Suud İhaneti

  • GİRİŞ12.03.2019 12:57:27
  • GÜNCELLEME12.03.2019 12:57:27

Allah'ın Adıyla


İslâm Devrimi öncesi, yani Şah döneminde ABD, Siyonist İsrail ve Suud rejimi açısından İran ile ilişkiler gayet iyiydi. Devrim’den sonra ise her şey tersyüz oldu. ABD ve Filistin işgalcisi İsrail tasını tarağını toplayıp İran coğrafyasından defolup gitti. Suud rejimi de mezhebi saiklerle yola çıkarak, daha doğrusu ABD’nin isteği üzerine İran’a mesafe koymaya başladı. Sadece mesafe koymakla yetinmedi; zaman zaman hasmane tutumlar da sergiler oldu. 1982 senesinde İran’a saldıran Saddam’a miyarlarca dolar yardımda bulundu. Öte yandan Suud, 87 yılında Hac farizasını ifa etmek için kutsal topraklarda bulunan İranlı hacılara güvenlik güçleriyle saldırıp 500 dolayında insanı acımasızca katletmişti. Bu menfur katliamı üstelik ABD ve Siyonist İsrail adına yapmıştı. Zira saldırıya uğradıkları esnada İranlı hacılar “müşriklerden teberri” (beraet) yürüyüşü yapıyorlardı ve sloganları “Merg ber Amerika, merg ber İsrail” (Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm) idi.

Suud rejimi ABD ve Siyonist İsrail’e dil uzatılmasına tahammül edememiş ve hışımla hacıların üzerine ateş ederek katliamını gerçekleştirmişti. Suud bu katliamdan sonra hiçbir zaman İran ile ilişkilerini düzeltme yoluna gitmedi. Ne özür diledi, ne taaccüp etti. ABD’nin arkasına yaslanan bu habis rejim asla küstahlığından ve ekâbirliğinden vazgeçmedi. Sürekli ABD ve işgalci İsrail’in yanında yer aldı.

Suud Eskiden Siyonistlerle gizli gizli görüşmeler yapıyordu. Şimdilerde ise aleni olarak teşrik-i mesaideler. Suud aslında ABD ve Siyonist İsrail’e gönüllü taşeronluk yapmaktadır. Mütemadiyen İslâm Devrimi aleyhinde tezviratlarda bulunarak, mezhep üzerinden İran’ı karalamaya çalışmaktadır. Yüz binlerce kitap bastırıp ücretsiz olarak dağıttı. Türkiye’de bile bazı cemaatler üzerinde nüfuz elde ederek dağıttığı ulûfelerle “düşman cephesi” oluşturmaya çalıştı. Elbette sadece Türkiye’de değil, tüm İslâm ülkelerinde iftira ve tezviratlarla dolu kitaplarını dağıtıp durdu.

Şimdilerde bu düşmanlığını o kadar ileri boyutlara taşıdı ki, İran’a karşı “Arap NATO’su” oluşturmanın derdine ve telaşına düştü. Gerçi bu fikir müstakilen kendisine ait değil. Zira, Suud eskiden beri İran ile sıcak bir çatışma yerine bu işi ABD’nin üstlenmesini istiyor. Çünkü karşısında tapu gibi Saddam’ın hezimeti var. ABD Saddam’ı maşa olarak kullanıp gırtlağına kadar donattığı silahlarla, hatta kimyasallarla İran’ın üzerine saldırtmıştı. (Fao Adası’nda Saddam kimyasal kullanmıştı. Akabinde Ducayde ve Halepçe’de kendi halkını kimyasal - siyanür gazı ile katletmişti.) Sonuç olarak 8 yıl süren bu tahmili savaşta Saddam onca katliamına rağmen bir adım ilerleme kaydedememişti. Suud bu gerçeği bildiği için ABD’nin bizzat kendisi sıcak çatışma işini üstlenmesini istemektedir. ABD ise Tebes Çölü Çıkarması’nda uğradığı hezimeti göz önünde bulundurarak böyle bir şeye teşebbüs etmeye cüret edememektedir. Bu nedenle Arap NATO’su fikri ABD ve Siyonist İsrail’e ait diyoruz. Onların bir tek derdi var, Müslümanlar arasında çatışma çıkarmak, Müslümanları birbirine kırdırmak ve aradan parsayı götürmek. Bu nedenledir ki, Trump işbaşına gelir gelmez ilk yurtdışı ziyaretini Suudi Arabistan’a gerçekleştirip 480 milyar dolarlık silah satışı yapmıştı. Bu silahlar şartlı olarak İsrail’e karşı değil, İran ve mazlum Yemen halkına karşı kullanılsın diye satıldı. Nitekim habis Suud ordusu yedeğine aldığı 9 Arap ülkesi ile birlikte bu silahlarla Yemen halkını bombalamaya devam ediyor.

 
Ayrıca Suudi Arabistan’ın parasını ödediği silahların bir kısmı bizzat ABD tarafından Suriye’deki terör örgütlerine sevk edilmektedir. ABD bu silahları bağış olarak terör örgütlerine vermiyor; parasını Suud, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’den alıyor. Kurulması tasarlanan Arap NATO’su için mühimmat-teçhizat ne varsa hepsi ABD’ki silah fabrikalarından tedarik edilecek. Tabi ki ücretini ödemek koşuluyla. ABD’nin silah satışındaki en yağlı müşterileri Suriye’nin haricindeki bütün Arap ülkeleridir. ABD bu nedenle onlara “tehlikeli düşman” olarak İran’ı pompalıyor. Bu vecihledir ki, iki yıldan beri yapılan toplantılarda alınan kararlara baktığımızda gördüğümüz tek şey, İran düşmanlığı üzerine askerî yapı oluşturma çabaları. 


En son 13-14 Şubat tarihinde Varşova’da, 24 Şubat tarihinde Şarm-ı Şehy’te yapılan zirve toplantıları hep aynı şeytanî amaca hizmet için gerçekleştirildi. Suudi rejimi halkına yönelik öylesine algı operasyonları yapıyor ki, kamuoyu yoklamasında “öncelikli düşman kimdir?” diye sorulduğunda halkın büyük ekseriyeti “İran” diyor. İkinci soru olarak, “İsrail ile birlikte İran’a karşı savaşır mısınız?” sorusuna çoğunlukla “evet” cevabı verilmektedir. Bu cevaplara şaşırmamak gerekir zira devrimin ilk gününden itibaren yani 40 yıldan beri sürekli bir şekilde olmadık iftira ve tezviratlarla Arabistan halkı kin ve düşmanlığa tahrik edildi.

 
Gün geçmiyor ki yeni düşmanlık tezgahları sergilemiyor olsunlar. Bakınız an itibariyle İran’ın Siyonist işgalcilere vuran yumruğu olan Hizbullah’ı terör örgütü ilân ettiler. Medyaya yansıyan haber şöyle: “İngiliz parlamentosu onayladı: İngiltere de ABD-Suud-İsrail üçlüsünün Hizbullah’a karşı ittifakına katıldı ve az önce parlamentoda Hizbullah’ı (askeri ve siyasi kanadını) terör örgütü olarak tanıdığını oyladı.” 


ABD, Siyonist İsrail ve İngiltere’den bu beklenir. Onların Müslüman grup ve cemaatleri terör örgütü olarak görmeleri gayet normal. Fakat Suud rejiminin Siyonist Haçlı ordularına  katılması ve onlardan çok daha fazla İran’a düşmanlık besleyip bölgede direnişi temsil eden Hizbullah ve Hamas’ı terör örgütü olarak ilân etmesi anlaşılır bir durum değildir. İroni yapacak olursak aslında anlaşılır bir durum. Zira Suud Başmüftüsü Bin Baz geçen yıl aleni olarak, “İsrail ile savaşmak haramdır” fetvasını  vermişti. Bunun doğal sonucu olarak, işgalci İsrail ile savaşan ve Siyonistleri düşman bilen her şahıs, her grup ve her ülke Suud nezdinde terörist ilan edilmiş olmaktadır. Oysa tüm dünya Müslümanları nezdinde Mescid-i Aksa, Kudüs ve kutsal Filistin toprakları “namus-u ekber” konumundadır. İsra Suresi’nde geçtiği üzere, “Barekna havlehu” cümlesi kutsal emanetin ilâhî tescili anlamına gelmektedir. Kudsiyeti Allah Teâlâ tarafından tebcil ve tescil edilmiş Filistin topraklarının işgalden kurtarılması için cihad etmenin farziyeti her Müslümanın uhdesinde olan kutsi bir vecibedir. Bu durumda işgalcilere karşı savaşmanın haram olduğuna dair fetva vermek, Allah Teâlâ’ya, Resul-ü Ekrem Efendimize ve tüm İslâm ümmetine yapılmış ihanetten başka bir şey değildir. Sadece bu fetva bile Suud rejiminin gayr-i meşru olduğunu ve aleni olarak İslâmî değerlere savaş açtığını ortaya koymaktadır.

 
Şu bir gerçek ki, Suud rejimi kurulduğu günden beri meşruiyet ve beka sorunu yaşamaktadır. Hani öteden beri bazı avamî zevat, “Araplar bizi sırtımızdan vurdu” sözünü diyorlar ya; bu doğru değil ancak Suud aşireti İngiliz Lawrence ile işbirliği yapıp Osmanlı askerini arkadan hançerledi. Ayrıca Suud aşireti kendi rejimini kurmak için diğer aşiretleri zapt-u rapt altına almak amacıyla korkunç katliamlar yapmıştı. Arabistan topraklarında ne kadar klan, kabile ve aşiret varsa hepsini itaati altına alma uğruna olmadık vahşilikle şiddet yöntemleri uygulayarak kan dökmüştü. Suud rejimi paranoyak bir şekilde beka sorunu yaşamaktadır. Muhalif gördüğü her grup ve şahsa da şiddet uygulamaktan geri durmamaktadır. 1979’daki Kâbe katliamı buna en bariz örnektir. Kendi aleyhinde nümayiş yapan grubu Kâbe’nin içerisinde Fransız komandolarına katlettirmişti. Günlerce süren muhasaradan sonra Kâbe’nin içerisine su pompalayıp, suya elektrik verilerek direnişçi grup topluca öldürüldü. İki yıl evvel de kendilerini eleştiren Ehl-i Beyt muhibbi Şeyh Numeyr isimli mümtaz âlimi kılıçla boynu vurularak idam etmişlerdi. En son yine hunharca işlenen Cemal Kaşıkçı cinayeti Suud rejiminin ne kadar barbar, ilkel ve ne kadar vahşi olduğunu ibraz etmektedir. Ne kadar acıdır ki, eli kanlı katil olan bu rejim Mescid-i Haram’ı ve Mescid-i Nebevî’yi işgal altında tutmaktadır. 


Biz Müslümanlar olarak sürekli Mescid-i Aksa’nın, Kudüs’ün ve Filistin topraklarının işgal altında olduğundan söz ediyoruz. Evet, doğrudur. Fakat Mescid-i Aksa, Kudüs ve Filistin toprakları nasıl işgal altındaysa Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevî ve tüm Mekke ve Medine toprakları, tüm haram bölgesi Suud hainlerinin işgali altındadır. ABD’nin kulu-kölesi olmuş bir rejimin meşru olması asla düşünülemez. Ümmetin her bir ferdinin hakkı olan petrol gelirlerine çöreklenip tebelleş olmuş bir rejim her şeyden önce gasıp ve hırsız bir rejimdir. Müslümanlar bu gerçekleri görmeliler artık...

 
Anti parantez hemen yeni bir haberi de eklemiş olalım: ABD Suudi Arabistan’da atom reaktörü kurmak için kolları sıvadı.. Atom enerjisi üretiminde Kuzey Kore ve İran’a karşı çıkan ABD Suudi Arabistan’da reaktör kurmanın ön çalışmalarını başlattı..

Sosyal medyadan konumuzla ilgili bazı başlıklar şöyle:
“Şu da bir gerçek ki, işgalci İsrail’in Arap ülkeleri tarafından resmi olarak muhatap alınması, bölgedeki İran karşıtı cephenin güçlendirilmesi yönünde bir adım olarak beliriyor.”

“Siyonist İsrail ve Suudi Arabistan arasında istihbarat düzeyinde seyreden ilişkiler ivme kazandı.”

“Gasıp İsrail’in 2006 yılında Lübnan’a karşı başlattığı savaşta İsrail’e gizli mesajlar yoluyla desteğini ileterek, İsrail’den Hizbullah’ı var gücüyle vurmasını istedi. Ancak krallık, savaşın sonucunda hayal kırıklığına uğradı.”

“Siyonist İsrail Başbakanı Binyamin Natanyahu ve dönemin ABD Başkanı Barack Obama arasında 2009 yılında gerçekleşen bir toplantıda Netanyahu, Suudilerle açık ilişkiler kurma isteğini dile getirmişti.” Şimdi ise bu talep gerçekleşmiş oldu.

“1967 yılında yaşanan Altı Gün Savaşı’nda İsrail güçlü taraf olarak öne çıkıyordu; oysa 2006’da İsrail, İran’ın elini güçlendirecek şekilde Hizbullah karşısında aşağılayıcı bir yenilgiye uğramış olarak görülüyordu.”

“Suudi-İsrail ilişkilerin yeniden rayına oturması Kral Abdullah’ın ölümünden sonra Muhammed bin Selman’ın, savunma bakanlığından veliaht prensliğe terfi etmesiyle mümkün oldu.”
Elbette ki ilişkiler önceden gizli yürütülüyordu. Selman ile birlikte alenileşmeye başlamış oldu. Kısacası Suud rejimi öteden beri değerlerimize ve İslâm ümmetine ihanet etmeye devam etmektedir...

Ali Erdem

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun