Suud Musibeti-4

  • GİRİŞ21.10.2015 17:48:39
  • GÜNCELLEME21.10.2015 17:48:39

Allahın adıylaÜçüncü bölümün sonunda “Suud Musibeti”ni noktalamak istiyorduk. Ancak Mina’daki fecaat vuku bulunca bir bölüm daha açma ihtiyacı hissettik. Bu yaşanan son olayla Suud rejimi bir kez daha illegal varlığını ortaya koymuş oldu. Bugüne kadar Suud hanedanlığı ile ilgili yazdıklarımıza ilişkin ve ortaya attığımız iddiaların hamasî duygulardan kaynaklanmadığı, bu son hadise ile ayan beyan belli olmuş oldu.Aslında Suud rejiminin kuruluşundan beri yaptığı zulümler bilen için izahtan varestedir. Ancak ulufelerin etkisiyle gören gözler buğulu hale getirilmişse, hadiseler de buğulu görülebilmektedir. Bu son olayda da, aynı körlük yaşanmış oldu. Sözüm ona İslamcı medyanın yayınlarında ve bize yakın bildiğimiz bazı siyasîlerin beyanlarında bu duyarsızlığı maatteessüf görmüş olduk. Oysa bu menfur olayın tevil edilir yanı yoktu. Eskiden olsaydı bir şekilde örtbas edilebilirdi. Ancak eldeki telefon cihazlarıyla yapılan çekimler acı gerçeği faş etmiş oldu. Öyle ki, olay günü Suud Kralı Selman bin Abdulaziz’in oğlu Muhammed bin Selman 250-300 kişilik bir koruma ordusuyla ve araçlarla birlikte şeytan taşlama mahalline geliyor. Bu ara oradaki kalabalık yığınlar karşı istikametten gelenlerin üzerine “dar geçitlere sürülen sığırlar gibi” muhafızlar tarafından iteleniyor. Böyle bir durumda arbede ve izdiham olmasın da nerede olsun? Binlerce hacı bu izdihamda hayatını yitirmiş oldu. Bu ölümler asla “takdir-I ilâhî” veya “olur böyle şeyler” mantığına bağlanamaz. Ve buna asla “ihmal” denilemez. Bu ihmalden de öte “taammüden” kapsamına girer. Prens hazretleri şeytan taşlıyacaklarmış. Fe subhanallah. Çok açık bir şekilde ifade ediyorum ki, kralmış, prensmiş, veliahtmış ne varsa yönetimdeki tüm Suud aşireti üyeleri o mukaddes toprakların ve “Haremeyn-i Şerif”in gasp ve işgalcisidirler. Ve asıl işgal ettikleri yerden kovulmaları ve taşlanmaları gereken şeytan kendileridir. Onlar zamanın Yezid’leridir ve bir an orada durmaya hakları yoktur. Suud aşireti Arap Yarımadası’nı ele geçirme uğruna bugün bölgedeki tekfirci gruplardan aşağı kalır yanı olmayan katliamlar yapmışlardı. “Ya bize itaat edeceksiniz ya da hepinizi kılıçtan geçireceğiz” diyerek katliamlara girişmişlerdi. Kendilerine itaat etmeye yanaşmayan aşiretlerin erkeklerini en vahşi yöntemlerle kılıçtan geçiriyor, kadınlarını cariye olarak alıyorlardı. İşlemiş oldukları insanlık dışı cinayetlerle bölge halkı üzerine korku, panik ve dehşet saçarak insanların kendilerine itaati sağlamışlardı. Onların Arap Yarımadsı’nı ele geçirdiğinden beri o topraklar güvenli bölge olmaktan çıkmıştır. Zira sürekli olarak kutsal topraklasrın güvenliğini bizzat kendileri ihlal etmektedirler. 1979 senesinde Suud hanedanlığının gayr-i meşru varlığına son vermek için kıyam edildiğinde isyancılarla birlikte yüzlerce hacı bu olayda ölmüştü. 18 yıl kraliyet ailesinin özel muhafız alayına komutanlık yapmışş Cümeyr isimli şahıs sarayda gördüğü müstekreh yaşam biçiminden rahatsız olmuş ve bir plan yaparak Suud aşiretinin kutsal topraklar üzerindeki işgalci hakimiyetine son vermek istemişti. Ancak muvaffak olamamıştı. Zira Suud, kuklası olduğu Fransa’dan özel donanımlı komando birlikleri getirtip Harem-i Şerif’in içerisine sokmuş ve insanlık dışı yöntemlerle isyanı bastırmıştı. 1987 yılında ise “Müşriklerden Beraat” yürüyüşünde 500 dolayında İranlı hacı acımasızca ve barbarlık örneği sergilenerek katledilmişti. 1990 senesinde ise 550’si Türk olmak üzere 1462 hacı ezilerek öldü. 3 Temmuz günü şeytan taşlamak için hareket eden hacı grubu, şeytan taşlamaktan dönen bir başka grup ile ’El Muaysem’ tünelinde karşı karşıya gelmişlerdi. Tünel içinde vuku bulan bu olay esnasında havalandırma sistemi de devre dışı bırakılmıştı. Uzmanlar yaşanan bu facianın kasıtlı yapılmış bir sabotaj olduğunu iddia etmişlerdi. Suudî yetkililerin “ilâhî takdir” dediği bu fecaatleri kronolojik olarak aktarmaya devam edecek olursak: 1994: Şeytan taşlama esnasında meydana gelen izdihamda 270 hacı öldü. 1997: Mina’da hacıların kaldığı kampta güneşin altında tutulan tüplerin patlamasıyla çıkan yangında 343 hacı hayatını kaybetmişti. (Bu olaya bizzat tanık olmuştum. Bir gün öncesinde prova için olay mahalline gittiğimizde güneşin altında yığunla duran tüpleri gördüm ve ürküntü içerisinde içimden, “bu sıcağın altında duran tüpler patlamış olsa büyük bir facia yaşanır” demiştim.) 1998: Şeytan taşlama sırasındaki izdihamda 119 hacı öldü. 2004: Şeytan taşlamada 244 hacı yaşamını yitirdi, yüzlerce hacı yaralandı. 2006: Kâbe yakınlarında bulunan bir otel çökerek 76 kişiye mezar olmuştu. Ölenler arasında namaz kılmaya giderken çöken binanın altında kalan iki Türk hemşire de vardı. Yine bu yıl Kâbe’de vinç devrilmesi esnasında 108 hacı yaşamını yitirmiş oldu. En son Mina’da yaşanan faciada ölenlerin sayısını Suud rejimi 750 dolayında olduğunu açıkladı. Oysa muhtelif ülkelerin haber alamadıkları hacı sayısından yola çıkarak bu rakamın 4700 dolayında olduğu ifade edilmektedir. Büyük bir olasılıkla Suudî yetkililer tepki olmamak için bu sayıyı düşük gösterdiği kanaatindeyiz. Ölü insanların apar topar dozör kepçeleriyle yığın yapılması ve ardından aceleyle büyük kamyon ve TIR’lara yüklenip götürülmesi ve alel acele defnedilmeleri her şeyi ifşa edici nitelikte. Bunların mefta bedenlere de saygısı yok. Düşünebiliyor musunuz? Ölü bedenler kepçelerle adeta çöp yığınına dönüştürülüyor. Bu hangi insanlık anlayışına sığar. İslâm dinine göre insan bedeni mevta olduktan sonra da mükerremdir. Bu nedenle yıkanır-paklanır, kefenlenip teçhiz edilir ve büyük bir hassasiyet içerisinde kabre konur.Bunların canlı insana saygısı yok ki, ölüye olsun! Suud rejimi kuruluş aşamasında Arap Yarımadası’nda bulunan diğer aşiretleri hakimiyeti altına almak için az mı hunharca katliamlar yapmıştı. Ayrıca İngilizler’le işbirliği yapıp Osmanlı’yı arkadan hançerlemişti. Suud’un en büyük ihanetlerinden biri de Filistin davasına yöneliktir. Bölgedeki Arap ülkeleri tarihî süreç içerisinde bir şekilde işgalci Siyonist rejimle savaşmışlardı. Ancak Suud rejimine baktığımızda böyle bir geçmiş görmüyoruz. Kendi güvenliği için uzun yıllar İngiltere ve ABD ile iş tutan Suud rejimi, söz konusu emperyal ülkelerin ileri karakolu olan İsrail ile mi iş tutmayacak. Bu ilişkiyi uzun yıllar gizli tutmuştu. Çünkü İslâm dünyasının ezici çoğunluğu tarafından “Hadim’ul Harameyn” olarak biliniyorlardı. İslâm âlemi nezdinde böyle bir pozisyonu olan rejim hiç itibarını sarsar mıydı? Ama gel zaman git zaman İslâm ümmeti üzerine öylesine algı operasyonları yapılmıştı ki, işgalci Siyonist çeteyi tanımayan ve onunla iş tutmayan İran’ın haricinde İslâm ülkesi kalmamıştı. Bugünkü gazetlerde okuyoruz: “Yapımı tamamlanan bir zırhlı araç için “tamamen yerli malı” denmesine rağmen iç donanımının İşgalci İsrail’e yaptırıldığı bir skandal olarak ortaya çıktı.” Hükümete yakın olmayan söz konusu gazete bu olayı detaylı bir şekilde vermektedir. 28 Şubat öncesinde yapılan “Askerî İşbirliği Anlaşmaları” zaten malumunuz. Sadece Türkiye değil İran’ın haricinde hemen hemen bütün İslâm ülkeleri işgalci Siyonistlerle iş tutup ticaret yapmaktadırlar. Suud bundan neden muaf olmasın ki?!Ancak mesele böyle değil! Diğer ülkeler mazur görülmemekle birlikte asıl olarak Suud’un ihaneti affedilir cinsten değil. Hiç birinin değil ama Suud’un hiç değil. Zira Suud kutsal topraklar üzerinde kendisini konumlandırmış bir rejimdir. Evet Suud rejimi hiçbir zaman “Hadim’ul Harameyn” olmamıştır ancak bir vakıa olarak orada bulunmaktadır ve bunun gereği olarak asla Siyonistler’le iş tutmamalıdır. O ise bunun tam tersi olarak artık bu ilişkiyi gizlemeye dahi ihtiyaç duymamaktadır. İşi bölge güvenliği adına askerî işbirliğine kadar vardırmış durumdadır. Bu bağlamda artık sık sık bir araya gelip toplantılar yapmakta ve özellikte ortak düşman addettikleri İran İslâm Cumhuriyeti’ne karşı yeni yeni stratejiler belirleyip ortak tavırlar almaktadırlar.En son olarak Suriye’nin haricinde bölgedeki diğer Arap ülkelerini de yanlarına alıp ortak bir askeri pakt oluşturma kararı aldılar. Ortak düşman addettikleri İran karşısında tek başına tutunamayacakları ve bir varlık gösteremeyeceklerini bildikleri için böylesi bir şeytanî birlikteliğe karar vermiş oldular. Ve bu şeytanî planlarını alenen dile getiriyorlar. Hatta Yemen üzerinden bu planlarını icra etmeye başladılar bile. Yemen sadece Suud hava birlikleri tarafından bombalanmıyor. İşgalci İsrail uçakları da Suud bombardumanlarına eşlik ediyor. Ha keza diğer Arap ülkeleri de..Bu son bölümü Mina’da yaşanan fecaate ayırmıştık ancak Suud’un diğer gayr-i meşru işlerine tekrar kısaca temas etmiş olduk..

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun