Kuklayı Da Kuklayıcıyı Da İyi teşhis Etmeli

  • GİRİŞ15.11.2016 23:04:32
  • GÜNCELLEME15.11.2016 23:04:32

Allah'ın adıyla Hiç kuşkusuz insanlık tarihi boyunca Firavun tipindeki kötülere hizmet amacıyla kendi halkına ihanet eden din adamları hep olagelmiştir. Bunun en somut örneğini “Bel'âm İbn Bâurâ” kıssasında görüyoruz. Rivayetlerimizde geçtiği üzere bu şahıs Musa aleyhisselâm döneminde yaşamış çok bilgili bir âlimdir. Belki binlerce, on binlerce müntesibi vardı. Ancak buna rağmen o Firavun'un vaadlerine ve zahiri gücünün cazibesine kapılarak safını değiştirmiş Musa aleyhisselâmın yerine Firavun'u tercih etmiştir. Biz böylesi eksen kaymaların, böylesi sapmaların benzerlerini Emevî ve Abbasî dönemlerinde de görmekteyiz. Nice âlim diye geçinen zevat bol ulufelerle saraylara yerleşip halkı Firavun tıynetindeki sultanlara itaate çağırmışlardır. Konumuzla örtüştüğü için, terör örgütü lideri olarak tanımlanan Fethullah Gülen'in durumuna bu zaviyeden bakalım. Çok açık bir şekilde ifade etmiş olalım ki, 1979 yılında İrân'da vuku bulan İslâm Devrimi'nden bu yana, bu şahıs kan içici ABD'nin “Yeşil Kuşak Projesi”nin baş aktörü olarak kırk yıla yakındır hummalı bir şekilde faaliyetlerini sürdürmektedir. Üstelik bu şahıs hizmet adına sadece Türkiye ve İslâm coğrafyası sınırlarında değil dünyanın 160 ülkesinde açtığı okullarla eğitim etkinliğini sürdürmektedir. Fethullah Gülen'in niyeti başlangıçta böyle olmayabilir. Ancak kendi karakteristik özelliği ABD ve Siyonist İsrail'i “otorite” olarak gördüğü için bu işe evrilebilmek zor olmamıştır. Ve böylesi tıynete sahip hizmete teşne birini ABD ve Siyonist İsrail'in keşfetmesi de zor olmamıştır. Kuklayı tanıyabilmemiz için onun bu tutumunun psikolojik alt yapısını iyi tahlil etmemize bağlıdır.Şöyle ki; bizim kanaatimize göre bu şahısta aidiyet zaafı bulunmaktadır. Onun da nedeni İslâm adına kendisinde bulunan değerler manzumesinin Emevî din anlayışına bağlı olmasındandır. Bu değerler ve aidiyet kendisine asla özgüven vermemektedir. Bildiklerini ve ilim olarak tedris ettiklerini İslâm sanmaktadır. Oysa elindeki metinler kendisine zalimlere itaati salık vermektedir. Gerçek şu ki, öz Muhammedî İslâm burakın zalimlere itaati, tam aksine zalimlere karşı baş kaldırmayı emretmektedir. Tevhid inancında asla zalimlere itaat yoktur. Ancak Fethullah Gülen beslendiği kaynak olarak Emevî zihniyetine sahip olduğu için tevhid inancına mugayir tutum ve davranışlar içerisine girmiştir. ABD ve Siyonist İsrail'i “otorite” olarak kabul etmesinin altında mağlubiyet psikolojisi yatmaktadır. Oysa bu şahıs tevhid inancına vakıf olsaydı asla böyle bir ihanetin içerisine savrulmazdı. Zira tevhid inancı sahibine öylesine bir devinim, öylesine bir iman gücü vermektedir ki, yeryüzünde hiçbir beşeri güç, hiçbir otorite bunun yerini asla alamaz. Alırsa küfr olur, alırsa şirk olur. Çünkü “Lâ ilahe illallah” demek bütün beşeri ilahları reddedip, ilâh ve otorite olarak sadece ve sadece Allah Subhanehu ve Teâlâ'yı tanımaktır. İşte böylesi bir iman sahibini beşerî Firavunlara, beşeri ilâhlara itaatten koruyacaktır. Böylesi bir iman sahibini esfele safiline yuvarlanmaktan koruyacaktır. Bakınız çok açık bir şekilde ifade edecek olursak, Fethullah Gülen ABD ve Siyonist İsrail'i otorite kabul edip, onlar adına kanlı darbe girişiminde bulunması onun mağlubiyetine ve esfeli safiline yuvarlanmasının tek sebebidir. Zira bu şahıs her şeyden önce yüce dinimiz İslâm'a ve Allah'a ihanet etmiştir. Müslüman halkımıza ihanet etmiştir. Samimiyetle kendilerine teslim edilen çocukların beyinlerini iğdiş ederek, kendi şeytani amaçlarına payanda yaptılar. Himmet adı altında yüzbinlerce ve hatta milyonla ifade edebileceğimiz insanlarımızı söğüşlediler. Öte yandan üniversite imtihanlarında soruları çalıp nice gençlerimizin istikbaliyle oynadılar. Ayrıca bürokrasiyi ele geçirme adına nice devlet memuruna kumpas kurarak insanları işlerinden ettiler. Anlaşılan o ki, bunlar devlet aygıtını ele geçirmek ve hedeflerine ulaşmak için her aşağılık yol ve yöntemi kendilerine meşru gördüler. Bu noktada işin en acı tarafı, bütün bunları ABD ve Siyonist İsrail'in hizmetinde bir “kukla” olarak, bir “maşa” olarak yapmalarıdır. Bu şeytani plânda “üst akıl” ABD ve Siyonist İsrail'den başkası değildir. Bunda zerre kadar bir kuşku yoktur. Kuklacı bu şeytanî güçlerdir. Bu kanlı darbe girişiminde İncirlikten kalkan akaryakıt nakil uçaklarının F-16'lara havada ikmal yapması her şeyi ortaya koymaktadır. Bu bir “suçüstü”dür aslında. Nitekim bundan dolayıdır ki, Avukat Mert Eryılmaz, FETÖ’nün darbe girişimine destek verdikleri iddiasıyla aralarında ABD Genelkurmay Başkanı Dunford’un da yer aldığı 3 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu. Bu konuda medyaya yansıyan haberi siz okuyucularımızla paylaşalım istedik: “Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimine destek verdiği iddiasıyla ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper ve Merkez Kuvvetler Komutanı Joseph Votel hakkında, ‘anayasayı ihlal’ ve ‘terör örgütü propagandası yapmak'tan suç duyurusunda bulunuldu.” “Avukat Mert Eryılmaz, FETÖ’nün darbe girişimine destek verdiklerini öne sürdüğü bazı ABD’li yetkililer hakkında hazırladığı suç duyurusu dilekçesini, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na sundu. Dilekçede, Dunford, Clapper ve Votel şüpheli, avukat Eryılmaz ise müşteki sıfatıyla yer aldı.” “Şikayet dilekçesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Marmaris’te kaldığı oteli vurmakla sorumlu Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanlığı’nda görevli Astsubay Başçavuş Zekeriya Kuzu’nun generallere dahi emir verdiği, TSK’ya sızan FETÖ üyelerinin darbe kalkışmasının İncirlik Üssü’nden yönettikleri iddia edildi.‘Bekir Ercan Van, Darbe Girişimi Başarısız Olunca ABD’den Sığınma Hakkı İstemiştir.” “Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait olmadığı öne sürülen 8 kargo uçağının Malatya’ya indirildiği ve buradan da İncirlik Üssü’ne sevk edildiği öne sürülen dilekçede şu ifadelere yer verildi: Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından tespit edilen ilgili trafiklere ait radar kayıtlarında İncirlik Üssü’nden havalanan 3 tanker uçağının İstanbul’da alçak uçuş yapan ve Ankara’da bombalamaya katılan F-16 uçaklarına yakıt ikmali yapmış, İncirlik’ten kalkan bazı savaş uçaklarının ise Ankara’da bombalama eylemine katılmıştır. İncirlik 10. Tanker Üs Komutanı Bekir Ercan Van, darbe girişiminin başarısız olunca ABD’den sığınma hakkı istemiştir.” “İşgal Hareketi Direkt ABD’den Yönetildi. Şikayet dilekçesinde, çok sayıda delilin 15 Temmuz darbe görünümlü işgal hareketinin İncirlik’ten yönetildiği, İncirlik Üssü’nde görevli TSK içine sızmış Fetullahçı subayların üstte görevli ABD silahlı kuvvetleri mensuplarıyla birlikte hareket ettikleri, dahası işgal hareketinin direkt ABD’den yönetildiğini ortaya konulduğu anlatılan dilekçede, 'ABD silahlı kuvvetleri mensuplarının da Amerikan Genelkurmay’ından, CIA’den bağımsız hareket ettiklerinin düşünülemez olduğu ve dolayısıyla Amerikan Genelkurmay Başkanı’nın bu alçak işgal hareketinden, darbe girişiminden doğrudan sorumlu olduğu ifade edildi.” “Dilekçede, 'Şüpheliler Türkiye vatandaşlarının milli iradesinden yana uluslararası sözleşmelerden hareketle darbeye karşı tavır koyacaklarına uluslararası sözleşmeleri yok sayarak silahlı terör örgütü üyesi darbecileri sahiplenmişlerdi. Şüphelilerin suça konu eylemleri, sözde müttefik ABD’nin bir bütün olarak 15 Temmuz darbe girişimi karşısındaki tavrını, duruşunu da ortaya koymaktadır. Bütün bu beyanlar diğer deliller ile değerlendirildiğinde darbe girişiminin arkasında ABD’nin olduğu, hareketin İncirlik’ten yönetildiği şeklinde kuvvetli suç şüphesini ortaya çıkarmaktadır' denildi.” “Dilekçede, şüpheliler Dunford, Clapper ve Votel’in FETÖ’yü madden ve manen desteklediği, uluslararası sözleşmeleri ihlal ettiğini ifade edilerek, hakkında ‘Anayasayı ihlal’, ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçlarından kovuşturma başlatılmasını talep edildi.” Aktarmış olduğumuz suç duyurusunda da belirtildiği gibi kuklacının kim olduğu da çok bariz bir şekilde ifşa edilmiş olmaktadır. Şu gerçeği de itiraf etmiş olalım ki, Batılılar geçmiş tarihte de olduğu gibi günümüzde de “Haçlı” zihniyetini hiçbir zaman terk etmemiştir. Düşman sürekli fırsat kollamaktadır. Kendisini güçlü hissettiğinde bunu Çanakkale örneğinde olduğu gibi fiilen denemiştir. Bu konuda başarılı olamayınca satılık ruhlu insanları devreye sokarak kamusal alandaki yapısal değişimlerle halkımızı aidiyet değerlerinden uzaklaştırmaya çalıştılar. Ancak bütün entrikalarına rağmen istedikleri manada hedeflerine ulaşamayıp, Müslüman halkımızın tekrar öz değerlerine rücu ettiklerini gördükleride “dine karşı din” kozunu kullanmaya kalktılar. Bu iş için Fethullah Gülen biçilmiş bir kaftandı adeta. Onu öylesine kullandılar ki, devletin kılcallarına kadar nüfuz ettiler. Şeytani plânlarını tahakkuk ettirmeye kalktılarında ise, işi ağızlarına, burunlarına bulaştırdılar. Zira onlar şeytanî desiselerle plânlarını yaparlarken âlemlerin Rabbi'nin de bir plânı vardı elbette. “Onlar bir tuzak kurdular, buna mukabil Allah da bir tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. ” (Al-i İmrân:54)

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun