

Muvahhit bir insan Allah'ın bütün mukadderatına kelimenin tam anlamıyla teslim olmalıdır. Hiçbir tekvini unsurda (izzeti, zillet, sıhhat, hastalık, zenginlik, fakirlik, ölüm ve hayat) ve mükellef olduğu unsurlarda (vacipler ve haramlar) ne diliyle ne de kalbiyle hiçbir itirazı ve inkârı olmamalıdır.

Muhabbet

Muvahhit şahıs yakinen ona ve diğer yaratılanlara nimet verenin Allah olduğunu bilir. Herhangi bir mahlûktan kendisine bir şey ulaşırsa o da Allah'tandır. O’nun karar kılmış olduğu sebeplerdir. Buna istinaden ilgi, alaka ve dostluğu sadece Allah'a olmalıdır. Hiçbir mahlûku Allah'tan bağımsız sevmemelidir. Onun sevgisi sadece yaratılan, Allah'ın mahbubudur cihetiyledir. (Allah'ın sevdiğini sevmek Allah'ı sevmektir.) Onun sevgisi Allah'ın emriyledir.

Hz. İmam Sadık'tan, "O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar! Allah'a kalb-î selim ile gelen başka."[10] ayetinin tefsirini sorduklarında İmam Sadık (a.s ) şöyle buyurdu: "Kalb-i selim, Allah’ın huzuruna çıktığında orada Allah'tan başkasının sevgisinin olmadığı kalptir. İçinde şirk ya da şüphe olan kalp helak olur... "[11]

4- İtaatte Tevhit ve Şirk

Mümin bir şahıs kendisi ve diğer mahlûkların, yaratıcı, rızık veren, eğiten ve öğretenin Allah olduğuna yakin olarak inandıktan sonra akıl ve imanın hükmüyle itaat noktasında Allah'tan başkasını kendisi için üst ve merci yapmaz. Sadece Allah'a itaati gerekli ve lazım bilir. Diğer mahlûkları kedisiyle eşit bilir. Onlar da kendisi gibi mahlûk, aciz ve zayıftırlar. Kendilerinden kaynaklanan hiçbir şeye sahip değillerdir. Allah'tan başka hâkim kabul etmez. Velayet sadece ve sadece Allah'a aittir. Allah kimi tayin ederek ona velayet verip mahlûkları ona yönlendirdiyse ona itaat de farz olacaktır. Çünkü ona bunu veren Allah'tır. İlahi velayet sahipleri sadece peygamberler, hidayet imamları, birinci derecede onların has naipleri ve İmam-ı Zaman'ın (a.f) gaybet dönemindeki gibi ikinci derecede genel niyabet sahipleridir. Allah Kuran'da şöyle buyurmaktadır: "Kim Resul’e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur."[12]

Bir başka ayette ise şöyle buyuruyor: "Ey İnananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin."[13]

Adil Müçtehide İtaat

Gaybet zamanında tüm şartlara haiz müçtehide itaat lazımdır. Ona itaat İmam'a itaattir. Çünkü imam tarafından tayin edilmiştir. İmam Mehdi’nin (a.f)  gönderdiği son tevkide (mektup) müçtehitlerin, kendisinin hüccetleri olduğunu beyan etmiştir. İmam Cafer-i Sadık'tan (a.s) şöyle nakledilir: Sizden olan kimseye yani on iki imam Şia'sı olan kimseye bakın. O Ehl-i Beyte tabidir ve bizim hadislerimizi size ulaştırır. Bizim helal ve haramlarımıza bakar ve bizim hükümlerimizi tanır. Öyleyse onun hükümlerine razı olun. Şüphesiz ben onu size hâkim kıldım. Ne zaman bir şeye hükmeder ve kabul edilmezse Allah’ın hükmü hafife alınmış ve bize iade edilmiştir. Bizi reddeden Allah’ı reddetmiştir. Allah’ı ret ise şirk haddindedir.[14]

Şeyh Ensari, İmam Hasan Askeri'den (a.s) şu içerikte bir hadis nakletmektedir: Fakih, fıkıha hâkimiyetine ilave olarak heva ve hevesine uymamalı ve kelimenin tam anlamıyla kendi mevlasına tabi olmalıdır. Hal böyle olursa ona itaat masum imama itaattir. Ona itaat vaciptir.[15] Bu itaat şartlı bir itaattir. Eğer bir haramı emreder ya da bir vacibi terk etmesini isterlerse bu durumda onlara itaat edilmez.  Allah ve Resulüne itaat daha önceliklidir.  "Biz, insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik. onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi  bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme.”[16]

 Fıkıhsal hüküm ve vazifelerin öğrenilmesi konusunda makam, mal ve riyaset sevdalısı olan âlimlere müracaat edilmemelidir. Allah (c.c) Hz. Davud'a şöyle buyurdu: Benimle kendi aranda dünyaya gönül vermiş bir âlimi vasıta karar kılma ki seni benim dostluğumdan uzaklaştırır. (Yani seni de kendisine benzetir.) Şüphesiz onlar benim kullarımın yollarındaki haramilerdir. Onlara karşı muamelemin en azı onların kalbinden benimle münacat etme tadını alırım.[17]

Antlaşmazlık ve davalarında zalim hâkime müracaat eden kimseler onlara tabi olmuş demektir. Tağuta (putpereste) müracaat etmiş gibidir. Hak sahipleri dahi olsalar aldıkları her şey haramdır. Bu hüküm İmam Sadık'ın sarih sözüdür. [18]

5- İbadette Tevhit ve Şirk

Allah (c.c) azametinin fazlını izhar etmek için kullarını kendi dergâhına yaklaşmaları, o dergâhın bereketinden faydalanmaya davet etmiştir. Nefis tezkiyesi ve gerekli taharet mertebeleri yerine getirildikten sonra tam bir nuraniyet ve ibadetin bereketiyle Allah'ın dergâhına yaklaşılır ve faydalanılır.

Niyette Halis Olmak

Allah (c.c) ibadet için belli başlı kurallar ve şartlar karar kılmıştır. Onların en önemlisi niyette ihlâstır. Hatta ihlâsı ibadetin olmazsa olmaz şartı karar kılmıştır. "De ki: Bana, dini Allah'a halis kılarak O'na kulluk etmem emredildi."[19]

Riya

İnsanlara göstermek, onların yanında değer kazanmak amacıyla yapılan davranışlar riyadır. İster uhrevi işlerde isterse de dünyevi işlerde olsun hüküm aynıdır. Örneğin beden temizliği, Allah'ın emrini yerine getirmek, verdiği nimeti izhar etmek amacına yönelik olursa ibadet, insanlara göstermek amacına yönelik olursa riya olur.

Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: Sizin için en çok küçük şirkten korkuyorum. Ey Allah’ın Resulü! Küçük şirk nedir? Diye sordular. Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:

"Riya küçük şirktir. Kıyamet günü Allah kullarına amellerinin karşılığı olarak mükâfat verince riyakâr kullarına şöyle buyuracaktır: Kendisi için amel ettiğiniz kimseyi bulun ve mükâfatınızı ondan isteyin.”[20]

Kıyamet günü riyakâr kimse dört isimle çağrılır: Ey kâfir! Ey günahkâr! Ey hilebaz! Ey hüsran ehli! Senin amelin batıl ve mükâfatın yok olmuştur. Mükâfatını kendisi için amel ettiğin kimseden iste.[21]

“O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir."[22]

İyi bir amel yapan bir adam yaptığı bu işte Allah'ın rızasını değil de insanların beğeni ve övgüsünü amaçlarsa bu adam ibadette Allah'a şirk koşmuştur. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Kim yaptığı ameli gizlerse (yani sadece Allah rızasını gözetirse) sonunda Allah (c.c) onun bu hayır amelini gün ışığına çıkarır. Kim kendi şerrini insanların beğenisini kazanmak için gizlerse Allah (c.c) bir gün bu şerri mutlaka ortaya çıkarır.[23]

Riyanın kaynağı makam ve mevki sevgisidir ve riyakârların riya yaptıkları şeyler beş tanedir:

  1. Bedende Riya:

Uhrevi olarak; bedenini zayıf ve ince gösterir ki sanki ahiretle o kadar meşguldür ki bunlarla uğraşacak vakti yoktur. Dünyevi olarak; pahalı ve temiz giyinir. Beden kaslarını geliştirir ve onunla gösteriş yapar.

  1. Kıyafette Riya:

Uhrevi olarak; tıraşına dikkat eder, gelenek ve göreneklere, edep ve terbiyeye özellikle dikkat eder. Bazen de yırtık ve temiz olmayan elbiseler giyer. Dünyevi olarak; insanlara gösteriş yapmak adına çok pahalı ve lüks elbiseler giymek.

  1. Sözde Riya:

Uhrevi olarak; insanların gözü önünde dudaklarını hareket ettirerek zikirle meşgulmüş gibi göstermek. Yahut da kendi üstünlüğünü ifşa etmek adına öğüt ve nasihatte bulunmaktır. Dünyevi olarak; İnsanlar kendisine saygı duysun diye sahip olmadığı değerleri saymak, bir toplantıda dile getirilen her mevzu ve konuda her konuda bilgi sahibi olduğu bilinsin diye fikir belirtmek. Halkın kendisini sevmesi için diliyle dostluk ve sevgi mesajları vermek ve yağcılık yapmak.

  1. Amelde Riya:

Uhrevi olarak; insanların huzurunda namazda iken uzun sureler okur, rükû ve secdeleri uzatır, namazda huzu-huşu göstererek ibadetlere oldukça bağlı olduğunu göstermeye çalışır. Dünyevi olarak; cömert olduğunu göstermek için malından bir kısmını insanların hoşlarına giden yerlere onların huzurunda harcar.

  1. İtaat ve Diğer Şeylerde Riya:

Uhrevi olarak; âlimlerin, takva sahibi kimselerin toplantısına katılır, onları kendi evine davet eder. Ama bunları yaparken kastı halka kendisinin kalburüstü insanlarla oturup kalktığını göstermektir. Dünyevi olarak; insanlar arasında nüfuz kazanmak için yöneticilerin yanına fazla gidip gelir.

Büyük Günahlar Kitabından Alıntıdır


[1] Vesail'uş Şia Kitab-i Cihad c. 11 s. 254, Usul-u Kafi c. 2 s. 278

[2] Nisa/48

[3] "De ki: Hepsi Allah'tandır." Nisa/78

[4] "Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sîzsiniz. Zengin ve övülmeye layık olan ancak O’dur." Fatır/15

[5] Kasas/78

[6] Nehc'ul Belaga, Subh-i Salih s. 511

[7] Bihar'ul Envar c. 15

[8] Nehc'ul Belaga Subh-i Salih s. 482

[9] Mahlûklar arasından ihsan sahibine teşekkür etmeyen Allah'a da teşekkür etmez." Bihar'ul Envar c. 71 s. 44

[10] Şu'ara/88-89

[11] Usul-u Kâfi Bab: İhlâs hadis 5 s. 14

[12] Nisa/80

[13] Nisa/59

[14] Bihar'ul Envar c. 13, Furu-u Kâfi c. 7 s. 413

[15] Tefsir-i İmam Haşan Askeri, İhticac-i Tebersi c. 2 s. 263

[16] Ankebut/8

[17] Usul-u Kâfi c. 1 s. 37 hadis: 4

[18] VesaıTuş Şia, Kîtab-i Kaza bab: 11 s. 99

[19] Zümer/11

[20] el-Beyza c. 6 s. 140 bab: er-Riya

[21] el-Beyza c. 6 s. 141

[22] Hac/11

[23] Usul-u Kâfi s. 222 Bab'ur Riya, Hadis:4

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun