Şirret ve Mütecaviz Suud

  • GİRİŞ15.12.2018 07:01:21
  • GÜNCELLEME15.12.2018 07:01:21

Hiç kuşkusuz devletler de tıpkı insanlar gibi adalet ve hakşinaslığı ile itibar görür ve saygınlığı olur. Bazı insanlar vardır gerek aile içi münasebetlerinde ve gerekse sosyal ilişkilerinde benmerkezcidir, nobrandır, kaba tutum ve davranışlar sergiler. Geçimsizdir, hak hukuk tanımaz, daha açık bir ifadeyle şirrettir, şiddet yanlısıdır, sadece kendi menfaat ve çıkarını düşünür. Bu tipler ticari hayatta da böyledir. Anlaşmalara riayet etmez, sözünde durmaz, aldatmak ve hile şiarları olmuştur. Aile bireyleri ve komşuları şerrinden emin değildir. Vs, vs.

Bu metaforu devlet bazında ele alacak olursak başta ABD olmak üzere emperyalist ülkeler ve onlara taşeronluk yapan (ayette belirtildiği üzere) “içimizdeki beyinsizler” karşımıza çıkmaktadır. Ne uluslararası taahhüdlere ritayet ederler ne de komşuluk ilişkilerinde hak hukuk tanırlar. Hiç kuşkusuz, devletler arası ilişkilerde karşılıklı hak - hukuk mütekabiliyet esasına göre belirlenir. Fakat gelin görün ki, dünyanın başına bela olmuş bir ABD ne laftan anlıyor, ne de hak hukuk tanıyor. Varsa yoksa saldırı, tecavüz, sömürü ve tahakküm. ABD, özellikle uluslararası arenada kolonyalist/sömürgeci İngiltere’nin yerine geçtiğinden beri dünyanın tabii ve enerji kaynaklarını ele geçirme ve güvenli bir şekilde bu kaynakların transferini sağlama adına yapmadığı zulümler ve işgal etmediği, işgale yeltenmediği ülke kalmadı. Bu şeytani amacından mütevellit dünyanın 137 ülkesinde üssü bulunan tek devlet ABD’dir. Bu yüzden merhum İmâm Humeynî’nin ABD için “Büyük Şeytan” tanımı gayet isabetli ve yerinde bir tespittir. Öncelikle bağımsızlık yanlısı tüm dünya halklarının bu büyük şeytana karşı mücadele etmesi gerekmektedir. Ancak ne yazık ki, bırakın dünya halklarını Müslüman ülkeler bile birlik oluşturup bu şeytana karşı mücadele etmeyi düşünmüyorlar. Sadece İran’ın ABD’ye kafa tutması yeterli değildir. Birlikten kuvvet doğar. Bu birliği tesis edebilmek için merhum Erbakan D-8’i kurarak çok çaba sarfetti. (Bu projeyi hayata geçirmeyen siyasiler utansın.) İşin üzücü tarafı birlik ideali olmayan ve tamamen ABD’nin bölgemizdeki sömürü politikalarına hizmet eden rejimlerin komşu ülkelere karşı şirretçe mütecaviz tutum sergilemesi.. Bir zamanlar Ürdün rejiminin işgalci Siyonist İsrail adına mazlum Filistin halkına yaptığı zulmü unutmadık. Şimdilerde bunun benzer kahpeliğini habis Suud rejiminin ABD adına mazlum Yemen halkını bombalasında görüyoruz. Bildiğiniz üzere ABD’nin hortumlayıp transfer ettiği petrol ve diğer enerji kaynakları Yemen’e ait olan Babul Mendeb boğazından geçmektedir. Yine bildiğiniz üzere Yemen’de bağımsızlık yanlısı halk güçleri Ensarullah örgütünün önderliğinde 32 yıllık diktatör Abdullah Salih’i devirerek ABD’nin dümen suyunda olmayacak yeni bir hükümet, yeni bir rejim arayışına girmişti. Yemen halkı bu süreçte yapmış olduğu miting ve sokak gösterilerinde kullandığı slogan “el mevtu Amerika, el mevtu İsrail” (Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm) olmaktadır. Hiç kuşkusuz Yemen’deki bu gelişmeler en çok İran’ın hoşuna gitmişti. Çünkü İran yakın çevresinde ABD’nin varlığından en çok rahatsız olan tek ülkedir. İslâm devrimi vuku bulduğu ilk günden itibaren ABD karşıtı politikalarla yoluna devam etmektedir. İran halkı Şah rejimini yıkıp  ülkelerindeki ABD varlığına son vermiş ve fakat bununla yetinmeyip bölge ülkelerine ve bölge halklarına seslenerek kendi topraklarındaki ABD vesayetine son vermeleri için çağrıda bulunmuş, hatta bu mücadele için her türlü lojistik desteği sağlayacağının taahhüd etmişti. Bu meyanda İran’ın Yemen halkının yanında durması, onlara bir takım yardımlarda bulunmasından daha doğal bir davranış ne olabilir ki? İran’ın bu tutumu mezhebi saiklerle basıl izah edilebilir. İran sadece bölgedindeki ABD karşıtı mücadelelere destek sağlamakla yetinmiyor. Bakınız İran başta Venezuela olmak üzere Güney Amerika ülkeleriyle işbirliği yaparak, onlara bir takım konvansiyonel destekler sağlayarak büyük şeytan ABD’ye darbe vurmaya çalışmaktadır. İran bunu da mı mezhebi saikle yapmaktadır? Geçmişte Bosna’ya yapmış olduğu yardımlar, yine aynı şekilde yıllardır Filistin halkına yaptığı ve yapmakta olduğu yardımlar ne ile izah edilebilir? Velev ki Yemen halkına mezhebi saikle yardım ediyor olsa bile buradaki mütecaviz taraf kim? Saldıran taraf kim? Bombalayan kim? Katliam yapan kim? Binlerce, on binlerce sivil insanı, on binlerce masum çocuğu katleden kim? Bir ülkeyi baştan aşağı enkaz yığınına dönüştüren, bombardımanlardan sağ kurtulan halkı açlığa ve salgın hastalıklara mahkum eden kim? Allah aşkına biraz insaf lütfen. 

Hadi iki yüzlü Birleşmiş Milletler’den bir şey beklemiyoruz, fakat Müslüman bölge ülkeleri bu vahşet karşısında neden sessiz duruyor? Bir takım siyasi maslahatlar bunu mu gerektiriyor? Oysa Yüce Rabbimiz Hucurat Suresi’nin 9’ncu ayetinde şöyle buyuruyor: “Mü'minlerden iki topluluk çarpışacak olursa, aralarını bulup düzeltin. Şayet biri diğerine tecavüzde bulunacak olursa, artık tecavüzde bulunanla, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allah'ın emrini kabul edip) dönerse, bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah, adil olanları sever.” Müslüman ülkeler acil olarak bu hükmü tatbik etmezse Allah Teâlâ’nın hukukunu çiğniyorlar demektir. Bu ise kebâhir vebaldir. 

ABD’nin dayatması ile dört yıla yakın bir süredir Yemen halkını bombalamaya devam eden şirret Suud rejimine acilen dur denilmeli. Şu da bilinmeli ki dur denilmezse bu zulme tüm Müslüman ülkeler ortaktırlar. Bunun vebalinden kurtulmak mümkün değildir. Fakir ve yoksul bir halkı sahipsiz ve zayıf diye katliamdan geçirmek en aşağılık, en kahpece bir tutumdan başkası değildir. Sahi İslâm İşbirliği Teşkilatı ne iş yapar? Bu örgüt nerede? Neden gıkı çıkmıyor? Bu zalim Suud’a kim dur diyecek? 

Suud aşiretinin ABD ve Siyonist İsrail’e bu derecede uşaklık yapması Müslüman ülkeleri rahatsız etmiyorsa Suud ile aynı kulvarda oldukları ortaya çıkmaktadır. Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinde bile Türkiye ve Tunus’un haricinde tavır koyan olmadı. Bu nasıl bir rejimdir ki eşkiya mantığı ile cinayet işliyor. Muhaliflerini susturma yöntemine bakın? Konsolosluklar bir yönüyle eman ve güvenliğin olduğu yerdir. Hatta kendi ülkesinde güvende olmadığını hisseden bir şahıs x bir ülkenin konsolosluğuna sığınsa orada kendisine güvence verilir. Suud bunun tam tersini yaparak kendi vatandaşını katletti. Üstelik amacı da Türkiye’yi töhmet altında bırakmaktı. Beceremediler, ağızlarına burunlarına bulaştırdılar. 

Anti parantez şunu da ifade etmiş olalım ki, Allah Teâlâ nezdinde taammüden bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir (Maide:32). Bu yüzden Cemal Kaşıkçı cinayetinin gündem oluşturması yerinde bir durumdur. Fakat şu da bir gerçek ki, mazlum Yemen halkının topyekün katliamdan geçirilmesi bir Kaşıkçı cinayeti kadar gündem oluşturmadı. Bu da ayrı bir garabet örneği. 

İmâm Ali’nin ifadesiyle, adalet mülkün temeli olduğuna göre devletler de adaletle kaim olmak durumundadır. Yine İmâm Ali buyuruyor ki: “Devletin dini adalettir.”

Bu demektir ki adaleti olmayan devletin meşruiyeti de yoktur. 

Suud rejiminde ise daha kuruluş aşamasından beri meşruiyet söz konusu değil. Suud rejimi sadece Osmanlıya rağmen değil Arap Yarımadası’nın halkına rağmen ve İngiltere hegemonyası ile kurulmuş bir rejimdir. Yani halktan meşruiyetini almış bir rejim değildir. Arap Yarımadası Osmanlı hâkimiyetinde iken Suud aşireti talan ve çapulcu bir yapıya sahip olduğu için sürekli sorun çıkarıp Osmanlı’nın başını ağartmaktaydı. Osmanlı aleyhine sürekli entrika çeviren aşiretlerin başını Suud çekmekteydi. Özellikle Vahabi mezhebi olmaları hasebiyle fetvalarla Osmanlı’yı mürtet ilan etmişlerdi. Ayrıca İngilizlerle işbirliği yaparak silahlı kalkışmada bulunan ilk aşiret olma özelliğine sahiptir. Suçu Lawrence’e  atmak yeterli değildir. 1915’te Osmanlı Çanakkale’de İngilizlere ve yedi düvele karşı savaşırken Suud aşireti İngilizlerle işbirliği yapıp Osmalıyı arkadan hançerlemenin derdindeydi. Osmanlının bidab ve zayıf düştüğü bir esnada Suud aşireti alçakça saldırılar düzenlemekteydi. Bu kalleşliklerine diğer aşiretleri de teşvik etmekteydi. Bir taraftan da bu yöntemle diğer aşiretleri kendi tahakkümü altına alma derdindeydi. Osmanlıya karşı ayaklanmayı reddeden kabileler Suud aşiretinin zulmüne maruz kalıyordu. Sonuç olarak Osmanlı askeri Hicaz bölgesinden çekilirken Suud aşireti de İngilizlerin yardımıyla o bölgeye illegal bir şekilde hakim oldu. Aslında hakim olan kendileri değil İngilizler’di; akabinde ise ABD. İlk zamanlar petrol gelirlerinin % 50’den fazlası rafine masrafları olarak İngiltere’ye akıyordu.  Nice zamandır da petrol gelirlerini ABD hortumlamaktadır. En son 480 milyar dolarlık silah satışı sadece hortumlamanın kamufle edilmiş hâlini ortaya koymaktadır. Kendileri buna “muhafızlık ücreti” diyor. Trump açık açık, “Suud rejimi bizim korumamız altında olmasa iki haftalık ömrü kalmış olur” demektedir. Bu beyanat Suud için zillet değil de nedir? Suud rejiminde zerre kadar izzet olsa ABD adına Yemen’e yönelik insanlık dışı katliam yapmaz...

Mesleğimiz icabı sokak röportajları yapıyoruz. Halkımıza Suud rejiminin mazlum Yemen halkına yönelik yapmış olduğu katliamları soruyoruz. Verilen cevapların hemen hemen hepsinde halk ateş püskürüyor. Böyle bir rejimin asla Müslüman bir rejim olamayacağı öfkeyle dile getiriliyor. Bir de şöyle yorum yapanlar var:

“Suud rejimi dünyanın en aşağılık, en pespaye, en rezil bir rejimidir. Suud aslında devlet bile değil, eşkiya rejimidir. ABD adına mazlum bir halkı bombalıyorlar. Bu reva mıdır? Bu eşkiya sürüsüne dur diyecek, bu katil sürüsüne haddini bildirecek bir ülke yok mu?” Evet, röportaj yaptığımız insanların çoğu böylesi serzenişlerde bulunup feveran ediyorlar. Sonuç olarak ifade edecek olursak 1966 senesinde Mısır Babul Mendeb boğazına hakim olma adına Yemen’i işgal ettiğinde dönemin Suud Kralı Faysal gizliden ABD ile işbirliği yapıp işgalci İsrail’e destek olmasını salık vererek o hengamede Mısır’ın Sina Yarımadası’nın derdine düşmesini ve Yemen’i terk etmesini sağlamaya çalışmıştı. Zahirde ise Faysal Filistin davasını savunuyor gözüküyordu. Hatta suikastle öldürülmesini bile buna bağlıyorlardı. (Faysal ile ilgili bilgiler devrik Yemen diktatörü Abdullah Salih’in arşivinde çıktı. Bugün sosyal medyaya düştü ve sıcağı sıcağına aktaralım dedik!) Baştan beri ifade etmeye çalıştığımız gibi Suud aşireti hiçbir zaman “Hadimül Harameyn” olmadı. Hep “Hayinül Harameyn” oldu. Rejim olarak ise astığı astık kestiği kestik bir yöntemle hiçbir zaman bir hukuk devleti olamadı. Din adına, şeriat adına tahakkümü altına aldığı insanlara zilleti yaşattı. Dört yıldan beri de yedeğine aldığı 8 Arap ülkesiyle koalisyon oluşturarak gidip gidip mazlum Yemen halkını bombalıyor. Sivil, çocuk, kadın ayırımı yapmadan vahşetine devam ediyor. Yemen’de on binlerce insan öldü, Yemen’de on binlerce çocuk öldürüldü. Sağ kalanlar ise açlık ve salgın hastalıklarla pençeleşiyor. Allah’ın lâneti üzerine olsun ey şirret Suud, ey katil Suud. Helâk olasın, yerin dibine geçsin senin eli kanlı rejimin...
 

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun