İslamda İbadet

  • GİRİŞ10.02.2019 09:16:11
  • GÜNCELLEME10.02.2019 09:16:11
İslamda İbadet

Rasthaber - Yegane Allah'a tapmak ve O'ndan başka bütün varlıklara tapmaktan sakınmak, peygamberlerin Allah tarafından getirdiği öğretilerin temel ilkelerinden biridir. Hiçbir peygamberin sunduğu öğretiler arasında ibadetin olmadığı söylenemez. Bilindiği üzere mukaddes  İslâm dininde de ibadet bütün öğretilerin başında gelir. Ancak şu var ki, İslâm dininde, yaşamdan ayrı ve sadece öteki dünyayla ilgili birtakım emirler, öğretiler  şeklinde ibadet yoktur;  İslâm dininde ibadetler yaşam felsefe ve biçimleriyle iç içe yaşamın metni, özü ve muhtevasıyla birliktedir. İslâm'da bazı ibadetler topluca ve fertlerin işbirliğiyle ortaklaşa yerine getirilir; ancak İslâm dini, bireysel ibadetleri de bireyin bazı yaşam görevlerini de içerecek bir şekilde düzenlemiştir. Meselâ, kulluk sunmanın en mükemmel göstergesi olan namaz, İslâm dininde öyle şekillenmiştir ki, hatta bir kuytu köşeye çekilip tek başına namaz kılmak isteyen bir kimse bile temizlik, başkalarının hakkına saygılı olma, vakit bilirlik, yön bilirlik, duyguları kontrol etme, Allah'ın iyi kullarına barış ilânı gibi bazı toplumsal ve ahlâkî vazifeleri herhangi bir baskı olmaksızın kendiliğinden yerine getirir.

İslâm açısından, Allah'ı göz önünde bulundurarak Allah rızası için yapılan bütün yararlı ve hayır işler ibadettir. D

olayısıyla öğrenim görmek, çalışıp çaba harcayarak para kazanmak ve toplumsal faaliyetlerde bulunmak, eğer Allah için ve Allah yolunda yapılırsa ibadettir. Bununla birlikte, İslâm dininde namaz ve oruçta olduğu gibi sadece ibadet törenlerini yapmak için kendi başına belli bir felsefesi, hikmeti olan birtakım emirler, öğretiler de vardır.

İbadetlerin Dereceleri

Kişilerin ibadet telakki ve anlayışı bir olmayıp, kişiden kişiye değişir. Bazılarına göre ibadet, bir muamele, değiş-tokuş, ücret karşılığı  iş  satmak  ve  karşılığında ücret almaktır. Bir işçinin, iş gücünü işverenin lehine harcayıp karşısında bir ücret aldığı gibi, ibadet eden kimse de Allah için zahmetlere katlanır, eğilip doğrulur ve ister istemez bunun karşılığında bir ücret bekler; ancak bu ücret ahiret yurdunda verilir ona. İşçinin çabasının yararı  işvereninden aldığı ücretle tanımlanacağı, ücret almadığı takdirde harcadığı güç boşa gideceği gibi, ibadeti muamele olarak görenler açısından ibadet eden kimsenin ibadetinin faydası da, ahiret yurdunda birtakım maddî nesneler  şeklinde kendisine verilecek ücret ve mükâfattır.Her işveren, işçinin işinden elde ettiği kârdan dolayıücret vermektedir. Ama mutlak mülk ve melekût sahibi bir işveren zayıf ve güçsüz bir kulun işinden ne gibi bir yarar bekleyebilir? Ve yine o büyük işverenin verdiği ücret ve mükâfatın bir lütuf ve bağış olduğunu varsayarsak, o hâlde bu lütuf ve bağış neden az da olsa bir miktar enerji harcamaksızın verilmiyor? Bu ince hususlar böyle âbidler için hiçbir zaman söz konusu olmayan bir muammadır. Böyle kimseler açısından ibadet, dil ve vücudun di-ğer organları vasıtasıyla yapılan bu bedensel ameller ve gözle görünen hareketlerden ibarettir.  İşte bu, bir türlü ibadet anlayışıdır ve tabi ki bu anlayış, ibadet konusunda avamca ve cahilce bir görüştür. İbn-i Sina'nın "el-İşarât" adlı kitabının dokuzuncu bölümünde dediği gibi, bu tür ibadet Allah'ı hakkıyla tanımaksızın yapılan ibadettir ve sadece her türlü araştırmadan mahrum cahil ve mazeretli kimselerden kabul edilen bir ibadet şeklidir. 

İbadet konusundaki başka bir telakki ve anlayış da ârifane algılayıştır. Bu görüşe göre işçi-işveren ilişkisi ve işçiyle işveren arasındaki ücret, hizmet ilişkisine benzer bir anlayış burada söz konusu değildir ve olamaz da. Bu anlayışa göre, ibadet Allah'a yakınlaşma merdivenidir; insanın miracıdır; ruhun yücelmesidir; ruhun varlık âleminin görünmeyen merkezine uçuşudur; ruhsal yeteneklerin eğitilmesi ve insanın melekûtî güçlerinin idmanıdır; ruhun bedene galibiyetidir; insanın varlık âlemini meydana getirene, yaratıcıya tepkisi ve en yüce şükrediş şeklidir; insanın mutlak kâmile ve mutlak cemile (güzele), aşk ve hayretini sergilemesidir ve nihayet Allah'a doğru ilerlemesi, seyr-u sülûküdür.

Bu anlayış uyarınca, ibadetin bir bedeni,  şekli vardır; bir de ruhu. Bir zahiri vardır, bir de batını. Dil ve diğer or-ganlar vasıtasıyla yapılanlar, ibadetin  şekli, kalıbı ve zahi-ridir; fakat ibadetin ruh ve anlamı başka bir  şeydir.  İbadet ruhu ve derinliği, âbidin ibadetten algıladığı mefhuma, onun ibadet anlayışına, onu ibadete yönelten motivasyona, amelî olarak ibadetten aldığınasip, haz ve lezzete, ibadetinin onu ne derecede Allah-'a doğru sülûk ve yaklaşmaya sevk ettiğine bağlıdır.

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun