Arakan'da Soykırım

  • GİRİŞ03.10.2017 12:59:34
  • GÜNCELLEME03.10.2017 12:59:34

Allah’ın Adıyla 

İnsanlık tarihi kadar eskidir soykırımlar. Yeryüzünün değişik coğrafyalarında etnik kökeninden veya aidiyet değerlerinden dolayı nice halklar kitleler hâlinde katliamlara maruz kalmışlardır. Özellikle asimetrik savaşlarda soykırım taktiği uygulanagelmiştir. Zalim ve acımasız bir ruh halinden öte canavarca bir tıynete sahip olan bazı yöneticiler farklı etnik köken ve dinlerinden dolayı düşman gördükleri halkları baskı ile zapturapt altına almayı değil, bunun da ötesinde daha acımasız bir yönteme baş vurarak topyekün imha etme yoluna gidebilmektedirler. Bunun en somut örneğini Bosna Savaşı’nda görmüş olduk. Özellikle Srebrenitsa katliamı tam bir soykırımdı. Şimdilerde biz bunu Myanmar hükümet güçlerinin ve fanatik Budist çetelerin Arakan Müslümanlarına yönelik yaptıkları katliamlarda görmekteyiz.

Arakan’da vuku bulan bu insanlıkdışı zulüm aslında yeni değil. Eski ismi Burma olan Myanmar 1947 yılına kadar uzun süre İngiltere’nin sömürgesiydi. Bu halk bağımsızlığına kavuşma aşamasında komşu ülke Hindistan’dan, Pakistan ve Bangladeş’in ayrılması Arakanlı Müslümanlara da emsal teşkil etmiş oldu. Bu yöre halkı da Myanmar’dan ayrılmak üzere ayaklanmalarda bulunmaya başladı. Ancak her ayaklanma Myanmar hükümet güçleri tarafında acımasızca bastırıldı. Aslında o yıllarda bile yapılanlar bir bastırma veya bir zaptu rapt altına alma operasyonu değil yine soykırımdı. Çünkü Müslümanların yaşadığı bölgeye giren hükümet birlikleri Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu (ARSA) milisleriyle çatışma yerine sivil halka yönelik katliama girişmişlerdi. Ve bu katliamları öylesine acımasızca bir yöntemle yapıyorlardı ki, yaşlı, kadın ve çocuk demeden en vahşi işkence yöntemleriyle savunmasız bi çare insanlar kitleler halinde katledilmişlerdi.

Bu katliamlardan canlarını kurtaranlar ise sınıra en yakın Müslüman bir ülke olan Bangladeş’e sığınmaya çalışıyorlardı. Myanmar hükümetinin bir başka yöntemi ise Müslümanları topluca vatandaşlıktan çıkarıp yok sayma teşebbüsüydü. Bunu fırsat bilen Budist eşkıya çeteleri Müslümanların yaşadıkları köyleri ateşe vermeye başladılar. Ellerine geçirdikleri savunmasız insanları da canlı canlı yakmaya giriştiler. Meydana toplanan binlerce yanık ceset resimleri sosyal medya vasıtasıyla dünya kamuoyuna seviş edildi. Bu vahşet örnekleri karşısında Müslümanlar olarak sadece nutkumuz tutulmuş ve lal olmuştuk adeta. Ne Birleşmiş Milletler, ne insan hakları komisyonları ve ne de İslâm İşbirliği Teşkilatı hiç birinin gıkı çıkmıyordu. Hadi Birleşmiş Milletler’in iki yüzlü tutumunu öteden beri biliyoruz zaten; peki İslâm İşbirliği Teşkilatı ne güne duruyordu. Neden Müslüman ülkeler arasında bir barış gücü kurulmuyor? Veya Merhum Erbakan Hocamız’ın ifadesiyle neden bir İslâm NATO’su teşkil edilmiyor?

Bizim kurumsal anlamda bir varlık gösteremeyişimiz İslâm düşmanlarını öteden beri hep cesaretlendirmiştir. Bu yüzden mazlum Filistin halkının, mazlum Doğu Türkistan halkının, mazlum Keşmir halkının yalnız bırakıldığı gibi bugün de mazlum Arakan halkı yalnız ve naçar bırakılmıştır. İşte bunu fırsat bilen Myanmar hükümeti ve fanatik Budist çeteler Müslüman kardeşlerimizi soykırıma tabi tutuyor. En son saldırıda bugüne kadar belki 10 bin dolayında Müslüman katledildi. Bangladeş’e sığınanların sayısı ise 100 bini geçti. Arakan’ın 5 milyon dolayında bir nüfusu var ve bunlar bi çare vaziyette toplu katliam tehlikesiyle karşı karşıyalar. Yeni edindiğimiz habere göre Myanmar hükümeti, katliamdan kaçıp Bangladeş’e sığınanların geri dönmemesi için sınıra mayınlar döşüyor. Patlayan mayınlardan dolayı birçok insanın öldüğü gelen haberler arasında.. Myanmar hükümeti adına  soykırım denen vahşi bir yönteme baş vuruyorsa ve buna başta Birleşmiş Milletler olmak üzere dünya sessiz kalıyorsa bu katliama da sessiz kalınması gayet doğaldır.

Asıl olarak İslâm dünyasının bu vahşete gereken tepkiyi vermemesi veya pasif kınamalarla geçiştirmesi hazmedilir bir durum değil. Myanmar hükümeti bir insanlık suçu işlemektedir. Ve buna dur diyen yok. Myanmar çoğunluğu Budist olan 55 milyonluk bir ülke. Bu nüfusun yaklaşık 5 milyonu, yani % 10’u Müslüman. Müslümanlar bu ülkede en büyük azınlık olmalarına rağmen sürekli dışlanmış, sürekli zulme uğramışlardır. Müslüman nüfusun yoğun olduğu bölge Arakan, hatta Müslümanların tamamına yakını Arakan’da yaşamaktadır. Myanmar merkezi hükümetin ayırımcı ve ötekileştirici politikalarından dolayı Arakan halkı sürekli zulme maruz kalmıştır. Bunun sonucu Arakan-Rohigya halkı bağımsızlık gibi bir alternatif arayaşı içerisine girmiştir. Bu yüzden bölgede Myanmar askeri güçleri ile Müslüman gruplar arasında sık sık çatışmalar vuku bulmuş ve bu süreç günümüze kadar gelmiş bulunmaktadır.

En son 1912 yılında Arakan Bölgesi'nde yeniden başlayan ayaklanmalar ile artan çatışmalar sırasında Myanmar Hükümeti ve siviller tarafından Müslüman azınlığa yönelik saldırı katliam ve soykırıma dönüşmüştür. Uzun bir süre devam eden bu çatışmaların ardından 2016 yılında Myanmar Dini İşler Bakanı Aung Ko ülkede yaşayan Budistleri 'Tam Vatandaş' ilan ederken Müslümanları ise 'Yan ve Yarı Vatandaş' şeklinde tanımlayınca yeni bir isyan hareketi baş göstermiş oldu. Biraz geçmişe gittiğimizde yani 1971 yılında, Doğu Pakistan, Batı Pakistan’dan ayrılıp  Bangladeş adı altında müstakil bir devlet kurmuş oldu. Bu ayrılma esnasında da bir hayli çatışmalar olmuştu. Bu ara Rohingyalar savaş malzemesi ve silah bulma imkanına kavuşmuş oldular. Arakan – Rohingyalı savaşçı mücahidler gerilla taktiği kullanarak ormanlarla kaplı olan Kuzey Arakan'ı üs seçtiler. O dönemde Arakan mücahid grupları ile Myanmar ordusu yine karşı karşıya gelip sert çatışmalara girdiler. Elbette ki, bu bir asimetrik savaştı. Mücahid grupların profesyonel bir ordu ile başa çıkması bir hayli zordu. (Bu ara şunu da belirtmiş olalım ki, Myanmar hükümeti o dönemde Amerika değil de Çin ile iyi ilişkiler içerisinde olmasına rağmen silah alımını ufak meblalar karşılığında Siyonist İsrail’den yapıyordu. Üç seneye yakın süren bu çatışmalar 1974'te Arakanlı Müslümanların yenilgiye uğramasıyla son buldu. Önde gelen ve hayatta kalan Müslüman liderler ise Bangladeş'e sığınmak zorunda kaldılar.

Tehlikenin bitmediğini bilen Myanmar Hükümeti yeni önlemler amacıyla 1978'de Bangladeş-Myanmar sınırını kontrol etmek için bölgeye çok sayıda asker yığdı. Myanmar askeri birlikleri bu yığılma ile Arakan-Rohingya halkına acımasızca zulmetmeye başladı.. Bu baskılar esnasında on binlerce Arakanlı yerlerinden edildi ve bir kısmı da insanlık dışı yöntemlerle katledildi. Bu durum karşısında Müslüman savaşçı gruplar yeni arayışlara giderek Rohingya Vatanseverler Cephesi'ni kurdu ve pek çok Müslüman bu örgüte katıldı. Daha sonra bu yapılanma ismini Rohingya Dayanışma Teşkilatı olarak değiştirmiş ve bunun ardından da özellikle Afganistan, Pakistan ve Bangladeş'te bulunan cihatçı gruplardan destek görmeye başlamıştı. Seksenlerin ortasına gelindiğinde Arakan Rohingya İslami Cephesi kuruldu ve tekrar bağımsızlık için mücadele süreci başlatıldı. O yıllara dair edindiğimiz bilgilere göre, yani 80'lerin sonunda Bangladeş'in güneyinde eğitim kampları kurmaya başlayan bu teşkilat 90'lı yıllara gelindiğinde Taliban ve el-Kaide gibi gruplarla dirsek temasına geçtiler. Bunun üzerine Burma Ordusu, Bangladeş-Myanmar sınırını temizlemek ve güvenlik altına almak için büyük bir saldırı harekâtı başlattı. 1992 senesinde çeyrek milyon Müslüman kendi öz yurtları olan Arakan’dan, (bugün olduğu gibi) silahlı saldırılarla sürgün edildi ve bu nüfus Bangladeş'e yerleşmek zorunda kaldı. Bir başka husus ise, işin içerisinde el- Kaide isimli örgüt olması hasebiyle Suud rejimi Arakan halkına yardım edeceğinin vaadinde bulunmuştu.

O dönem Myanmar hükümet güçleri ile Müslüman savaşçı gruplar arasında çatışmalar belirli aralıklarla hep devam etti. 1998'nin son aylarına gelindiğinde Arakan'da bulunan Müslüman kuruluşlar tek bir çatı altında toplanma kararı aldılar. Hemen ardından da Rohingya Ulusal Ordusu kuruldu. Ordunun savaş eğitimi işlerini Taliban ve el-Kaide üstlenmiş oldu. Yine edindiğimiz bilgiye göre tarihler 8 Haziran 2012'yi gösterirken Müslümanlar ve fanatik Budistler arasında çatışmalar patlak veriyor. Bu çatışmalarda yüzlerce Müslüman katledildi ve 2 bin beş yüzü aşkın mesken yakılıp yıkılarak kullanılmaz hale getirildi ardında da yüz bine yakın Arakanlı Müslüman göçe zorlandı. Bu olayların üzerinden iki ay geçmemişti ki önceden Bangladeş'e sığınan bazı Müslüman liderleri, Kuzey Arakan'da 'Rahmanland İslami Cumhuriyeti' adlı bir devlet kurduklarını ilan ettiler. Gelişmeler karşısında ülke bütünlüğünün tehlikeye girdiğini fark eden Myanmar hükümeti 1999 yılı boyunca Müslümanlara karşı baskılarını arttırdı. Irkçı Budistlerin de olaylara karışması ile durum içler acısı bir hal alarak bölgede tam bir trajedi yaşanır oldu. Yaşanan bu şiddet olaylarından sonra Müslümanlar özellikle komşu ülke Bangladeş'e ve diğer yakın ülkeler olan Malezya ve Endonezya'ya göç etmeye başladılar. Ama ne yazık ki, Myanmar'ın komşu ülkeleri bu mülteci akınına çok da sıcak bakmamışlardı. Bugün de aynı durum yaşanmaktadır. Özellikle fakir ülke Bangladeş ilk etapta sığınmacıları sınırdan içeri almamaya çalıştı. Ancak Ankara’nın bu konuda devreye girmesiyle sınırlar açılmış oldu. (Buraya kadar aktarmış olduğumuz tarihi verileri Ehlader Araştırma Merkezi’nden temin etmiş olduk.)

                Eski adı Burma olan Myanmar hükümeti bu ülkede yaşayan Müslümanlara  yönelik ayırımcı politikaları ve akabinde yaşanan şiddet olayları tam bir insanlık kıyımına dönüşmüş vaziyette. Arakan’da yaşanan bu daramı bir başka açıdan değerlendirecek olursak farklı bir manzara ile de karşılaşmış olmaktayız. Bilindiği üzere İngilizler dünyanın neresinde olursa olsun, koloni ve sömürge olarak kullandığı ülkelerden ayrılırken o bölgenin demografik yapısından faydalanarak etnik ve dini farklılıkları gözönünde bulundurarak ektiği fitne ve husumet tohumlarıyla yerli halkı birbirleriyle çatışacak vaziyette bırakıp gitmiştir. Emperyalist İngilizlerin bu sinsi ve bir o kadar da menfur politikaları nedeniyle o bölgelerde yıllardır sürekli gerilim, sürekli çatışma olagelmiştir. Biz bunu Afrika’da, Ortadoğu’da ve Uzakdoğu’da da gördük. Hatta zaman zaman Müslüman ülkeleri bile sınır ihtilafı yüzünden birbirine düşürdüler. Bazen Lawrens’leri, bazen Şerif Hüseyin’leri ve Bazen de Saddam gibi zalimleri kullandılar. Elbette bunu sadece İngilizler yapmadı. Emperyalist ülkelerin istisnasız hepsi bu taktiği uygulaya gelmişlerdir. Bunlar yeri geldiğinde düşman olarak gördükleri gruplara bile savaşı dengelemek için silah ve mühimmat yardımında bulunmuşlardır. Hatta bir takım teminatlarla yersiz kalkışmalara sebebiyet vererek  insanların kitleler hâlinde ölmelerine neden olmuşlardır. Arap Baharı denilen olayda bile bu taktiği kullandılar. Şimdilerde ise ABD açık açık aynı amaçla Suriye’nin kuzeyinde ayrılıkçı bir yapı olan PYD’ye aleni olarak silah yardımında bulunuyorlar.

                Önce palazlandırıyorlar ama iktidara gelecek kadar güçlendiklerinde bu sefer bizzat kendileri devreye girip imha harekatına başlıyorlar. Örneğin önceleri Taliban hareketini Ruslara karşı güçlendirip kullandılar; sonra ise Taliban Kabil’i ele geçirip hükümeti kurunca Afganistan’ı işgal ettiler. Aynı taktiği zalim ve ahmak olan Saddam’a da uyguladılar. İslâm Devrimi ile İran coğrafyasından kovulan ABD bunu hazmedemeyip Saddam’ı boğazına kadar silahlandırarak 8 yıllık savaşa sebebiyet vermiş oldu. Bu satırlarda ifade etmek istediğimiz o ki, geçmiş tarihten de örnek alınarak yersiz kalkışmalarda bulunulmamalı. Şunu da belirtmiş olalım ki, son iki yıldır Myanmar hükümetinde bir eksen kayması yaşanmaktadır. İki yıl öncesine kadar Myanmar hükümeti Çin yanlısı politikalar izlemekteydi. Ancak iki yıl önce Myanmar hükümeti ülkesinde ABD konsolosluğunun açılmasına izin verdi. Ve o gün bugündür ABD bölgedeki doğal zenginlikleri ve enerji kaynaklarını ele geçirme adına bir takım entrikalara koyulmuş gözüküyor. Bölgenin boşaltılması ve insansızlaştırılması adına el-Kaide aracılığı ile Müslüman savaşçıları tabiri caizse gaza getirip yersiz ve zamansız kalkışma sonucu insanların kitleler halinde katledilmesine zemin hazırlanmış oldu. 

                Gazeteci-Yazar Banu Avar 23 Temmuz 2012 tarihinde yazmış olduğu bir makalesinde bakın ne diyor: “Burma son 2 yıldır ‘açılım’ üzerine açılım yaptı. Terör faaliyeti yapan etnik bölücüler affa uğradı. Burma’nın Nobel barış ödüllü Leyla Zana’sı yıllardır ev hapsindeydi, bırakıldı.. Aung San Suu Kyi Burma’yı 1948’de İngiliz mandasından kurtaran kahramanlardan birinin kızı.. 2010’da serbest kalır kalmaz, ABD’nin ‘demokrasi’ kuruluşlarıyla, ABD dışişleri zevatıyla samimi görüşmelere başladı.. Batı basınında gereken ilgi gösterildi, reklamı layığıyla yapıldı.. İlk işi ülkede silahlı direniş yapan etnik gruplara ve ‘kurtuluş orduları’na sahip çıktı…. Burma hükümeti ve muhalefeti tümüyle Batılı danışmanların denetimindeydi.”

“O zamana kadar yabancılara sanayii kuruluşları ve toprak satışı yasaktı. Yasallaştı. Sanayide sadece Burma vatandaşlarını çalıştırma zorunluluğu vardı, zorunluluk kaldırıldı. Ortalığı işsizlikle beraber yabancı ‘köle işçi’ler sardı.. Merkez bankası küresel çetelerden bağımsızdı.. Bağımlılaştırıldı! Dörtbir yandan ‘işgal’e uğrayan ülkede düşmanlıklar arttı, açlık ve işsizlikle birlikte Batı beslemesi çeteler işe başladı… Washington’daki ofislerde üzerine çarpı çekilmiş, ‘demokrasi’ getirilecek ülkelerden biriydi, Burma! Neden? Burma’nın haritadaki yerine bakın. Burma ABD’nin 2 yıl içinde deniz kuvvetlerindeki gemilerinin yüzde 60’ını konuşlandırmayı düşündüğü coğrafyanın en stratejik yerinde. Açılımlardan sonra Amerika’nın Burma’ya 22 yıldır uyguladığı yaptırımlar sonladı ve ülkeye bir ABD büyükelçiliği açıldı….. Malum fıkrayı hatırlayın: ‘Neden Amerika’da terör faaliyeti yok? Cevap: Çünkü orada bir ABD büyükelçiliği yok!’ Burma Güney Asya’da gazın, petrolün, mücevherin, kerestenin, pirincin, deniz ürünlerinin bir numaralı merkezi.. Batan bir gemi gibiydi.. İnsanlar işsizlikle tanıştı.. Açlıkla tanıştı.. Etnik çatışmalar için düğmeye basıldı.. Tıpkı Irak’ta yaptıkları gibi , birgün bir Budist’i öldüren Müslüman kılığındaydılar, diğer gün Müslümanı öldüren Budist.. Irak’da Şii ve Sunni ibadethaneleri bombalayan İngiliz istihbarat örgütü ajanları yakalanmamış mıydı? Batı basını her gün ‘Şiiler Sünni camileri bombaladı!’ ‘Sünniler, Şii ibadethanesini bastı!’ haberleri yapılmamış mıydı..? Her ikisini de bombalayanlar, basanlar, kadınlara tecavüz edenler, çocukları kaçıranlar, Batı istihbaratı kışkırtmasıyla ayağa kalkan, maaşa bağlanan, ‘demokrasi’ kuruluşlarıyla irtibatlı olan çetelerdi. Başlangıç yapıldıktan sonra arkası nasılsa gelirdi!” Wall Street Journal Burma için ‘Asya’daki Son Büyük Pazar!’ diye başlık atıyordu.. ‘Potansiyeli görmezden gelinemeyecek kadar büyük!’ diye ekliyordu.. Küresel şirketlerin ağzının suyu akıyordu..”

“Yıllardır tüm hakları gaspedilmiş, Burma Bengladeş ve Hindistan’a yayılmış Müslüman nüfus ülkenin batısında Arakan’da yaşıyor.. Bir kısmı Ürdün’deki Filistinliler gibi, 1948’den beri gecekondulaşmış mülteci kamplarındalar.. Fırsat bulunca Bengaldeş’e Malezya’ya kaçıyor, oralardan da sınırdışı ediliyorlar.. Ne Arakan’da ne Bengaldeş’de sevilmiyorlar. Budistlerle aralarında zaten iş aş ev konusunda çekişme var.. Haziran başında 10 müslüman bir Budist çete tarafından linçe uğradı.. Bir kadına tecavüz edip öldürmekle suçlanmışlardı.. Ardından Müslüman gruplar Budistlere saldırdı.. Ve sonra Budistler Müslümanlara saldırdı … Binlerce yıldır birarada yaşayan vatandaş bakakaldı… Sokaklar savaş alanıydı ve 30 bin kişi göçe zorlandı.. Senaryoyu yazanlar, göç, uyuşturucu ticareti silahlı çeteler gibi nedenlerle zaten BM örgütlerini bölgeye konuşlandırmışlardı. İstihbaratçılar da özel birlikler de danışmanlarda Buırma’da hazır ve nazırdı…Burma’da insanlar ölüyor, Müslümanlar da Budistler de diğerleri de kana bulanıyor…. Burma ‘Büyük oyun’da önemli bir nokta… Kaosa taşınacak bir başka Güney Asya incisi.. Libya ile benzetilirdi! Libya bombalandı varı yoğu alındı.. Burma yönetimi ise katillerinin ayağının altına kırmızı halı serdi, Celladını evine davet etti.. Oyunun farkına varamazlarsa Burma kan rengine bulanacak! Arakan’a Angelina Jolie gelip bir dolanacak.. Kavgadan kaçanlar sınırlara yüklenecek.. Gri bölgeler oluşacak ve Barış gücü askerleri kavgayı ayırmak için bölgeye yerleşecek… ABD deniz gücü Bengal Körfezi’ne ve Arakan kıyılarına gelecek…‘Müslümanlar öldürülüyor!’ demekle bitmiyor.. Senaryo hiç değişmiyor.. Darfur’da da Libya’da da Suriye’de de küçük farklarla aynı oyun sahneleniyor.. Stop imperialism.comsitesi yazarı Eric Draitser durumu özetliyor: ‘Arakan eyaleti başkenti Sittwe, Çin’in kullandığı en büyük liman, Çin’in içlerine kadar giren bir petrol boru hattı oradan başlıyor. Çin’i engellemek için en iyi yol doğal olarak Sittwe’de bir çatışma çıkarmak!’ Çatışma çıkarıldı.. Şimdi masum insanların cehennem zamanı!”

Sayın okuyucumuz Myanmar’da yaşananlara bir yönüyle bu zaviyeden de bakmak durumundayız. Bir başka haber portalında da benzer aktarımlara ulaşıyoruz:

“Myanmar’ın Arakan vilayetinde yıllardır süren ve bayram öncesi yeniden alevlenen Müslümanlara yönelik katliamların arkasında yeni ve eski sömürgecilerin enerji rekabeti olduğu ortaya çıktı. Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu (ARSA) milislerinin karakol baskınları sonrası yaşanan soykırımın, bölgedeki zengin gaz ve petrol kaynaklarından faydalanmak isteyen güçlerin bölgeyi ‘insansızlaştırma’ projesinin bir parçası olduğu anlaşıldı. ARSA’nın baskını ve ardından yaşanan sürecin arka planını gösteren gelişmeler şu şekilde: Rohingya’ya dair ‘sömürgeci’ emellerin bir tarafında Suudi Arabistan diğer tarafından Çin bulunuyor. Myanmar’daki katliamları başlatan karakol baskınlarını gerçekleştiren ARSA örgütünün Suudi destekli olduğu anlaşıldı. Mekke’de büyüyen Arabistan uyruğuna sahip ARSA kurucusu Attullah Ebu Amar Jununi’yi ve örgütünü fonlayan Riyad yönetimi, Arakan’daki direnişi kendi amaçları adına kullanarak bölgedeki doğal kaynakların geçiş noktasını ‘güvenli’ hale getirmek istiyor. Buna karşılık Suu Çii’nin yönettiği Myanmar da çatışmayı körüklemek için Budist milisleri silahlandırıyor. Çii, Pekin’i kuşatma planına çeteleri kışkırtarak dahil oluyor.”

“Asya’nın en verimli gaz ve petrol rezervlerine ev sahipliği yapan Bengal Körfezi’nde bulunan Myanmar’ın enerji piyasası Fransız, İngiliz ve Çin’in hakimiyetinde bulunuyor. Körfez ülkelerini piyasaya dahil ederek Çin’in egemenliğini sarsmak isteyen ABD bir süredir bölgeye yatırımı teşvik ediyor. 2015’ten bu yana Amerikalı yatırımcıları bölgeyle ilgilenmek için teşvik eden ABD Hazine Bakanlığı, Myanmar’daki Pekin etkisini kırmak adına Suudilerin ARSA ve Rohingya’daki nüfuzunu kullanıyor. Myanmar’da Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddetin baş sorumlusu olarak gösterilen Ang San Suu Çii, bölgedeki Çin egemenliğini sonlandırmak adına uzun süredir Batı tarafından destekleniyor. 1991’de Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen Çii, Washington merkezli demokrasi vakıfları tarafından ülkenin ‘hür’ lideri olarak gösteriliyor. Economist’in ‘Pekin’in hâkimiyetini bitirecek kadın’ olarak nitelendirdiği Myanmarlı lider, ABD ve AB tarafından Çin’e karşı kullanılıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2015 yılında yayımladığı Burma raporunda, Çii’yi ‘neo-liberal ekonomik reformlar yapan modern lider’ olarak tanımlarken,  Arakan’da Müslümanlara yönelik katliamlardan ise ‘yerel gerginlikler’ olarak bahsetmişti.” 

“Bengal Körfezi’nden çıkarılan doğal kaynakların Çin ve Asya’ya kara yoluyla taşınması için Arakan bölgesinden geçmesi gerekiyor. Londra hükümetinin Ticaret ve Yatırım Departmanı’nın (UKTI) raporlarına göre, 3,2 milyar varil petrol ve 16 trilyon metreküplük gaz rezervlerine sahip Myanmar’ın hâkimiyetindeki Körfez bölgesinin ticari kapasitesini artırması için Müslümanların çoğunlukta olduğu Rohingya bölgesinin yeniden imar edilerek güvenli hale getirilmesi hedefleniyor. İngiliz BG Group and Ophir, Hollanda-İngiltere ortaklığında Shell, Norveçli Statoil, ABD Chevron, İtalyan Eni, Fransız Total ve Suudi Saudi Aramco şirketlerini pay sahibi olduğu rezervler Çin için de oldukça değerli. ABD’nin eski dışişleri diplomatı Hunter Marsten’e göre Pekin’in için bölgenin önemini bilen Washington, Ang San Suu Çii’yi kullanarak Myanmar-Çin boru hattını aksatmayı amaçlıyor.”Formun Altı

“Arakanlı Müslümanlar yaşam savaşı veriyor. Myanmar ordusunun etnik temizlik başlattığı Rohingya’da (Arakan), en az 17 yerleşim yerinde 2 bin 625 ev yakıldı. Kaçan Müslümanlardan büyük bölümü dağlarda ve Bangladeş sınırındaki çamurlu arazide yaşam savaşı veriyor. Bangladeş’e 100 bin Arakanlı ulaştı. Myanmar'ın Arakan eyaletinde, ordu ve Budist milliyetçilerin saldırılarına uğrayan, Bangladeş sınırında ise katliamlara maruz kalan Arakanlı Müslümanlar, insanlık dışı şartlarda yaşam savaşı veriyor. Budist yönetim tarafından güvenlik gerekçesiyle etrafı çitlerle çevrilerek giriş çıkışa kapatılan köylerdeki halkın bölge dışına çıkması ve en yakındaki köylere dahi gitmesi yasak. Adeta açık cezaevine dönüşen bölgede insanlar, ömürlerini çoğunlukla köylerinden başka bir yer görmeden geçiriyor.
Şehir merkezine gitmeleri ve ana caddelere bile çıkmaları yasaklanan Arakanlı Müslümanların herhangi bir can güvenliği de bulunmuyor. Sıradan bir Myanmar vatandaşının bir Arakanlı Müslümanı öldürmesi cezai yaptırıma konu edilmezken, Arakanlıların işlediği en ufak suçun bile cezası çoğu zaman idam olabiliyor.”

“Budist yönetimin 1982 yılında çıkardığı kanunla vatandaşlık haklarını kaybeden Arakanlı Müslümanlar, vatansız sayılıyor. Kimlikleri olmadığı için yok sayılan ve görmezden gelinen bu insanlar, eğitim ve sağlık gibi en temel insani ihtiyaçlardan dahi mahrum bırakılıyor. Bölgede elektrik, su ve kanalizasyon gibi temel altyapı hizmetleri dahil modern şehirciliğin gereği olan hizmetler budist yönetim tarafından bilinçli olarak sağlanmıyor. Evleri Budist çeteler tarafından yakılan Müslümanların yeni ev yapmalarına da izin verilmiyor. Kanalizasyon sistemi olmadığı için tuvalet atıklarının sokaklara döküldüğü ve yolların aşırı kirli olduğu bölgede, temiz içme sularına erişim konusunda da büyük zorluk çekiliyor. Bu nedenle tifo, dizanteri, sarılık, kolera başta olmak üzere pek çok salgın hastalık tehlikesi de bölgede kol geziyor. Köylüler, özellikle de çocukların çok sık hasta olduğunu ifade ederek, sağlık hizmeti alamamaktan yakınıyor.” (Yeni Akit, 03.09.2017)

Sonuç olarak ifade edecek olursak, hangi sebepten dolayı olursa olsun Arakan’da bir insanlık dramı, bir soykırım yaşanmaktadır. Bu trajediyi yaşayan o insanlar hangi dinden, hangi etnik kökenden olurlarsa olsunlar, bu acının durması için onların imdadına koşmak bir insanlık görevidir. Bu nedenledir ki merhum Erbakan Hocamız yıllar boyu, “İslâm Birleşmiş Milletleri”, “İslâm NATO’su”, “İslâm Barış Gücü” deyip durdu. Erbakan’ın bu çağrısı sadece İslâm ümmetinin değil, tüm insanlık âleminin güvenliğini teminat altına almak içindi. Bu proje hayata geçirilirse Arakan kan ağlamayacak, Filistin, Yemen ve Patani kan ağlamayacak.

 

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun