S. Arabistan'da Neler Oluyor?

  • GİRİŞ21.12.2017 15:25:36
  • GÜNCELLEME21.12.2017 15:25:36

Allah’ın Adıyla

ABD Başkanı Donalt Trump koltuğuna oturur oturmaz ilk yurtdışı seyahatini Suudi Arabistan’a yapmıştı. Bilindiği üzere Trump, seçim vaadleri ile ilgili konuşmalarında ABD’nin 1 trilyonu aşan dış borcunu ve bilmem kaç milyarlık bütçe açığını Müslüman ülkelere silah satarak ve başka yollarla temin edeceğini söylemişti. Nitekim ayağının tozuyla geldiği Suudi Arabistan’dan ayrılmadan 480 milyar dolarlık silah anlaşması ilân edildi. İkili görüşmelerde, bölgenin dizayn edilmesiyle ilgili daha başka kararlar da alınmıştı elbette. Trump’ın ziyareti esnasında dikkatimizi çeken bir başka husus ise, Kral Selman’ın, mahalle kabadayısının yanına sığınma psikolojisiyle İran’a horozlanıp tafra satmasıydı. Yok efendim, İran terörist grupları destekliyormuş, yok efendim, İran terörün kaynağı imiş. Suud kralının bu küstahça mesajları Siyonist İsrail tarafından memnuniyetle karşılanmış oldu. Yıllardır sürdürdükleri gizli görüşmeleri artık açık açık dile getirmeye başlamışlardı. Bu sözlerin aslında Siyonist İsrail ve ABD tarafından dayatılarak servis edildiği çok açık. Büyük şeytan ABD kısa bir süre önce Türkiye ile İran’ı kapıştırmak istemişti. Türkiye bu oyuna gelmedi. Bu sefer de Suudi Arabistan’ı İran’a kışkırtmaya başladılar. Sözlü saldırılar bunun sonucuydu.

Diğer taraftan işgalci İsrail, Suudi Arabistan yöneticilerine ve diğer Arap ülkelerine hitaben, “Bölge ülkeleri olarak İran tehlikesine karşı mutlaka güç birliğine gitmeliyiz” gibi mesajlar göndermeye başlamıştı. Karşılıklı jestleşmeler ve birbirlerine arka çıkıcı beyanatlar açık ve kesintisiz bir şekilde devreye sokulmuş oldu. İş o raddeye vardı ki, Suudi Arabistan Müftüsü ve Ulema Heyeti Başkanı Abdülaziz Al-i Şeyh bir takım beyanatlarla birlikte, İsrail ile savaşmanın haram olduğuna dair fetva vererek Hamas’ı terörist ilân etti. Öte yandan bu alçakça verilen fetvalara takviye Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelmekte gecikmedi. Medyaya yansıyan haber şöyle: “Savunma ve Havacılık ajansı ile gerçekleştirilen bir röportajda, BAE'nin askeri kabiliyetini arttırmasının İsrail için herhangi bir tehdit olup olmadığı sorusuna cevap veren General Pilot al Hashmi, ‘Tehdit söz konusu olamaz zira, BAE ve İsrail iki kardeş ülkedir. ABD ise iki ülke arasındaki farkı denetleyen abi’dir’ dedi.” Evet; haberde de görüldüğü gibi, artık bölgedeki bazı Arap ülkeleri Siyonist İsrail’i kardeş ilan edecek kadar bozuk olan sicillerini ifşa etmeye başladılar. ABD’yi “abi” (Big Brother) olarak kabul ettiklerini öteden beri biliyorduk ama işgalci İsrail’i kardeş ilan edeceklerini beklemiyorduk doğrusu.. Kalplerinde saklarlar zannediyorduk.

Rabbimiz buyuruyor ki: “Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (Nisa:144)

Bir başka ayet-i kerimede ise Rabbimiz yine şöyle bir uyarıda bulunmaktadır: “Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.” (Mâide:51)

Ayetler bu kadar açık ve net. Peki bunlar ne yapıyorlar? Bu beyanatlar ve tutumlar Allah Teâlâ’ya, Kûr’ân-ı Kerim’e ve İslâm ümmetine ihanet değil de nedir? Bu tutum onlardan olmanın beyanı değil de nedir? Öteden beri gizliden gizliye iş tuttuklarını biliyorduk ama şu son zamanlar her şeyi alenen yapmaları ve verdikleri beyanatlar ve fetvalar tüm gerçekleri aleni olarak “faş” etmiş oldu. Bölgedeki diğer Arap ülkeleri bir şekilde hizaya çekilmiş oldu ancak Katar biraz farklılık arz ederek İhvan-ı Müslimin örgütü ve Hamas ile kısmi ilişki içerisinde olmasından mütevellit sigaya çekilmesi gerekiyordu. Nitekim Trump Suudi Arabistan’dan ayrıldıktan sonra alel acele Katar’a yönelik ambargo ve bir takım dayatmalar devreye sokuldu. Katar’ın öteden beri desteklemiş olduğu bazı cemaat liderleri Suud tarafından hemen terör listesine alındı. Katar kendisini kurtarmak için 12 milyar dolar taahhütte bulundu. Ancak bu miktar çok az görüldü. Karar’ın mızıkçılık yapmaması için baskılar devam ederken Türkiye ve İran devreye girip Katar’a destek çıkınca Suud rejimi şimdilik sesini kısmış oldu. Ancak Suud rejimini başka telaşlar kaplamıştı! ABD’ye vaad ettiği 480 milyar doları nereden tedarik edecekti. Bu mebla devlet bütçesini aşıyordu. Şu hâlde bazı çareler aramalıydı!

Evet; Suud hanedanlığı 480 milyar dolarlık anlaşmaya imza attığına göre bir şekilde sözünde durmalıydı. Hanedanlık yelpazesi nasıl olsa genişti. Herkesten bu taşın altına el atılması istendi. Hanedan içerisindeki prensler ordusunu telaş kaplamıştı. Gerçeği itiraf edecek olursak bu prensler yıllar boyu saraydan nemalanmışlardı. Ancak taşıma suyla değirmen dönmediği için bu prensler elde ettikleri nemalarla her biri dünya çapında yatırımlar yapıp büyük büyük şirketler kurmuşlar ve dünyayı sömüren tröstlere ortak olmuşlardı. Öte yandan kimi medya patronu olmuş, kimi dünyaca ünlü futbol klüplerinin sahibi olmuşlardı. Sürdükleri hayat ise son derece “ultra lüks” bir yaşamdan ibaretti. Şimdi kendi lüks yaşamlarından ödün vermeleri isteniyordu. Talep karşısında her biri burun kırın etmeye başlamıştı. Ama emir büyük yerden gelmiş ve gereğinin yapılması kaçınılmazdı. Bir atasözünde geçtiği üzere, “Nus ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdirden anlamayanın hakkı kötektir.” Buradan yola çıkarak prensler nazikçe bir takım ödemelere davet edildiler. Onlar ise çeşitli mazeretlerle kaytarmaya devam ettiler. Ferman büyük yerden geliyordu ama presnsler böylesi taleplere pek alışık değillerdi. Onlar sadece Monako kumarhanelerinde ve bir takım top modellerle yaptıkları işret alemlerinde hovardaca para harcamaya alışıktılar. Fakat bundan da kaçış yoktu. İlk iş olarak prenslere yönelik tutuklama furyası başlatılmış oldu. Lüks Ritz-Carlton oteli hapishaneye dönüştürülmüş ve kısa sürede 200 dolayında prens buraya tıkılmış oldu.

Sayın okuyucumuz, 23.11.2017 tarihli Milliyet Haber portalında konumuzla ilgili “Suudi Prenslere İşkence Ediliyor” başlığında bir haber dikkatimizi çekti, sizinle paylaşmak istedik:

“İngiliz basını, Suudi Arabistan'da tozu dumanı kaldıran gözaltıların ardından beş yıldızlı bir otele hapsedilen prens ve bakanlara işkence yapıldığını yazdı. Amerikan paralı askerlerinin de yer aldığı işkence seanslarını bizzat Veliaht Prens Selman yönetiyor. Ayağından asılanlar arasında sosyal medya sitesi Twitter'ın en büyük ikinci ortağı olan Bodrum aşığı Suudi Prens Velid bin Talal da var. Bu operasyonla, gözaltına alınanların 194 milyar dolardan fazla parasına el konulduğu tahmin ediliyor. İngiliz Daily Mail gazetesinin özel haberine göre, ay başında Suudi Arabistan’da yolsuzluk gerekçesiyle gözaltına alınan prensler, Amerikan özel güvenlik şirketlerinde çalışan paralı askerler tarafından sorgulanıyor. Suudi Arabistan’daki bir kaynağa dayandırılan habere göre, paralı askerler hakaret ederek sorguladıkları prensleri dövüyor ve ayaklarından asıyor. Twitter'ın en büyük ikinci ortağı olan Suudi Prens Velid binTalal da ayağından asılanlar arasında. Kaynak, Riyad’daki Ritz Carlton otelinde tutulan bütün zenginlerin yabancıların gözetimi altında olduğunu söyledi. ‘Muhammed bin Salman, yıllarca gözaltına alınanların önünde eğilen Suudi güvenlik görevlilerini istemiyor. Otelin dışında Suudi Özel Harekât birlikleri var, ancak içeride özel şirket var. Abu Dabi’den gelip her şeyi kontrol altına aldılar’ diye konuştu. Veliaht Prens’in de bazı sorgulara bizzat katıldığını belirten kaynak, ‘Önemli bir şey varsa, kendi çok nazik bir şekilde sorular soruyor. Ancak odadan çıktığında, paralı askerler içeri giriyor ve tutuklular hakarete uğruyor, tokatlanıyor, asılıyor ve işkence görüyor’ dedi. Katliamcı şirketten şüpheleniliyor. Irak'taki sivil katliamlarıyla dünya gündemine oturan özel güvenlik şirketi Blackwater’ın bu sorgulama işine karıştığı iddia ediliyor.” Basından alıntıladığımız haber böyle. 1979’da Cuheyman ibni Seyf el Uteybe ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği Kâbe baskınında da Suud rejimi ayaklanmayı bastırmak için Fransa’dan özel komando birlikleri getirtmişti. Şimdi de ABD’den işkenceci getirtmesi yadırganacak veya şaşırılacak bir durum değildir. Bazı prensler baskı ve işkencelere dayanamayıp “ver kurtul” mantığı ile hareket etmeye başladı bile. 30.11.2017 tarihli Vatan Gazetesi’nin haberine göre eski Kral’ın oğlu Prens Abdullah yüklü bir meblayı devlet bankasına göndermesiyle serbest bırakıldı.

Peki bu tutuklama olayını dünya kamuoyuna nasıl açıklamaları gerekiyor? Onun da kolayı vardı! Neymiş efendim, bir takım yolsuzluklar varmış! Peki adama sormazlar mı, petrol vanalarını ellerinde bulunduranlar en büyük hırsız, en büyük yolsuz değil mi? O petrolde İslâm ümmeti içerisinde tüyü bitmemiş her yetimin, her mazlumun, her ihtiyaç sahibinin hakkı yok mu? Adama sormazlar mı, o petrol kuyuları babanızın malı mı? Suud aşireti olarak İngilizlerle işbirliği yapıp Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’nin içerisinde olduğu o kutsal topraklara nasıl çöreklendiniz? Bu çöreklenme esnasında o bölgede yaşayan diğer aşiretleri zapt-u rapt altına almak için binlerce insanı katliamdan geçirdiniz. İngilizlerle ve Thomas Edward Lawrens gibi casuslarla iş tutup Osmanlı’yı sırtından hançerlediniz. Şimdi de büyük şeytan Amerika ve onun beslemesi olan kan içici İsrail ile iş tutup birbirinizi kardeş ilân ediyorsunuz. Saray içerisinde yaptığınız darbe ve entrikalarla aç sırtlanlar, aç çakallar gibi birbirinize düştünüz. Büyük şeytan Amerika ve Siyonist İsrail sizin başınıza öyle bir çorap örüyor ki, fakat farkında değildiniz. O alçakların sözünü dinleyerek fakir ve bir o kadar da mazlum olan Yemen halkını üç yıl boyunca bombalayıp durdunuz. Bu kahpece yaptığınız bombardumanlar esnasında Yemen’in şehirleri, kasbaları, köyleri ve tarihi dokusu yer ile yeksan edildi. Her taraf enkaz yığını, alt yapı tamamen tahrip olmuş vaziyette. Hayatta kalan insanlar bir yudum suya muhtaç. Kolera salgınından binlerce çocuk öldü.

Şunu bilin ki, mazlum insanların ahı sizin yakanızı bırakmayacak. Öyle bir sona doğru gideceksiniz ki, sizi o çok güvendiğiniz ABD ve Siyonist İsrail kurtaramayacak. Zira onlar da helâk olacaklar. “İnkâr edenlere de ki: "Yakında mağlup olacaksınız ve topluca cehenneme sürüleceksiniz.” (Al-i İmrân:12)

 

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun