RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

Kesintisiz Hak-Batıl Mücadelesi

Kesintisiz Hak-Batıl Mücadelesi
20.06.2017 © RAST HABER

Allah’ın Adıyla

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz (s.a.a) bir hadis-i şeriflerinde, “Hak – batıl mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir.” diye buyurmaktadır. Gerek tarihî literatürümüz ve gerekse günümüzde yaşanan hadiseler bu diyalektik gerçeği bariz bir şekilde ibraz etmektedir. Âdem aleyhiselamın çocukları arasında başlayan bu mücadelenin, tarihin bazı dönemlerinde ve özellikle günümüzde farklı bir evrilmeye, farklı bir renge büründürüldüğünü de görebilmekteyiz. Daha açık bir ifadeyle, hakkın batılın yerine, batılın hakkın yerine ikame edilmek istendiğine de tanık olmaktayız. Bunu biz Resûl-ü Ekrem Efendimizin rıhletinden hemen sonra Evs ve Hazreç kabile reislerinin “temsiliyet” adına Sakife’deki girişimlerinde görmekteyiz. Sonrasında Emevî ve Abbasîlerle bu süreç devam etmiştir. Tarih boyu Müslümanların başındaki yöneticiler din adına, şeriat-ı garra adına hüküm ferma ederken gerçek manada İslâm’ı temsil etmemişlerdir.

Günümüzde ise “Hadim’ül Harameyn” olarak kendilerini tanımlayan Suud aşiretinin yönetim anlayışında bu çarpıklığı, bu çelişkiyi görmüş oluyoruz. İngilizlerle işbirliği yapıp “mürted oldular” gerekçesiyle Osmanlı askerini arkadan hançerleyenler, asıl kendileri mürtedlere özgü davranışlar sergileyip başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerle ve işgalci Siyonist İsrail ile iş tutup ümmet bünyesinde batıl ehli olarak fitne kazanını kaynatmaya devam ediyorlar. Uzun yıllardan beri petrol gelirlerinin büyük bir kısmını silaha yatıran Suud elde ettiği askerî güç ile komşu ülke olan Yemen’i 2,5 sıldan beri bombalamaya devam ediyor ve dünyanın gıkı çıkmıyor. Böyle bir ülkenin zerre kadar hakkı temsil etmesi mümkün müdür? Bir taraftan ülke kaynaklarını empeyal ülkelere peşkeş çekecek, diğer yandan elde ettiği güçle dünyanın en fakir, dünyanın en mazlum halkının üzerine bombalar yağdıracak, bu iblisin uşağı olmak değildir de nedir?

Öte yandan emperyal ülkelerin politikalarına alet olmama adına ufak bir kıbırdamada bulunan Katar’a karşı “kraldan çok kralcı” kesilerek yanına aldığı bazı Arap ülkeleriyle birlikte yaptırımlar uygulamaya koyuldu. Adama demezler mi, “sana ne oluyor?” Vay efendim, Katar HAMAS ve İhvan-ı Müslimin’i neden terör örgütü olarak ilân etmemiş? Peki, bu örgütlerin bugüne kadar dünyanın herhangi bir yerinde terör eyleminde bulundukları vaki midir? HAMAS malum olduğu üzere işgalci Siyonistlere karşı Filistin toprakları adına bağımsızlık mücadelesi veren bir örgüt. İhvan-ı Müslimin ise daha çok kültürel faaliyetlerde bulunan, yani irşad ve tebliğ çalışmalarıyla bilinen bir örgüt. Muhammed Mursi İhvan-ı Müslimin’i temsilen iktidara gelmişti. Emperyal güçler tahammül edemedi ve uşakları Sisi aracılığı ile Mısır’daki meşru hükümeti askerî darbe ile alaşağı ettiler. Bu darbeye en büyük destek yine Suud rejiminden gelmiş ve milyar dolarlarla takviyede bulunmuştu. (Medyaya yansıdığı kadar bir hususa daha temas edelim: Kâbe imâmı kıldırdığı namazın akabinde ellerini kaldırıp ettiği duada HAMAS ve İhvan-ı Müslimin’e beddua ve lânet okuyor. Yıllar önce yaşanan bir hadise ise bunun tam tersi. Öyle ki, Hicri 1422 Ramazan ayında Kâbe imamı Şeyh Muhammed el Muhsinî teravih namazının akabine yaptığı duada ABD ve Siyonist İsrail’e lânet okudu diye görevden alınıp hapse tıkılıyor. Hak – batıl mücadelesindeki evrilmeyi, savrulmayı ve soysuzluğu görebiliyor musunuz? Nereden nereye?!)

Şimdilerde bu şer üçlüsünün, yani batıl ehlilinin günümüzdeki temsilcileri olan Trump, Salman ve Sisi’yi (mitolojik büyücülerin kullandığı) küre üzerinde ellerini kavuşturmalarında ve ışık hüzmelerinin suratlarını (masallarda geçen Drakula gibi çirkinlikte) şekilden şekile sokmalarında görmekteyiz. Böyle bir seremoniye neden ihtiyaç duydular bilmiyoruz ancak onların bu davranışı aslında çirkin emellerini de faş etmektedir. Medyaya yansıyan o görüntüler gerçekten tam bir garabet örneği idi. Bu resim karesini gören kişinin aklına gelen ilk izdüşüm şu olsa gerek: “Acaba bunlar mitolojik tanrılar adına ayin mi yapıyorlar, yoksa cin ve ruhlarla transandantal bir şekilde iletişime mi geçmeye çalışıyorlar? Şu bir gerçek ki, onlar birer batıl ehli olarak kendilerince avsunlu olan o kürenin etrafında şeytanlarıyla başbaşaydılar. Böylesine çirkin, böylesine pespayelik ancak bukadar net görüntü ile teşhir olur.

Hiç kuşkusuz, söz konusu ettiğimiz bu küre etrafındak seremoni aslında şeytanî emelleri adına aldıkları kararların yemin merasiminden başka bir şey değildi. Nitekim bunu ilân etmekten de geri durmadılar. Bu aynı zamanda küresel emperyalizmin baş temsilcisi olan ABD’ye bağlılık yemininden başka bir şey değildi. Trump’ın huzurunda ve onunla birlikte küreye el basarak birlikte yeminler ettiler. Trump o esnada kürenin üzerine elini koyup, onlara, “evet biatinizi kabul ediyorum” dedi. Bu biatin tescilini Riyad ve Cidde sokaklarındaki bild bordlarda da aleni bir şekilde gördük. Söz konusu bild bordlarda Salman ve Trump’ın yan yana duran resimlerinin altında İngilizce ve Arapça “Together We Pre vail” (Birlikte Galip Geleceğiz, Birlikte Zafere Ulaşacağız.) yazıyordu. Sormak lazım kime karşı savaşacaksınız da galip geleceksiniz? Çok açık bir şekilde anlaşılan o ki, bu ziyaret bölgede İran karşıtı bir kampanyanın yeniden alevlendirilmesi içindir. Nitekim bu niyetlerini kılıç dansında da ibraz etmiş oldular. Bilindiği üzere Afrika’da ilkel kabileler savaşmaya niyetlendikleri zaman ellerine mızrak, kalkan ve kılıçları alıp tamtamlar çalarak çoşku içerisine dans ederler. Üçlü çetenin de yaptığı bundan farklı değildi.

İlk icraatlarına bakınız? Katar, “Başta Suriye olamak üzere bölgemizdeki sorunları İran ile işbirliği yaparak çözümleyebiliriz” tarzında bir ifade kullanınca çıldırmış gibi saldırıya geçtiler. Suudi rejimi yedeğine aldığı bazı Arap ülkeleriyle birlikte Katar’a karşı savaş anlamına gelecek nitelikte kararlar alıp ambargolar ve yaptırımlar uygulamaya koyuldular. “Vay sen misin İran ile işbirliği yapma teklifinde bulunan, al sana” deyip Katar’daki büyükelçiliklerini çekmeye koyuldular. Katar’ın kendi ülkelerindeki büyükelçileri de geri gönderdiler. Bu ne husumet, bu ne düşmanlık? Daha düne kadar can ciyer kuzu sarma idiniz. Demekki bunların veya ağababalarının menfaatine ters düşecek en ufak bir söz söylediğinizde veya basit bir tavır aldığınızda size yapamıyacakları düşmanlık yoktur. Anlaşılan batıl ehli kendi yandaşlarını kaybetmeye de tahammülü yok. Açık söylemek gerekirse Katar’ın sicili bozuk, ancak haktan yana bir tek söz etmesi bile daha düne kadar eşgüdümlü hareket ettiği yandaşları onu bir anda ötekileştiriverdiler. “Tu kaka” deyip düşman ilân ettiler.

Büyük şeytanın asıl olarak burada başka tuzakları da var. Ümmet bünyesinde yeni yeni kutuplar oluşturmak. Bu tuzağa düşen asıl olarak Suud rejimidir. İlk olarak Suudi Arabistan öncülüğünde Sünni NATO oluşturulmak istendi. Türkiye’yi de bu vargelin içerisine çekmek istediler. Tuzağın rengi henüz belli değilken Türkiye az kalsın bu vargele dahil olacaktı. Sonradan temkinli davranması ABD’yi adeta çileden çıkarmış oldu. İkinci hamle olarak Katar tuzağını devreye soktular. Maksat dengeli kutuplaştırma. Katara uygulanan ambargodan dolayı İran ve Türkiye hiç tereddüt etmeden Katar’ın yanında yer alınca kutuplaşma da belirgin olmaya başlamış oldu. Ancak şu da bir gerçek ki, bu tuzaktan büyük şeytanın arzu ettiği minvâl üzere bir sonuç çıkmayacaktır. Aksine bu gelişme Suud rejiminin sonunun başlangıcı olacaktır bi iznillah. Türkiye ve İran’ın Katar üzerinden imece usulü dayanışmaya girmesi bölgede çok daha güzel gelişmelere kapı açacaktır. Bu dayanışma hiç kuşkusuz çok daha geniş zeminlere açılacak ve ümmet nezdinde itibarlı bir yere oturacaktır.

Herkesin bir hesabı olduğu gibi âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ’nın da bir hesabı var. Bu tuzak Türkiye ile direnişin yolunu birleştirecektir bi iznillah. Batıl cephesi ümmet bünyesinde her türlü fitne kazanını kaynatmasına rağmen, her türlü tuzağa başvurmalarına rağmen örümcek ağı gibi dağılıp gideceklerdir. Batıl ehli hakkında Rabbimizin hükmü gayet açık ve nettir: “Yakında mağlup olacaksınız ve cehenneme sürüleceksiniz.” (Al-i İmrân:12) Onlar istedikleri kadar bild bordlarda, “Together We Pre vail” (Birlikte Galip Geleceğiz, Birlikte Zafere Ulaşacağız.) deselerde onlar kaybedecekler ve dünya hayatında zelil olacaklar, ahirette ise en şiddetli azaba çarptırılmak için cehenneme sürülecekler. Onlar mazlum Yemen halkına yaptıkları zulümlerin yanlarına kâr kalacağını mı sanıyorlar? Rabbimiz bu zalimler hakkındaki hükmünü şöyle beyan ediyor: “Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim:42)

Bazı zalimler var ki, Rabbimiz onlara tevbe etmeyi bile nasip etmiyor, çünkü onlar haddi aşmış olmaktadırlar. Ancak bazı yöneticiler var ki, nadim olup saf değiştirebilmektedirler. Umut ediyoruz ki, Katar’ın yöneticileri de böyle olsunlar ve direniş çizgisinde saflarını tutsunlar. Bakınız Katar için “sicili bozuk” ifadesini kullanmıştık. Evet doğrudur, zira geçmişinde direniş hattına büyük vefasızlıklarda bulunmuştur. Ancak bireysel yaşamda da olduğu gibi bir ülke yöneticilerinin haktan yana aldığı ufak bir karar onun makus talihini değiştirmeye yetebilmektedir bi iznillah. Biz bunu Irak’ta da gördük. Bildiğiniz üzere Irak Saddam döneminde 8 yıl İran’a karşı savaşmış bir ülkedir. Ancak Irak ABD’nin işgaline ve baskılarına uğramasına rağmen direniş ekseninden yana safını belirlemiştir. Bazıları geçmişteki 8 yıllık savaştan dolayı, “ben İran’ın yerinde olsam onlara bir bardak su bile vermem” demişlerdir. Yine aynı tavrı Katar’a karşı sergileyenlerimiz var adeta. Efendim ne imiş, “Katar geçmişinde İran’a karşı büyük vefasızlıklarda bulunmuştur, bırakın onun yardımına koşmayı” diyebilmektedirler.

Alî cenaplık nedir bilir misiniz? İşte böylesi durumlarda ortaya çıkar. Evet Türkiye Katar’a yardım etmektedir, bu gayet doğal bir durumdur zira Katar geçmişinde Türkiye’ye karşı sürekli dostane ilişki içerisinbde olmuştur. Bu yüzden Türkiye bir yönüyle vafa borcu ödemektedir. İran için ise aynı durum söz konusu değildir. Ama buna rağmen İran üç tane limanını Katar’a açmış ve tıpkı Türkiye gibi kargo uçaklarla gıda yardımında bulunmaktadır. Ümit ediyoruz ki, bu gelişme bölgedeki önyargı tansiyonunu da düşürecektir. Çünkü Suriye’de yaşanan iç çatışmalar ve savaştan dolayı İran birçok kesim tarafından yanlış anlaşılmıştır. Oysa İran’ın Suriye ve Irak’taki krize müdahil olması bölge halklarının tamamen maslahatına yöneliktir. İran güçleri ve Hizbullah her iki ülkede de DEAŞ gibi tekfirci gruplara karşı mücadele vermaktedir. İran’ın bölgede bulunmasını mezhebi saikle izah edenler Katar olayında yanıldıklarını da anlamış oldular. Her şey artık ayan beyan ortada. Yeterki gören göz buğulu olmasın.

Katar’a yönelik bu ambargo ve kuşatmanın ardında yatan asıl neden doğalgaz kaynaklarının ABD’nin kontrolüne teslim edilmeyişi. Trump seçim vaadinde çok açık bir şekilde ABD’nin 19 trilyon borcunun faturasını Arap ülkelerine keseceğini söylemişti. 450 milyarlık anlaşma ile ilk faturayı Suudi Arabistan’a kesmiş oldu. Trump ayağının tozu ile Katar’a geçip ona da yüklü bir fatura ödetmeyi plânlamıştı. Ancak Katar Emiri Temim bin Hamad Al Sani haraç vermeye yanaşmayınca olanlar oldu. “Ben verdim sen neden vermiyorsun?” diye ilk tepkiyi gösteren Suud rejimi oldu. Medyaya yansıdığı kadarıyla Katar Trump’a 12 milyar dolarlık silah almayı taahhüd etmiş ancak bu rakam çok az görülmüş. Elbette ki Salman’ın çektiği peşkeş yanında bu meblâ çerez parası niteliğinde durmaktadır. Salman bol kepçeden veriyor. Trump’ın kızı İvanka’nın vakfına 100 milyon dolar bağışta bulunması her ne kadar saray içinde tartışma konusu yapılsa da, Kral Salman, “Verdimse verdim, kime ne?” deyip noktayı koyuyor.

Batıl cephede saf tutmanın bir başka versiyonu bu olsa gerek. Afrikada açlıktan insanlar ölsün Salman’ın umurunda mı? Zaten üç yıla yakın süredir Yemen’de çoluk çocuk demeden en acımasız yöntemlerle bombardumanları yapan kendisi değil mi? Bu devran elbette böyle gitmeyecek. Elbette bir gün hak geldiğinde batıl zail olacak. “Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” (Şuara:227)

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER