Terör

  • GİRİŞ02.05.2016 14:41:59
  • GÜNCELLEME02.05.2016 14:41:59

Allah’ın adıyla Terminolojik olarak “terör” sözcüğü “bilinçli şiddet” anlamına gelmektedir. Bu kelime Latince kökenlidir. Fransızca “terreur” sözcüğü olarak kullanılmaktadır. Latince sözlük anlamı ise, “korkudan titreme” veya “titremeye sebep olma”dır.Vikipedi Ansiklopedi’sinde geçtiği üzere terör ya da terörizm, siyasal, dinsel ve/veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere; resmî, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımıdır. Terör uygulayan organize gruplara terör örgütü; terör uygulayan şahıslara ise terörist denir. Oxford İngilizce Sözlük’te; “Genellikle siyasal amaçlar uğruna, halka gözdağı vermek, halkı yıldırmak için dehşet ögesini kullanmak” olarak izah edilir. Fransızca Petit Robert sözlüğünde; “Bir toplumda, bir grubun, halkın huzurunu kaçırmak için oluşturduğu ortak korku” olarak tanımlanır. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde; “Yıldırma, cana kıyma ve malı yakıp yıkma, korkutma, tedhiş” olarak açıklanır. Türkçe literatürde terör sözcüğü “şiddet” kavramıyla eş anlamlı kullanılmaktadır. Belirttiğimiz gibi Latince kökenli olan “terör” sözcüğünün Türkçe karşılığı “anarşi” olarak kullanılmaktadır. Aslında “anarşi” sözcüğü de Yunanca’dır. “Anarşi” sözcüğü Oxsford İngilizce Sözlük’te; “Otorite boşluğundan veya otoritenin veya diğer yönetim mekanizmalarının tanınmamasından doğan düzensizlik, başıboşluk durumu” olarak tanımlanmakta.Arapça kökenli “tedhiş” sözcüğü de zaman zaman terör anlamında kullanılır. Tedhiş kelimesi, "korku salma ve yıldırma" anlamlarına gelmaktedir. Terör eylemini yapanların maksadı da budur zaten. Dehşet ve korku salarak, can kaybı dahil zarar ziyan vererek talebini kabul ettirmek.. Şiddet aracı olarak kullanılan terör eylemine bir savaş yöntemi olarak da bakılmaktadır. Devletler bile zaman zaman bu yönteme baş vurabilmektedir. 1789 Fransız devriminden sonra halkı sindirmek, halkı zapt-u rapt altına alabilmek için bu yöntem meclis tarafından kanunlaştırılmıştır. 5 Eylül 1793 tarihinde yürütme meclisi Convention, bir bildiri yayınlayıp “devlet terörü”nü legal hâle getirmiştir. Kamu güvenliğinden sorumlu komitenin başındaki Maxsimilien Robespierre adındaki şahıs “devlet terörü”nün yılmaz savunucusu olarak tarihe geçmiştir. (Ancak bu şahıs 28 Temmuz 1794 tarihinde despotluk suçlamasıyla idam edilmişti.) Günümüzde bazı terör örgütleri bu bildiriyi emsal olarak gerekçe göstermektedirler. Devlet terörü yargısız infazlara kadar giden bir uygulama şeklidir. Halk üzerinde korku ve paniğe neden olmaktadır.Başta Kerbela katliamı olmak üzere Emevîler döneminde başlatılmış olan “devlet terörü” yüz yıllarca uygulana gelmiş bir yöntemdir. Bir de savunmasız göstermelik mahkemelerle idam mangaları kurulur devletin bekası adına. “İstiklâl Mahkemeleri” buna en somut örnektir. Başta İskilipli Atıf Efendi olmak üzere nice masum insanlar bu zalim idam mangalarınca infaz edildiler. Bazen de monarşilerde aynı saikle (devletin bekası adına) öz kardeşler katledilir; ama amaç saltanat koltuğunun muhafazasıdır. Devlet terörüne bir başka örnek ise Saddam’ın 16 Mart 1988 tarihinde Halepçe ve Ducayde halkını kimyasal siyanür gazlarıyla katletmesidir.Bir başka “devlet terörü”ne örnek ise illegal İsrail rejimidir. 14 Mayıs 1948 tarihinden itibaren kesintisiz bir şekilde insanlık dışı yöntemlerle mazlum Filistin halkı üzerine terör estirmeye devam ediyor. Filistin halkını doğup büyüdükleri ata diyarı topraklarından sürmek için dehşet ve korku salacak nitelikte yöntemlerle, her Allah’ın günü çoluk çocuk, yaşlı kadın demeden mütemadiyen katliama devam ediyor. İki yüzlü BM ve Batılı ülkeler yeri geldiğinde terörü telin ediyorlar ve fakat Siyonist İsrail’in katliamlarını görmüyorlar. Kınama mesajı bile yayınlamıyorlar. Hatta bazı siyasiler “İsrail’in kendini savunma hakkı vardır” diyerek katliama çanak tutuyorlar. Bir takım siyasiler ise bu kan içici canavarla iş tutmanın derdine düşmüşler. “Teröristlerle, katiller sürüsü ile masaya oturulmaz” diyen kendileri; ancak konjonktürel şartlar bunu gerektiriyor deyip eski söylemlerinden “One minute” sözünden çark etmeye başladılar. Bu Siyonist İsrail ki, uluslararası kara sularında Mavi Marmara gemimize saldırıp on tane insanımızı şehid etmişlerdi. Bu hunharca saldırı terör eyleminden başka bir şey değildi. Gemide başta ilaç olmak üzere temel ihtiyaç maddelerinden başka bir şey yoktu.Kaydettiklerimizden anlaşıldığı üzere terör olayı ister münferiden yapılsın, ister organize bir örgüt tarafından işlensin veya devlet eli ile uygulamaya konulsun hiç farketmez, bu eylemin hiçbir meşruiyeti yoktur. Terör lânetle anılan bir şiddet olayıdır. Terör masum canları yakmaya yönelik bir girişimdir. Ve insanlık dışı bir yöntemdir. “Terörün dini olmaz” deniyor ancak bazı dinî anlayışlar (tekfirci gruplar) ve ideolojiler var ki terörü legal bir eylem, hatta “ihkak-ı hak” olarak görüyorlar. Yakın tarihimizde ve günümüzde o kadar çok isim altında terör örgütleri var ki, bunların her birini kayıt altına almamız oldukça hacim tutar. Biz sadece meşhur olanlarından birkaç tanesini aktarmış olalım: İRA (İrlanda Kurtuluş Örgütü). Bu örgüt İngiltere işgaline karşı çıkarak, uzun yıllar tedhiş eylemlerinde bulunmuştu. ETA (Euskadi Ta Askatasuna), Bask kökenli toplumun içerisinden çıkmış, İspanya’dan ayrılarak bağımsız bir devlet kurma amacını güden Marksist-Leninist bir örgüttür. ASALA (Armenian Secret Army fort he Liberation of Armenia) terör örgütü özellikle TC Konsoloslukları’na yönelik saldırılarda bulunmuşlardır. Ermenice, Hayastani Azatagrut'yan Hay Gaghtni Banak, Türkçe karşılığı Ermenistan'ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu. 1975 ve 1985 yılları arasında, Türkiye dahil 16 farklı ülkede mülki ve diplomatik hedeflere karşı terör eylemlerinde bulunmuştu. Tamil Tigers Bağımsızlık Örgütü, Sri Lanka’dan ayrılıp bağımsız bir devlet kurmak için terör eylemlerinde bulunan bir örgüt. El Kaide adındaki terör örgütü, dinî kurallara dayalı bir devlet kurma amacıyla tedhiş eylemlerinde bulunan bir örgüt. Taliban, El Nusra, El Şebab, Boko Haram, IŞİD gibi örgütleri de aynı kapsamda değerlendirebiliriz. Bunlar nasıl bir fetva alıyorlarsa, amaçlarına ulaşmak için her türlü insanlık dışı şiddet eylemlerine tevessül edebilmektedirler.PKK (Partiya Karkerên Kurdistanê) terör örgütüne gelince, bu örgüt, ırkçı TC politikalarının bir reaksiyonu olarak ortaya çıkmış örgüttür. Mevcut sekuler rejim nasıl ki yıllarca mütedeyyin halkımızı mümeyyiz olmayan, tedip edilmesi gereken bir güruh olarak gördüyse Kürt halkının da kimliğini, dilini, kültürünü yok sayıp ikinci sınıf muamelesine tabi tutmuştu. Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın ayetlerinden olan ana dillerinin yasaklanması başlı başına bir ayırımcılığın ifadesiydi. Sanai, eğitim, sağlık ve bayındırlık hizmetlerinden de oldukça eşitsizliğe maruz kalmışlardı. Bunu fırsat bilen Kürt halkı içinde Marksist-Leninist zihniyete sahip Öcalan, Karayılan ve Bayık gibi kişiler bu örgütü kurmuş oldular. Amaçları otonom veya federatif bir yapı kurmaktan öte bağımsız bir Kürt Devleti’ni tesis etmekti.Türkiye rejimi böyle bir talebe asla müsamaha göstermeyeceği de bilinen bir gerçek. PKK üst düzey yöneticileri de bunu çok iyi bildikleri için taleplerini demokratik yollardan değil de terör eylemleriyle dile getirmeyi tercih ettiler. Seksenli yılların başlarından beri bu yöntemle çok canlar yakmış, nice ocaklara ateş düşürmüş oldular. Elbette terörün hiçbir meşru gerekçesi olamaz bu böyle biline. Zira terör eylemi genellikle suçsuz masum insanları da hedef alabilmektedir. Hatta çoğu zaman bu böyledir. İslâm hukukuna, İslâm dünya görüşüne göre hiçbir sebepten dolayı “amaca” ulaşmak için masum insanaları hedef almak, onların can güvenliğine yönelik tedhiş eyleminde bulunmak asla meşru değildir.İslâm anarşik ve şiddet eylemlerine asla cevaz vermemektedir. Abese Sûresi’nden mütevellit kızgın bakmanın ve surat ekşitmenin “psikolojik terör” eylemi olduğu bilinen bir gerçek. Hatta buna Lokman Sûresi’nden referansla ses tonunun yükseltilmesini de ekleyebiliriz. Evet, Müslümanlar olarak biz böylesine insanî duyarlılığı öğütleyen ve salık veren bir dinin müntesipleriyiz. Peki bu gerçekliğe rağmen yukarıda söz konusu ettiğimiz İslâm Devleti kurma adına ortaya çıkmış olan tekfirci grupların şiddet ve terör eylemlerini hangi saiklerle izah edeceğiz. İnsan dinde ifrata gitmeye görsün öylesine fetvalar bulur ki, masum insanları katliama girişir. Tekfirci gruplar ne yazık ki, böylesi bir saplantı içerisindedirler.Emevîler ulufelerle, kese kese altınlarla satın aldıkları din tacirlerini (din kisvesine bürünmüş âlim müsveddeleri) saraylarına yerleştirip istedikleri fetvaları alıyorlardı. Sonra ver gelsin halka yönelik baskılar, eziyetler ve zulümler. Halkı zapt-ı rapt altına almak, halkın itaatini sağlamak amacıyla insanlara yönelik korku ve panik içerikli “devlet terörü” uygulanmaya konulmuştu. Bu yapılan zulümler fetvalara dayanıyordu. Bugün de söz konusu ettiğimiz tekfirci gruplar da aldıkları fetvalarla çoluk çocuk, kadın yaşlı demeden katliam üzerine katliam yapıyorlar. Oysa Kûr’ân ve Sahih Sünnet zaviyesinden ve hassaten Ehl-i Beyt perspektifiyle bu fetvaların verilebilmesi asla mümkün değildir. Ancak onalara bu fetvaları verenler şeytanın avanesinden başkaları değildir.Din algıları dar olan bu insanlara yönelik öylesine bir algı operasyonu yapılıyor ki, bunlar akli yetilerini söz konusu ettiğimiz din tacirlerinin ipoteğine tereddütsüz bir şekilde teslim ediyorlar. Artık aldıkları buyrukalar onlar için adeta Allah’ın emridir. Ve katliamlarını ibadet kastıyla yapmaktadırlar. Masum insanları keserlerken veya kurşuna dizerken aşkla şevkle haykırdıkları tekbirlerde bunu görüyoruz. İmâm Ali (a.s) ile savaşan Hariciler de aynı mantıkla katliam yapıyorlardı. İster geçmiş tarihte ister günümüzde olsun insan sapmaya görsün din adına, ideoloji adına veya etnosantrik duygulara kapılıp ırkı ve etnik kimliği adına insanlık dışı terör eylemlerinde bulunabilmektedir. Oysa Kûr’ân’a göre, yani Allah Teâlâ nezdinde suçsuz bir insanın taammüden öldürülmesi, bütün insanlığın öldürülmesine eş değer bir durumdur. (Maide:32) Ve böylelerinin ahiretteki durumu ise ebedi cehennemlik olmaktır. “Kim bir mümini bile bile (taammüden) öldürürse onun cezası içinde ebedi olarak kalmak üzere cehennemdir.” Nisâ:93)Gerçek İslâm anlaşılmazsa, gerçek İslâm bilinmezse böylesi acı hadisler hep yaşanır. Bundan kaçış yoktur. Tek seçenek, tek alternatif tekrar öz Muhammedî İslâm’a rücu etmektir. Öyle ki, İslâm hayat bahşeden, hayatı teminat altına alan bir dinin ismidir. Şiddeti, terörü ve anarşiyi değil; sevgiyi, merhameti adaleti yeryüzüne egemen kılmak için gelmiş bir dindir İslâm. Bu muazzez dini çok iyi tanımak durumundayız. Bu dini tanır ve özümsersek insanlarımıza da gereği gibi tanıtırsak arzuladığımız medeniyete ulaşmamız mümkün olacaktır. Böyle bir medeniyette terör ve anarşi de olmayacaktır Allah’ın izniyle. Çünkü o toplum sınıfsız ve ayırımcısız bir toplum olacaktır. O toplumda mülk sadec zenginlerin arasında dolaşan bir meta durumuna düşmeyecektir. Fakir ve yoksulun olmadığı o toplumda refah ve huzur her yanı saracaktır. Zira insanlar iyi huy, iyi şeciye ve güzel ahlâk sahibi olacaktır. İslâm o topluma sadece hukuk ve siyasal düzlemde değil, kalplere ve gönüllere de hâkim olacaktır. O toplumda insanlar birbirlerine kızgın bile bakmayacaktır. Herkes mütebessim, herkes mutlu olacak. Elbette o toplum Mehdi aleyhisselâmın toplumu olacaktır. Vesselâm.

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun