Suud Musibeti(1)

  • GİRİŞ08.07.2015 15:17:56
  • GÜNCELLEME08.07.2015 15:17:56

Bismillah Not: Daha önce “İsrail Musibeti” adı altında uzunca bir yazı yazmıştım ve bu köşede yayınlanmıştı. Söz konusu yazıda işgalci Siyonistler’in mazlum Filistin halkına yapmış olduğu zulmü tarihî verilere dayanarak ve kronolojik olarak aktarmaya çalışmıştım. Bu durum aslında bilen için izahtan varestedir. Zira karşımızda bilinen ve görülen zahirî düşman var. Fakat bizden görünüp de zulüm ve katliamlarda Siyonist İsrail’den aşağı kalır yanı olmayan bir rejim ve bu rejimin başındaki kralı düşünün ki, İslâm ümmetinin kahir ekseriyeti onu “Hadim’ül Harameyn” olarak biliyor. İşt bu acı gerçekten yola çıkarak işgalci Siyonist İsrail için kullandığım “musibet” sıfatını bu rejim için de kullandım. İstedim ki insanımız perdelenen veya Yasin Aktay tarafından perdelenmek istenen bu acı gerçeği görsün. (Yasin Aktay 9.02.2015 tarihli Yeni Şafak’taki makalesinde yeni kral için (çok erken bir çıkışla) “bilge” ifadesini kullanıp ona yönelik methü senalarda bulunmuştu. Kullandığı ifade şu: “Suudi Arabistan’ın yeni kralı Salman göreve geldiği ilk saatten itibaren…bir bilge yöneticinin farkını büyük bir sevinçle duyuyor, görüyoruz.” Yine aynı makalede kralın ağzından kendi arzu ettiğini şöyle dile getiriyor: “Suudi Arabistan bütün Arap ve Müslümanlara abilik konumunda kalması gerekmektedir.” Yani Batı politik literatürde kullanılan ‘Big Brother’!.. Batılı ülkeler bu terimi ABD için kullanmaktadır. Ne yazık ki, yaşadığımız topraklarda da aynı etnosantrik duygularla faşizan eğilime kapılıp kendilerini ‘Big Brother’ olarak gören parti ve gruplar mevcut.) Hiç kuşkusuz, cahiliye döneminde sosyolojik hastalıklardan biri de üstünlük kompleksi güdülen kabilecilik ve aşiret taassubu idi. Alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz (s.a.a) risalet görevini ifa ederken üzerinde hassasiyetle durduğu konuların başında aşiret taassubunun kaldırılmasına matuftu. Zira o dönemde nüfus sahibi ve güçlü olan aşiretler toplumda söz sahibi oluyor ve bu yöntemle insanlar üzerine hakimiyet sağlıyordu. Elbette ki, bu hakimiyet adalet ve hakşinaslık temeline dayalı değil despotizme ve baskıya dayalıydı. Bu yüzden o dönemde aşiretler arası rekabet ve şiddete varan çekişmeler sosyolojik bir vaka olarak toplumun ayrılmaz bir parçasıydı. İslâm gelmesiyle birlikte toplumdaki sınıf, statü ve kabile üstünlüğü güden anlayışı ortadan kaldırmıştır. İslâm insanları eşitlikçi bir analayış içerisinde kardeş olmaya davet etmiştir. Kısacası Allah Resulü’nün (s.a.a) Medine’de kurmuş olduğu İslâm Devleti ile kabile taassubunu ayaklarının altına almış ve ümmet kardeşliğini ön plâna çıkarmıştı. Öyle ki, göstermiş olduğu büyük bir özveri ve çaba ile kan davası olan aşiretleri barıştırmış ve kardeşlik akdi ile sevgi ve uhuvveti tesis etmişti. Sevgili Peygamberimiz (s.a.a) bu işe ilk önce kendi aşiretinden başlayıp, “Kaldırdığım ilk kan davası, Abdulmuttalib’in torunu İlyas bin Rabia’nın kan davasıdır” diyerek birbirlerine husumet ve kan davası güdenlerin aynı özveriyi göstermelerini istemiştir. Ayrıca Sevgili Peygamberimiz (s.a.a) ashabını bu hususta sürekli uyarmaktaydı. Bu konudaki en meşhur hadislerinden biri de şudur: “Sakın ola ki benden sonra cahiliye dönemindeki gibi kabilecilik yaparak birbirinizin boynunu vurmayın.” Bir başka hadislerinde ise, “Üstünlük takvadadır” diye buyurmaktadır. Ancak ne yazık ki, Allah Resûlü (s.a.a) ahirete irtihâl eder etmez bu taassub nüksetmeye başladı ve Emevî hakimiyeti ile birlikte zirveye çıkmış oldu. İslâm tarihi boyunca bu durum böyle devam etti. Osmanlı bile bir kabile devleti olarak kurulmuştu. En yakın kabilelere savaş açarak onları zapt-u rapt altına almayı başaran Osmanlı bu uğurda oldukça kardeş kanı da akıtmıştı. En son Karaman oğullarıyla kozunu paylaşmış ve büyük bir katliamdan sonra onları da egemenliği altına almıştı. Osmanlı güçlenip topraklarını genişletince imparatorluğa doğru evrilmiş ancak kardeş kanı akıtmaktan vazgeçmemiştir. Özellikle Yavuz Sutan Selim döneminde bunu çok bariz bir şekilde görüyoruz. Milâdi 1512’de iktidar geliyor ve 1520 de gidiyor. İlk önce suikastle babası 2. Beyazid’i bertaraf ediyor. Sonra öz kardeşlerini katliamdan geçiriyor. Anadolu’da Alevî soydaşlarımıza yönelik cinayetler, ardından Çaldıran’dır, Rıdaniye’dir Mercidabık’tır ve Mısır Fatımî Devleti’dir yalın kılıç askerlerine ümmetin evlâtlarını kırdırıyor. (Konumuz bu değil ama kısaca temas etmiş olduk.) Osmanlı yıkılıp dağıldıktan sonra bölgede irili ufaklı birçok devletçik meydana geliyor. Bu devletçiklerin birçoğu yine aşiret mantığı ile kurulmuş oldu. Bunlardan biri de Suudî aşiretinin Arap Yarımadası’nda İngilizler’in yardımıyla kurduğu krallıktır. Öyleki bu Suud aşireti İngilizler’den aldığı askerî yardımla ve bölgedeki diğer kabileleri de yedeğine alarak Osmalı’ya karşı savaşıp, meşhur tabirle Osmanlı’yı sırtından hançerleyip bölgede bir klan devleti kurmuştu. Özellikle bu devletin kurulmasına en büyük katkıları olan biri de İngiliz ajanı Lawrence’dir. Bu kişi İngiliz Birleşik Krallığı’nda Yarbay sıfatıyla ve bir askerî stratejist olarak görev yapıyordu. Kendisine yeni bir görev verilmişti. Bu yeni görevinde silah ve her türü askerî destekle Suud aşiretini örgütlemiş ve Osmanlı’ya karşı savaşa hazır hale getirmişti. Kısacası Lawrence Suud aşireti adına Osmanlı ordusuna karşı aktif olarak gerilla savaşlarını organize etmişti. Bu savaşta Osmanlı ordusuna büyük zaiyatlar verdirmişlerdi. Gerçek bir vaka olarak Osmanlı arkadan hançerlenmişti. Lawrence bu işi Suud adına icra ediyor gözükse de aslında İngiliz sömürgeciliği için yapıyordu. Zira emperyal İngiltere Arabın kara gözüne değil, bölgedeki kara petrole göz koymuştu.Öyle ki, bölgede bulunan zengin petrol kaynakları İngilizler’in iştahını kabartmış ve bölge ile ilişkilerini daha ileri boyutlara taşınmasına vesile olmuştu. Daha açık bir ifadeyle Osmanlı’nın bölgeden kovulmasıyla birlikte İngilizler emperyal emelleri uğruna Suud-i Arabistan üzerine tam bir hegemonya kurmuştu. Sömürü ve uşaklık ilişkisi bu minvâl üzere yıllarca devam etti. İkinci Dünya Harbi’nden sonra ise sömürü ve talan adına İngiltere’nin yerini Amerika Birleşik Devletleri almıştı. Bu süreç içerisinde ABD ile Suud münasebetleri tam bir “köle-efendi” ilişkisine dönüşmüş oldu. “Amerika’nın izni olmadan tuvalete bile gidemez” sözü bu ilişkinin hangi boyutlarda olduğunu ibraz için dile getirilmektedir. Hatta bu söz darb-ı mesel haline gelmiştir.Amerika Ortadoğu üzerindeki sömürü düzenini devam ettirebilmek için Suud-i Arabistan topraklarını üs olarak kullanmaktadır. Özellikle Körfez Savaşı ve Irak - Afganistan işgallerinde bu kutsal topraklar Amerikan askerlerinin postalları tarafından çiğnendi durdu. Amerika şu anda bile başta Suud-i Arabistan olmak üzere Ortadoğu topraklarında 130 binden fazla asker bulundurmaktadır. Emperyalist ABD bölgede asker bulundurmanın gerekçesini şöyle açıklıyor: Petrol kaynaklarını güvence altında tutmak, İsrail’in güvenliğini sağlamak ve ABD’nin çıkarlarına karşı tehdit oluşturan unsurlarla mücadele etmek. Bu açıklama şu anlama gelmektedir: Petrol kaynaklarının güvence altında olması, ancak petrol vanalarının benim kontrolümde olmasına bağlıdır. İsrail’in güvenliği benim bölgedeki varlığıma bağlıdır. Kalıcı gördüğüm bu iki hususa yönelik her hangi bir tehdit, benim bölgedeki çıkarlarıma yönelik bir tehdittir. Söz konusu tehdite karşı mücadele etmek benim temel ve asli stratejimdir. Bu nedenle bölgede ve Suud-i Arabistan’da asker bulundurmam benim için hayatî öneme haizdir.Evet, vakıa böyle. ABD emperyalist, ABD sömürgeci ve merhum İmâm Humeynî’nin deyimiyle, ABD “Büyük şeytan.” Peki Arabistan topraklarını ve petrolü bu şeytana peşkeş çeken Suud aşiretine ne demeli? Allah Subhanehu ve Teâlâ gayr-i müslimlere Müslümanlar üzerine velâyet yetkisi vermemektedir. Rabbimiz biz Müslümanlara izzet ve şeref bahşettiğini Kûr’ân ile bildirmektedir. (Münafikun:8) Onlar ise izzeti kâfirlerin yanında arıyorlar. Oysa zelil ve pespaye durumdalar fakat farkında değiller. “Onlar mü’minleri bırakıp kâfirleri veliler edinirler. Kuvveti, izzet ve onuru onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz. Bütün kuvvet ve onur Allah’ındır.” (Nisâ:139)

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun