Kurt Dumanlı Havayı Sever

  • GİRİŞ18.01.2017 20:06:15
  • GÜNCELLEME18.01.2017 20:06:15

Allahın adıyla Başlığımız bir atasözü. Kötülük yapmaya müsait ortamları kötüler sever ve bunu fırsata dönüştürür. Atasözü buna işaret etmektedir. Ancak kötülerin bir başka özelliği var ki o da şudur: Kötüler kurt gibi havanın dumanlı olmasını beklemez, bizzat dumanlı havayı kendileri oluşturur. Özellikle bu işe teşne olanlar bulunur ve düğmeye basılır. Daha açık bir ifadeyle Batılı emperyalist ülkeler ve işgalci Siyonist İsrail el altından ümmet bünyesinde sürekli fitne körüklemektedir. Maksat Müslümanlar arasında çatışmalar çıkarmak. Bazen bu iş etnik kimlikler üzerinden tahriklerde bulunmak suretiyle yapılmakta, bazen de mezhep taassubu körüklenerek çatışma ortamı hazırlanmakta… Özellikle bölücü terör örgütünün 30 yıldan beri yapmış olduğu kanlı saldırılarının arkasında ABD ve Siyonist İsrail'i görüyoruz. Yıllardır belirli aralıklarla bombalı terör saldırılarında ve düşük yoğunluktaki çatışmalarda 50 bine yakın insan öldü. Bu olumsuzluklar, bu acı veren olaylar kimin işine yaramaktadır? Bölgede 4 ülkeden alınacak toprak parçalarıyla Siyonist İsrail'in uydusu bir rejim kurulmak istenmektedir. Oysa biz Müslümanlar akidemiz gereği mevcut ulus sınırlarını tanımıyoruz. Biz bölmekten değil birleştirmekten yanayız. Biz ümmetin bölünmüşlüğüne son vermek istiyoruz, istemeliyiz. Bu bizim akidemizdir. Müslüman olmamız bunu gerektiriyor. Biz ne bölmekten ve ne de bölünmekten yanayız. Çok açık bir şekilde ifade edecek olursak ümmetin bölünmüşlüğü sosyal şirktir. Rabbimiz buyuruyor ki: "Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparıp ayırırlar ve yeryüzünü fesada verirler. Onlar, sonunda hüsrana uğrayacaklardır. Lânet onlaradır ve cehennem onlarındır." (Rad:25) Müslümanlar olarak ümmet bazında bir tek derdimiz olmalı, o da bölünmüşlüğümüzü sonlandırmak.. Bu bölünmüşlüğümüz birçok mahrumiyeti ve acı veren zorlukları da beraberinde getirmiş bulunmamaktadır. Düşünebiliyor musunuz 2 milyara yakın nüfus potansiyelimize rağmen uluslararası arenada hiçbir etkinliğimiz yok. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan BM ile ilgili bir konu açıldığında, sürekli "Dünya beşten büyüktür" sözünü bir serzeniş olarak dile getirmektedir. İslâm ümmeti olarak veto yetkilisi olan bu beşli çetenin hepsinden daha büyüküz. Ama ne yazık ki, bölünmüş olmamız bizi güçsüz ve edilgen kılıyor. Bu mahrumuiyet değil de nedir, bu zillet değil de nedir? Myanmar'da Müslümanlar en vahşi yöntemlerle kitleler halinde katlediliyor ve dünyanın gıkı çıkmıyor. Biz Müslümanlar olarak elbette ki, BM'den beklentimiz olmamalı. Biz 2 milyara yakın nüfus potansiyelimizle kendi birleşmiş milletlerimizi kurmalıydık. Dumanlı havanın devamından yana olan Batılı emperyal güçler buna hiç müsade eder mi? Bunlar İslâm ülkelerinin mevcut durumuna bile razı değiller. Hatırlayacağınız üzere dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condaleezza Rice, "Ortadoğu'daki 22 ülkenin sınırlarını değiştireceğiz" demişti. Arap Baharı'nın anında manipüle edilmesi ve işin iç çatışmalara dönüştürülmesi bu şeytanî amaca hizmet etmeye matuftu. Batılı güçlerin bir başka şeytanî plânları daha vardı, eğer bunda başarılı olsalardı çok korkunç bir şekilde bölgemizde Üçüncü Dünya Savaşı patlak verecekti. Açık bir şekilde ifade etmiş olalım ki, eğer 15 Temmuz'da vuku bulan askerî kalkışma başarılı olsaydı hemen ertesi gün Türk Silahlı Kuvvetleri ABD ve Siyonist İsrail adına İran'a karşı savaşa girişecekti. Fethullah Gülen'in iktidara taşınmak istenmesinin tek nedeni, onun maşa alarak kullanılıp İslâm âleminin başına bela edilmesidir. İkinci Çaldıran Savaşı'nın plânları Tel Aviv ve Pentagon'da yapıldı. Bakınız bu plân 40 yıl önce masaya yatırılmıştı. Bu plânın ön hazırlığı bizzat Fethullah Gülen tarafından psikolojik altyapı propagandaları ile sürdürülmüştür. Müntesiplerine yönelik yaptığı vaazlarında özel kodlama ve vurgularda bulunarak mezhep kışkırtıcılığını ve İran düşmanlığını pompalayıp durmuştu. İran İslâm Devrimi'nin hemen akabindeki vaaz kasetlerine kısa bir kulak versek buna tanık olacağız. (O kasetler bizzat benim arşivimde mevcut.) Kurt, maşaları aracılığıyla dumanlı hava oluşturma girişimini İslâm Devrimi'ne bir kontra olarak yürürlüğe sokmuştu ve uygun bir zamanda devrim domino etkisi yapmadan neşvü nema bulduğu topraklarda absorbe edilip etkisiz hâle getirilecekti. 15 Temmuz kalkışmasının ana hedefi buydu. Büyük şeytan ABD ve Siyonist İsrail'in Müslüman'ı Müslüman'a kırdırmak istemesinin amacı İslâm âleminin güç birliğine gitmesinin önüne geçmek ve Müslümanlar arasında sürekli ve kalıcı husumetler hasıl etmek. 17 - 25 Aralık operasyonlarının arka plânına bakın. Neden Halkbank, neden MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve neden bizzat Recep Tayyip Erdoğan? Ve neden "Selâm - Tevhid" kumpası? Bu pazılları bir araya getirdiğimizde İran'ın hedef tahtasında olduğunu görüyoruz. Altın ve petrol ticaretinde ülkemize para aktarımı Halk Bank üzerinden yapılıyordu. Bu ticaret ve para transferi ABD nezdinde kayıt dışıydı. ABD 17 Aralık'tan 6 ay önce (12 Haziran) Türkiye'ye bir operasyon girişiminde bulunmuştu ama muvaffak olamamıştı. 15 Temmuz'da ABD bir "altın vuruş" girişiminde bulundu, ancak bu sefer de baltayı taşa vurdu. Operasyonun hemen ertesi günü Sayın Süleyman Soylu, "Çok açık bir şekilde ifade ediyorum ki bu askerî kalkışmanın arkasında Amerika var" dedi. Daha önceki askerî ihtilâllerin ve postmodern darbelerin arkasında hep bu şeytanî güçler olmuştur. Şimdilerde ise Suriye, Irak ve Yemen üzerinden İran ve Şiî düşmanlığı körüklenmektedir. 15 Temmuz'da başarılı olamayanlar şimdilerde rövanş derdindeler. Müslümanlar olarak çok dikkatli ve teyakkuz hâlinde olmalıyız. Gazetelerinde "Şiî hilali" ve "Şiî yayılmacılığı" diye manşet atanlar ABD ve Siyonizme hizmet etmektedirler. Bugünlerde saldırı dozajını arttırarak çok daha çirkin ve tahrik içerikli manşetler atmaktadırlar. Oysa Sayın Numan Kurtulmuş "Bölge ile ilgili haber yapılırken mezhep ismi zikredilmemelidir" diye uyarıda bulunmaktadır. Allah muhafaza buyursun bu tahrikler sokak saldırılarına dönüşebilir. Bu ülkede üç milyon Şiî vatandaşlarımız var. Böylesi çirkin ve tahrik edici nitelikteki manşetlerle Şiî vatandaşlarımız adeta hedef gösterilmektedir. Aynı şekilde Sayın Numan Kurtulmuş gibi Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Görmez de mezhep taassubuna dikkat çekerek vatandaşlarımızı itidalli olmaya davet etmektedir. Öte yandan Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Uluslararası Vahdet Konferansı' nda ve benzeri toplantılarda, "Ben ne Şiîyim ve ne de Sünnyim, ben Müslümanım" diyerek ayrımcılığa ve tefrikaya pirim verilmemesini söylüyor. 400 yıldan beri sınırımızda milim oynamamış ve (17 Mayıs 1639) Kasr-ı Şirin Andlaşmasından beri hiçbir ihtilâf yaşamadığımız hâlde şimdi ne oluyor da İran üzerine hummalı bir şekilde mezhep kışkırtıcılığı yapılıyor? Kurt dumanlı havayı sevdiğinden maada bizzat kendisi duman oluşturup kışkırtıcılık yapıyor. Buna alet olmamalıyız. Paralel yapı bazı kurum ve sosyal çevrelerde hâlâ etkin, bunu bilmiş olalım. Elbette ki, ABD ve Siyonistlerin elindeki joker kart sadece paralelciler değil. Onlar, ellerinde bu işe mütemayil yeni kartlar bulundurmaktadırlar. Ne yazık ki, daha düne kadar yayın organlarında sıklıkla vahdetten ve ümmet birlikteliğinden söz edenler bugünlerde koro hâlinde ve yüksek perdeden mezhep kışkırtıcılığı yapmaktadırlar. Malum cenah bugünlerde işi ileri boyutlarda iftiralara kadar vardırdılar. Neymiş efendim, Halep'te Şiî milisler sivilleri katlediyor, kadınlara tecavüz ediyor ve insanları canlı canlı yakıyormuş. İsmini vermek istemediğim bir gazetenin birinci sayfasında bunlar yazıyordu. Nasıl da ABD ve Siyonist İsrail'in dümen suyuna girmişler. Batılı medya organları nasıl "İslâmcı teröristler" yaftasını kullanıyorsa, bizim içimizdeki beyinsizler de "Şiî teröristler" iftirasını kullanıyor. Sayın Numan Kurtulmuş ise ısrarla, "bu gibi haberlerde mezhep ismi kullanmayın" diye uyarılarda bulunuyor. "Ya Rabbi, içimizdeki (kışkırtıcıve nifak saçıcı) beyinsizler yüzünden bizleri helâk etme." (A'raf:155) Aktaracağımız birkaç ayet-i kerimede bakınız Rabbimiz nasıl uyarılarda bulunuyor: "Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Bibirinizle çekişmeyin. Aksi takdirde gücünüz gider, zaafa uğrarsınız, devletiniz gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir." (Enfâl:46) "Dinlerini parçalayıp gruplaşanlardan olmayın. Gruplara ayrılanlar kendi taraftarlarıyla övünmektedir." (Rûm:32) "Dinlerini parça parça edip gruplaşanlar var ya, sen hiçbir şekilde onlardan değilsin." (En'âm:159) "Toptan Allah'ın ipine sarılın. Tefrikaya düşmeyin, dağılıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Siz bir ateş çukurunun kenarında idiniz! Birbirinize düşmandınız. Kalplerinizin arasını uzlaştırdı da sizi kardeş kıldı. O'nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz." (Âl-i İmrân:103) Yüce Rabbimizin bunca uyarılarına rağmen bizi birbirimize düşürmek ve bizi parçalayıp kolay yutulur lokma hâline getirmek isteyen kurtlara - çakallara alet olmayalım, onlara yem olmayalım. Onlar dumanlı hava oluşturarak iştah kabartıyorlar. Unutmayalım kurtlar dumanlı havayı sever, hem de çok sever. Çünkü onlar o zaman kendilerine yem bulur. Lütfen Müslümanlar olarak basiretle, hikmetle ve aklı selimle hareket edelim. Bizi bölmek, parçalamak ve yutmak isteyen çakallara yem olmayalım. Hangi koşullar altında olursak olalım, bu bizi tefrikaya ve husumete sevk etmesin. Rabbimiz buyuruyor ki: "Müslümanlar kardeştir." (Hucurat:10) bunu unutmayalım.

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun