Suud Musibeti (2)

  • GİRİŞ19.08.2015 12:54:03
  • GÜNCELLEME19.08.2015 12:54:03

Allah’ın adıyla Suud ailesi emperyalist ABD ile üleşip ellerine geçirdikleri petro-dolarlarla ultralüks bir hayat yaşamaktadırlar. İsrafın bini bin para. Milyar dolarlarla tam bir müstekreh-tiksinti verici bir hayat yaşıyorlar. Ebu Kubeys tepesindeki saray ve Kâbe’nin çevresindeki dev heyula binalar Suud aile şirketine ait. Ülkenin birçok tepesinde (yerleşim birimlerinden uzak) saraylar yaptırmışlar. Prensler ise Monte Karlo kumarhanelerinin müdavimi. Zaten hemen hemen her birinin milyar dolarlık futbol klüpleri var. Prensesler ise mücevher kolleksiyonlarıyla iştigal ediyorlar. Onlarda da israf had safhada. Kısa bir süre önce bizim medyamıza yansımıştı, kontes-hanım efendileri Zürich ve Milano’da ufak çaplı bir alışveriş yapıyor. Limitsiz banka kartı ile ödenen miktar tamı tamına 7 milyon Euro. Kısacası tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan petrol gelirleri kırk haramîler tarafından böyle çarçur ediliyor. Kimi Rolls-Royce, kimi yat kolleksiyonu yapıyor. Dünyanın en lüks ve en pahallı yatı bunlarda. (Bir belgeselde izlemiştim. Rolls-Royce’lar tam 350 adet, yatların sayısını unuttum.) Arap Baharı’nın ne hikmetse Suud-i Arabistan’da esamesi okunmadı. Bu nasıl bir tahammüldür bilinmez! Yoksullara dağıttıkları şeker ve çay ile bu suskunluk sağlanır mı? Burada bir gariplik var! Öte yandan İslâm ümmeti de suskun. İslâm ümmeti bu hanedanın pespaye yaşamına bir şekilde tahammül ediyor. Peki mazlum Filistin halkına yönelik ihanetlerine ne demeli? Gizli de olsa Siyonist İsrail ile olan ilişkilerini eskiden beri biliyorduk. Şimdi ise aleni yapıyorlar. Çünkü halk da bu ilişkiye tahammül edecek duruma getirildi. Suud medyası ve Vahhabî din tacirleri yaptıkları propagandalarla toplumun zihinsel altyapısını buna hazır hale getirdi. Uluslararası bir istatistik kurumu İran, IŞİD ve Siyonist İsrail ile ilgili Arabistan halkının nabzını tutuyor. Yani söz konusu hususa ilişkin bir istatistik yapıyorlar. Sonuç ilginç ve vahim! Halkın % 53’ü İran İslâm Cumhuriyeti’ni öncelikli düşman olarak görüyor. Buna mukabil halkın % 78’i IŞİD’i tehlikeli bir örgüt olarak görmüyor. İşgalci İsrail’i ise halkın % 82’si öncelikli düşman olarak algılamıyor. Halkın % 50’ye yakın kesimi ise Siyonist İsrail ile ortak askerî operasyonla İran’a karşı savaşılmasından yana. Böyle bir tablodan Arap Baharı ve ümmet bilinci çıkması mümkün mü? Bir Hadis-i Şerif’te buyrulduğu üzere: “Halk yöneticilerinin dini üzeredir.”Böylesi bir halktan aşağılık zalimlere karşı onurlu bir başkaldırı eylemi nasıl beklenir?“Kötü yöneticiler bir ülke yönetimini ellerine geçirdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkın onur sahibi olanlarını hor ve aşağılık kılarlar. İşte onlar böyle yaparlar.” (Neml:34) Şu gerçek bilinmeli ki, Suud aşireti sadece Arabistan halkı için değil tüm bölge için ve hatta tüm ümmet için bir musibettir. Öyle ki, tüm ümmetin başına belâ olan ve hatta bütün insanlık âlemi için tehdit oluşturan tekfirci gruplar Vahhabî ekolünden türemiştir. Vahhabilik ise Suud rejiminin temel akide ve ideolojisini oluşturmaktadır. Mukaddes topraklara giden hacıların ellerine Vahhabiliği öven broşürler dağıtmaktadırlar. Bu broşürlerde bile kendileri gibi düşünmeyenleri şirkle itaham etmektedirler. En basit misal; onlara göre Peygamberimiz’in (s.a.a) şefaatine inanan müşriktir. Onlar sadece Şiîleri değil kendileri gibi düşünmeyen Sünnîleri de tekfir etmektedirler. Mürted ilân ettiklerini ise “katli vacip” olarak görmektedirler. IŞİD ve benzeri grupların bölgede işlemiş olduğu insanlık dışı cinayetlerin asıl baş müsebbibi Vahhabî Suud rejimidir. 26.06.2015 tarihinde Kuveyt’teki İmâm Câfer Camisi’nde Cuma namazı esnasında intihar eylemi gerçekleştirip 25 mazlum Müslümanı şehid eden Fahd Süleyman Abdulmuhsin el-Kubaa isimli caninin Suud-i Arabistanlı bir Vahhabî olduğu ortaya çıktı. Başta Irak olmak üzere bölgedeki bütün intihar eylemlerinin arkasında Suud ve Vahhabî zihniyeti yatmaktadır. Yıllardır Irak halkı bunlardan ne çekti ve hâlâ da çekmektedir. Belirli belirsiz aralıklarla Irak’ta sürekli bombalar patlatılmakta. Pakistan ve Afganstan da aynı felâketten muzdarip. Suud’un baş müftüsü Abdulaziz el eş-Şeyh nasıl olsa bu minval üzere fetvalar vermeye devam ediyor. Bu fetvalardan yola çıkarak özellikle Pakistan’da Şiîlere ait camiler, cemaatin yoğun ve kalabalık olduğu Cuma namazı esnasında bombalanıyor. Bazı medya kuruluşları ise bu eylemlerin karşılıklı olarak yapıldığını iddia etmektedir. Oysa asla böyle bir şey söz konusu değildir. Zira başta İmâm Ali Hamanei ve Ayetullah Sistanî olmak üzere Şiî taklit mercileri böyle bir eylemin kesinlikle haram olduğunu dile getirmektedirler. Şiî âlimlerin söylediği âyetten mütevellit: “Bir insanın taammüden öldürülmesi, bütün insanlığın öldürülmesine eş değerde günahtır ve bu işi yapanın yeri ebedi cehennemdir.” (Maide:32; Nisâ:93)Bugün Vahhabî Suud müftüsünün verdiği fetvalar sadece münferid vaka olarak veya örgüt bazında kendini göstermiyor. Aksine bir devlet politikası olarak da hortlamış vaziyette. Bunu bizzat Suud rejimi yedeğine aldığı bir takım Arap ülkeleriyle ve ayrıca kan içici Siyonist İsrail ile birlikte hareket edip dört aya yakın bir süredir mazlum Yemen halkını bombalamasında görmekteyiz. ABD desteği ise işin cabası.. Anlaşılan o ki, Vahhabîlik bir devlet terörü olarak bölgede kan dökmeye devam ediyor. Zira Ortadoğu’daki terör örgütlerinin silah ve finans kaynağı Suud rejimidir. Suud’un bu yüzünü iyi tanıyan gazeteci Hüsnü Mahalli bir makalesinde diğer gerici Arap rejimlerini de hedef alarak şu çarpıcı ifadelere yer veriyor: “Arap ve İslâm coğrafyasında tüm bela ve pisliklerin sorumlusu Suud yönetimidir… Özellikle Suudi Arabistan ve genel olarak Körfez ülkelerinin kral, emir ve şeyhleri için kullandığım tanım: Çağ dışı, ilkel, bağnaz, karanlık ve rezil. Wikileaks Suudi rejiminin resmi yazışmalarını ele geçirmiş. İki milyon dolayında belge. Suudi yönetiminin farklı düzeylerde dış ilişkilerini ilgilendiren yazışmalar. Hepsi karanlık, hepsi pis ve tehlikeli.”“Birçok ülkede politikacılara, gazetecilere, sivil toplum örgütlerine, derneklere, partilere, iş adamlarına ve aklınıza gelen herkese ulûfe (para) dağıtmışlar. İnsanları bu yöntemle satın almışlar. Ayrıca (az önce belirttiğimiz gibi) Vahhabî zihniyetine sahip tekfirci terör örgütlerine her türlü malî ve silah yardımında bulunmuşlar. Bunlar sadece Şiîlere ve Alevîlere değil Vahhabîzm’e hizmet etmeyen herkese düşmanlar. Mezhep düşmanlığını körükleyen Şiî ve Alevîleri kötüleyen medya kuruluşlarına sınırsız malî yardımda bulunmaktadırlar. Adamlar Vahhabî ideolojisi ile 250 yıldır emperyalist, sömürgeci ve Siyonist güçlerin hizmetinde. Katar, Kuveyt, BAE, Bahreyn.. hepsi İngiliz uşağı. Patron ABD. O da herkesi istediği gibi kullanıyor. Kullanıp kullanıp çöpe ya da bir kenara atıyor. İran Şahı, Saddam, Mübarek, Bin Ali, Kaddafi, Markos, Noriega ve Menderes… Atılmayanları başkasına attırıyor. Kaide, Nusra, IŞİD, Boko Haram, el-Şabab.”“Cinayet, vahşet, işkence, gaddarlık, yıkım, talan, hırsızlık, rüşvet, yalan, yolsuzlık ve Kûr’ân-ı Kerim’in açık ve net yasakladığı bilumum irili-ufaklı tüm günahlar.”Kendisi de bir Arap olan Hüsnü Mahalli’nin açıklamaları böyle. Eksiği var fazlası yok. Suud kralı en son Mısır’da darbe yapan Sisi’ye idam kararlarını teşvik mahiyetinde milyarlarca dolar yardımda bulunmuştu. Yine 2006 Temmuz savaşında Siyonist İsrail’e 8 milyar dolar verdiği o günlerde basına sızmıştı. Zaten işgalci İsrail’in Lübnan’a yönelik o menfur saldırısını alenen desteklemişlerdi. Sadece malî yardımı gizliyorlardı. Ama o da bir şekilde basına sızmış oldu. Wikileaks belgelerinde zaten çok daha çirkin ilişkilerin olduğu ortaya çıktı. O günlerde Suud’un sözde âlimleri Hizbullah’ın ve onun lideri Hasan Nasrallah’ın aleyhinde mezhebî temele dayalı çirkin beyanatlarda bulunmaktaydılar. Mezhebî saiklerden yola çıkarak Hizbullah’ın mensupları ve lider kadrosu tekfir edilmekteydi. Bunu her fırsatta zaten yapıyorlar. Bütün bu aşağılık propagandalar Müslüman halkların dayanışma, kardeşlik ve ümmet bilincini kırmak içindi. Ayrıştırma, ötekileştirme, dışlama ve tekfir etme Suud’un Vahhabîzm’e dayalı temel politikalarını oluşturmaktadı. Harem-i Şerif’e gelen hacılara dağıttıkları broşürlerde buna bizzat tanık olduk. Suud’un nifak ve musibetlerini aktarmaya devam edecek olursak; 50 yıl kadar önce Yemen konusunda Suud rejimi Mısır ile muarız idi ve hatta aralarında çatışma da olmuştu. Bu çatışma Yemen topraklarında vuku bulmuştu. Ama bu sefer Suud Mısır’ı yedeğine almayı başarmıştı. Tabi ki, olan mazlum Yemen halkına oluyor. Ve acımasızca katliamlar devam ediyor. Dünya ise bu katliamı seyrediyor. Kudüs ve On 4 TV kanalları haricinde İslâmî olarak bildiğimiz birçok medya kuruluşu Yemen’i doğru dürüst ve sağlıklı bir şekilde analiz ederek haber konusu yapmıyor. Medya sessiz, medya sağır.. Neyse ki, Suud Hava Kuvvetleri’ne mensup bir pilot vasiyetini yazarak intihar edince bu olay hemen hemen bütün haber kanallarına yansıdı. Pilot vasiyetinde sert bir dille Suud’un cinayetkâr bir rejim olduğunu ve bu cinayetlere ortak olamayacağını belirtip intihar ediyor. Medyaya yansıyan bir başka haber: “Yemenli Husiler’in Suud-i Arabistan’ın güneyinde bir askarî üsse saldırı düzenlediği esnada 20 MOSSAD ajanının öldürüldüğü ve ayrıca ülkenin Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral’in de baskında hayatını kaybettiği bildirilmekte. Bu baskında Suud rejiminin Siyonist İsrail ile ne derece içli dışlı olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu işbirliğini zaten gizlemiyorlar. Özellikle son yıllarda İran söz konusu olduğunda bu birliktelik alenen izhar edilmekte. 6 Haziran 2015 nüshalı Sabah gazetesine bakıyoruz. Şöyle bir haber gözümüze ilişiyor: “Suudi Arabistan ve İsrailli iki dış politika yetkilisi ABD’de bir araya gelip İran tehdidini masaya yatırdı… İki ülkenin, bu konuda 5 gizli görüşme yaptığı belirtildi. Suudi Arabistan ve İsrail’in dış politikasına yön veren iki isim Dore Gold ve Enver Aşki, Perşembe akşamı ABD’nin başkenti Washington’da bir araya geldi. Müzakerelerin ana konusu, her iki devletin de ‘tehdit’ olarak tanımladığı İran’dı. Kritik müzakerden sonra Aşki yaptığı açıklamalarda İran’ın saldırgan ve düşmanca tavırlarından söz etti. Gold da İran’ın Ortadoğu’yu ve Arap Dünyası’nı tehdit eden hareketlerini ve bu ülkenin nükleer güce kavuşmasının sakıncalarını vurguladı… Gold ve Aşki, ülkelerinin İran tehdidine karşı birlikte tavır alabileceği mesajını verdi.”Siyonist diplomat Gold’un, İran’ın Arap Dünyası için tehdit olduğunu vurgulaması oldukça manidardır. “Bizim için değil, sizin için tehdittir” diyor. Maksat aptal Suud’u kendi safına çekmek. O da bu işe dünden teşne. Bunlar birbirlerine ne kadar da benzeşmişler. Yeryüzünde Müslümanlar olarak üç kutsal mekânımız var. Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî olmak üzere ikisi Suud aşiretinin tasallutu altında, diğeri, yani Mescid-i Aksa Siyonist İsrail’in işgalinde. Bu üç kutsal mekân da Hak Teâlâ indinde ve biz İslâm ümmeti nezdinde “namus-u ekber” konumundadır. Ve üç mekân da içerisinde bulundukları coğrafya ile birlikte kurtarılmayı, özgürlüğüne kavuşmayı beklemektedir.

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun