Ey Türkiye ve Ey Suud “Fe Eyne Tezhebûn?”

  • GİRİŞ09.03.2016 08:18:41
  • GÜNCELLEME09.03.2016 08:18:41

Allah’ın adıyla

Beş yıldan beri Suriye’de sürmekte olan iç savaş her geçen gün evrilerek daha kötü boyutlara ulaşmaya başladı. Bindirilmiş kıtalar gibi birçok ülkeden sökün edip Suriye’ye gelen Vahabî tekfirci gruplar mutasyona uğramış virüs gibi çoğalarak Mezopotamya topraklarını ele geçirmeye çalışıyor. Savaş yöntemleri ise son derece vahşi ve insanlık dışı. Kılıç veya pala ile boyun vurarak, kafaya kurşun sıkarak, yakarak, suda boğarak, uçurumdan atarak cinayetler işlemektedirler. Kadın, yaşlı ve çocuk demeden her yaştan insanı çok rahat ve sadistçe öldürebilmektedirler.

İşin başında Ankara’daki mevcut iktidar olayın bu raddeye varacağını ne yazık ki hesap edemedi. İki hafta içinde Emevî Camii’nde Cuma namazı kılmayı hayal etmişlerdi. Ama olmadı. Ilımlı muhaliflerden medet umdular ancak tekfirci gruplar karşısında onların esamesi okunmadı. Yani ılımlı muhalifler bölgede bir varlık gösteremedi. Tekfirci gruplar gibi silaha sarılan diğer örgütler ise bir müddet kan dökmeye devam ettiler. Ama artık süreç içerisinde onlar da IŞİD tarafından ekarte edildi. Şimdi büyük bir musibet olarak bölgede IŞİD veya nam-ı diğer DAİŞ var. Suriye’nin resmî ordusu ve Hizbullah, İran ve Rusya’nın desteği ile IŞİD’e karşı savaşmaktadır. Bu koalisyon gücü son zamanlar IŞİD’in elindeki birçok yerleşim birimini geri almayı başardı.

IŞİD her geçen gün bölgedeki hakimiyet alanlarını kaybetmeye devam ediyor. Bu gelişme karşısında Siyonist işgalci İsrail bir hayli tedirgin olmaya başladı. Daha açık bir ifadeyle işgalci İsrail’i korku sardı. Zira Siyonist İsrail’in bölgeye yönelik uzun vadeli hesapları var. Bir ideoloji ve bir Siyonist akide olarak “arz-ı mevud” adına hesapta Mezopotamya topraklarını ele geçirmek var. İran’ın bölgede inisiyativ ve nüfus sahibi olması Siyonist İsrail için sonun başlangıcından başka bir şey deiğildir. Siyonist çete liderleri bunu çok iyi biliyor. Kendisinin tek başına İran’la baş edemeyeceğini çok iyi bildiği için bölgede geniş kapsamlı bir koalisyon oluşturmanın çabasına düşmüş oldu.

Siyonizmin bölgedeki uşaklarından biri olan Ürdün tağutu Kral Hasan’ın ağzından ilk defa “Şiî Hilâli” ifadesini kullanmış oldular. Bu kavram daha sonra ileri boyutlarda malzeme yapılarak İran Şiî Hilâli’ni temsilen bölgede nüfus sahibi olmaya çalıştığını iddia eder oldular. Ve hemen buna mukabil “Sünnî Hilâli’ni devreye sokmaya çalıştılar. İş o raddeye vardırıldı ki, 34 Sünnî ülkeden müteşekkil ordu oluşturmaya koyuldular. İsmini de “İslâm Ordusu” koydular. (Hürriyet Gazetesi bu olayı manşetten vermişti.) Birkaç gün içerisinde bu girişim fos çıktı. Öyleki birçok ülke “Böyle bir yapıdan bizim haberimiz bile yok” dedi. Bu skandal değil de nedir. Siz sözde bir ordu kuruyorsunuz ama isimlerini sıraladığınız ülkelerin bundan haberi bile yok.

Sözde İslâm Ordusu’na üye ülkeler: “S. Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan, Bahreyn, Bangladeş, Benin, Türkiye, Çad, Togo, Tunus, Cibuti, Senegal, Sudan, Sierra Leone, Somali, Gabon, Gine, Filistin, Komorlar Federal İslam Cumhuriyeti, Katar, Fildişi Sahili, Kuveyt, Lübnan, Libya, Maldivler Cumhuriyeti, Mali, Malezya, Mısır, Fas, Moritanya, Nijer, Nijerya ve Yemen.”

Bu listede bir başka çelişki ise Yemen. Zira Yemen ordusunun nerede ise tamamı şu an  Husiler’in elinde. Suud’un Yemen’den kastı devrik diktatör Ali Abdullah bin Salih’in kendisi olsa gerek. Suud rejimi Suriye olaylarından beri büyük şeytan ABD ve Siyonist İsrail’in güdümünde bir takım atraksiyonlar yapmakla meşgul.. Sözde İslâm Ordusu fos çıkınca şimdilerde Türkiye’nin de içerisinde olduğu 20 İslâm ülkesini kapsayan ortak tatbikat kararı aldılar. Bu kararı deklare etmeden iki gün önce Suud yetkililer Brüksel’deki NATO karargâhına gidip bir toplantı yaptılar. “NATO üyesi olmayan Suud’un, NATO karargâhında ne işi olabilir” demeyin; onlar zaten göbek bağı ile ABD’ye bağlılar. “İcazet almaya gittiler” desek bile bu hafif kaçar. Zira bu ortak tatbikat kararı zaten NATO karargâhında ve Siyonist mahfillerde alındı.

Bunu gizleme ihtiyacı bile hissetmiyorlar. Adını da koymuşlar: “Şiî hilâline karşı Sünnî blok.” Oysa biraz bir mantık güdecek olursak, ABD, NATO ve Siyonist İsrail’in güdümünde nasıl bir Sünnî blok oluşturulabilir ki? Sonra şu soruyu da sormak lazım: Suud rejimi sapkın Vahabî inancını bırakıp ne zaman Sünnî olmuş ki? Bu Suud aşireti ki, bir zamanlar Osmanlıyı mürtet ilân edip İngilizler’le işbirliği yapıp Türk askerini sırtından hançerlemedi mi? Suud rejimi kuruluşundan bu yana İngiltere ve ABD’nin dümen suyunda hareket etmiyor mu? Kutsal toprakları Coni’lere çiğnetmiyor mu? İşgalci Siyonist İsrail hemen yanıbaşında mazlum Filistin halkını 70 yıla yakındır katletmeye devam ediyor olmasına rağmen bir tek itirazı oldu mu? En ufak bir tepkisi oldu mu? Bugün yaptığı gibi Müslüman ülkelere seslenip neden kan içici İsrail’e karşı ortak bir İslâm ordusu kuralım demedi?

Şimdi aldıkları son kararlar çerçevesinde bu ortak ordu ile Suriye’ye girmenin plânını yapmaya koyuldular. Suud yetkililer bir de açık açık, “Böyle bir operasyon ancak ve ancak ABD’nin öncülüğünde yapılabilir” diye beyanatlar vermesi içerisine düştükleri çelişkinin hangi boyutlarda olduğunu bariz bir şekilde ortaya koyuyor. Düşünebiliyormusunuz, ABD öncülüğünde “Sünnî İslâm Ordusu.” Öte yandan böyle bir oluşuma tam destek veren işgalci İsrail. Siyonistler böyle bir ordunun gerekliliğini zaten son bir yıldır dile getirip duruyor. Hatta şöyle diyorlar: “İran sadece İsrail için bir tehdit oluşturmamakta, İran tüm Sünnî bölge ülkeleri için de tehdit unsurudur. Bu tehdide karşı birlikte hareket etmeliyiz.”

Sormak lazım; ABD ve Siyonist İsrail ne zamandan beri Sünnî ülkelerin menfaatini gözetir oldu? ABD ve Siyonist İsrail ne zamandan beri Sünnî oldu? Filistin halkı Sünnî değil mi? Yoksa onlarda mı Şiî? Her Allah’ın günü işgale devam edeceksin, her Allah’ın günü mazlum Filistin halkını katledeceksin ardından da Sünnî dünyanın hamiliğine soyunacaksın! Bu ne çelişkidir, bu ne tenakuzdur. Bir başka çelişki ise Siyonist İsrail’in bu sinsi plânını göremeyen bir takım yazarlarımız ve siyasilerimizin talihsiz beyanatlarıdır. Sözüm ona bir İslâmcı (!) yazar kalkıyor “İran tehdidine karşı İsrail ile ilişkilerimizi geliştirmeliyiz” diyebiliyor.

Öte yandan hükümet sözcüsü Ömer Çelik Siyonist İsrail ile ilgili şu talihsiz ifadeyi kullanmıştı:  “İsrail devleti ve toplumu bizim dostumuzdur.” Bir müddet sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da şöyle bir beyanatı olmuştu: “İsrail, bölgede Türkiye gibi bir ülkeye muhtaçtır. Bizim de İsrail’e ihtiyacımızın olduğunu kabul etmemiz lazım. Bu, bölgenin bir gerçeğidir.” Oysa bölgenin bir tek gerçeği vardır o da, Siyonist İsrail’in kutsal Filistin topraklarının işgalcisi oluşudur. İsrail İslâm coğrafyasının bağrına saplanmış bir hançerdir. Merhum İmâm Humeyni’nin ifadesiyle, “İsrail bir kanser tümörüdür, sökülüp atılmalıdır.”

Açık bir şekilde ifade edecek olursak, yazık ki Türkiye üstü örtülü mezhebî saiklerle yola çıkarak bu şeytanî plâna alet oluyor. Şu gerçek bilinmeli ki, İran Suriye’ye mezhebî bir tavırla müdahale etmiyor. Suriye 22 Arap ülkesi arasında Filistinli silahlı örgütlere ev sahipliği yapan tek ülkedir. Suriye Siyonizme ve emperyal ABD’ye karşı evrensel İslâmî direniş hattının ön cephe karakoludur. Suriye Filistinli silahlı örgütlere ve Hizbullah’a lojistik destek veren bir kaledir. Bundan dolayıdır ki, işgalci İsrail’in hamisi ABD ve Siyonistler Suriye rejiminden ve Beşşar Esat’tan son derece rahatsız olmaktaydı.

Ve bu nedenle “Arap Baharı” fırsata dönüştürülerek Suriye’de kaos ve kargaşa çıkarılmaya çalışıldı. Bu girişim başarılı olamayınca, bu sefer dışarıdan tekfirci gruplar devreye sokuldu. Tekfirci grupların insanlık dışı yöntemlerle katliamlara girişmesi kısa sürede Suriye’yi kan gölüne dönüştürmüş oldu. Bu beş yıl içerisinde dünyanın birçok ülkesinden tekfirci gruplara katılımlar oldukça yoğun oldu. Hatta diyebiliriz ki, mutasyona uğrayan virüs gibi çoğalmaya devam ediyorlar. Onlara ABD tarafından yapılan silah sevkiyatı işin cabası. İşgalci İsrail ise Golan tepelerine kurmuş olduğu mobil hastanelerle IŞİD’in yaralılarını tedavi etmekle meşgul. Suriye ordusu ve Hizbullah güçleri IŞİD’e karşı savaşmaya devam ediyor.

Şimdi Suud rejimi başta Türkiye olmak üzere kalkmış yedeğine aldığı ülkelerle ve ABD’nin öncülüğünde Suriye’ye muharrib güç sokmaya çalışıyor. Adama sormazlar mı; “Askerleriniz kime karşı savaşacak? Kendi beslemeniz olan IŞİD’e karşı mı, yoksa Suriye ordusu ve Hizbullah’a karşı mı?” Suud rejimi Yemen’de (yaptığı insanlık dışı katliamlara rağmen) aldığı yenilginin acısını Suriye’den mi çıkarmak istiyor acaba? Bir zamanlar Saddam da aynı hataya düşmüştü! Sekiz yıl boyunca savaştığı İran’a karşı bir varlık gösteremeyince Kuveyt’i işgale koyulmuştu. Ardından zelil bir şekilde Kuveyt’i terk etti ve sonra akıbetinin ne olduğunu bütün dünya görmüş oldu.

Şimdi Suud rejimi de farkında olmadan Suriye macerasına soyunarak kötü bir akîbete doğru sürüklenmektedir. Üstelik Suud başta Türkiye olmak üzere 20 ülke ile bu işe girişiyor. Öncülüğünü ABD de yapsa Suud rejimi eğer Suriye bataklığına girecek olursa sonu çok kötü olacaktır. Zira karşısına sadece Suriye ordusunu değil, Hizbullah ve İran’ı da alacaktır. Rusya’yı hesaba katmıyoruz çünkü o muhtemelen hava bombardumanlarıyla yetinir ve bölgeye asla muharrib güç sokmaz. Ama Suud ve yandaşları eğer bölgeye asker sokma gibi bir hataya düşerse Üçüncü Dünya Savaşı’nın kopmasına da vesile olmuş olur. Savaşın mağlupları da hiç kuşkusuz kendileri olacaktır.

Şu hâlde sonuç olarak ifade edecek olursak, Suud’un başını çektiği ve perde arkasında ABD ve Siyonist İsrail’in olduğu böyle bir maceraya Türkiye ve diğer ülkeler asla iştirak etmemeli. Böyle bir maceranın sonu hüsrandan başka bir şey değildir. “İslâm Ordusu” kurulacaksa bu NATO’nun ve dolayısıyla ABD’nin icazetiyle asla olmamalı. Mezhebi saiklerle yola çıkarak İran’a nispet olsun diye ordu kurulamaz. “Sünnî Ordu” ne demek? Böyle bir girişim ümmeti ayrıştırmaktan, ümmeti bölmekten başka bir şey değildir. “İslâm Ordusu” kurulacaksa içerisinde İran ve Irak’ın da olduğu bütün İslâm ülkelerinin katılımıyla olmalı. Bunun dışındaki arayışlar, bunu dışındaki yollar sonu felaket olan çıkmaz sokaktan başka bir şey değildir. Bu nedenle hem Türkiye’ye hem diğer ülkelere ve hatta Suudi Arabistan’a vahyin dili ile diyoruz ki; “Fe eyne tezhebûn?”

 

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun