Filistin Konusunda Vebalimiz Büyük

  • GİRİŞ21.02.2018 15:34:03
  • GÜNCELLEME21.02.2018 15:34:03

Allah’ın Adıyla

“Filistin ile ilgili televizyon haberlerini izleyemez oldum. Acı veren sahnelerle karşılaşmaktansa televizyonu kapatmatmayı tercih ediyorum” türünden sözleri sarf edenler için ne demeli? “Hadi bayan yüreğidir” deyip itiraz etmiyoruz ama aynı sözleri sarf eden erkeklere ne söylemeli bilemiyoruz. Gerçekten Filistin ile ilgili haberlere baktığımızda insanın yüreğini yaralayan sahnelere tanık oluyoruz. Bakıyorsunuz, protesto yapan gençlerin üzerine Siyonist askerler fütursuzca ateş ediyorlar. Yaraladıkları gencin üzerine çöreklenip ölmesini bekliyorlar. Gelen ambulanslara yaralıları teslim etmiyorlar. Yine bakıyorsunuz 15 yaşlarında bir kız çocuğunu vurmuşlar. Kızcağız yüzükoyun yerde yatıyor. Siyonist asker geliyor ve yerde can çekişmekte olan kızcağızın sırtına diziyle çökmüş ruhunu teslim etmesini bekliyor. Yine benzeri bir sahne, 15 yaşlarında kız çocuğu vurulmuş sırtüstü yatıyor. Siyonist asker gelip, acı içerisinde yerde kıvranmakta olan kızcağızın göğsüne postalıyla basıp ölmesini bekliyor. Bir başka sahneye bakıyorsunuz, tekerlekli sandalyesiyle protestocuların arasında slogan atan engelli bir genç. Keskin nişancı onu hedef alıp tetiğe basıyor ve o mazlum insanı oracıkta şehid ediyor. Siyonist askerler öylesine fütursuz ve öylesine acımasızlar ki, hiçbir ayırım gözetmeden ölüm kusan silahlarıyla ateş etmeye devam ediyorlar.

Özellikle protesto yapan kadınlara acımasızca saldırıyorlar. Filistinli kadın kapısının önündeki merdivenin başında işgal askerlerine doğru bağırıyor, asker merdivenlerden çıkıp kadının kolundan tuttuğu gibi yere savuruyor, ardından yere düşen kadının üzerine birkaç işgal askeri çullanıp tekmelerle vurmaya başlıyorlar. Diğer bir asker bir başka kadını yerlerde sürüklüyor. Öte yandan işgal polisi 13-14 yaşlarında, yerde yatan bir çocuğun göğsüne oturmuş boğazını sıkıyor ve çocuğu oracıkta boğarak katlediyor. Bakıyorsunuz, 16 yaşında Fevzi el-Cüneydî isimli gencin etrafında 22 tane işgal askeri derdest ederek götürüyor. Cüneydî’in ağzı burnu kan içerisinde. (Bir televizyon yayıncısı olarak, “acaba Cüneydî’nin kanlı yüzünü flülulaştıralım mı, yoksa RTÜK’ten ceza yeriz” diye endişeye kapıldık!) Diğer tarafta, direnişin sembolü olan Ahed et Temimi isimli kız cocuğunu tutuklayıp zindana atıyorlar. Mahkemeye çıkarıldığı fotoğraflarına bakıyoruz, yüzünde ve kafasında işkence izleri var. Siyonist İsrail, Batı’ya şirin gözükmek için idam cezasını kaldırmış ancak, protesto eylemleri yapanların pek çoğuna mühebbet hapis cezası veriyorlar. Öte yandan, zindanlarda işkence ile öldürülenlerin haddi hesabı yok. Siyonistlerin Savunma Bakanı Avigdor Liberman, İsrail televizyonuna verdiği demeçte, İsrail hedeflerine karşı operasyon düzenleyen (yani işgalcilere karşı mücadele veren) Filistinlilerin idam edilmesini öngören yasa tasarısı hazırladıklarını söyledi. Bir taraftan binlerce Filistinli genci en ağır koşullara sahip hapishanelerde çürütüyorlar. Diğer taraftan işkence ile öldürdükleri mahkumlar için “idam cezası” ile kılıf uydurmanın derdindeler.

Bütün bu keyfi öldürmeler, işkenceler, zulümler ve tutuklamalar devam ederken İslâm ümmeti ve bu ümmetin başındaki siyasîler ne ile iştigal etmektedirler? Evet; İslâm ümmeti olarak vebalimiz büyük. İşgalci Siyonist çete dur durak bilmeksizin zulüm ve katliamlarına devam ediyor. ABD Başkanı Tump Siyonistler adına, 6 Aralık 2017 tarihinde Kudüs’ü başkent ilan edince bütün dünya Müslümanları tepki verip protesto eylemlerinde bulundu. Eş zamanlı olarak İslâm İşbirliği Teşkilatı İstanbul’da toplantı yaparak, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere 18 ülkenin devlet başkanı ve diğer temsilciler, bu durumun kabullenilemez olduğu ifade edip itirazlarda bulundular. Bu işgal girişimi günlerce televizyon ve gazetelerde konuşuldu ve yazıldı. Öte yandan sivil toplum kuruluşları ve bazı partiler mitingler düzenledi. Az öce ifade ettiğimiz gibi Suudi Arabistan hariç hemen hemen bütün Müslüman ülkelerde geniş katılımlı mitingler düzenlendi. Müslümanlar öfkelerini sloganlarla dile getirdiler. ABD ve işgalci İsrail bayrakları yakılarak belki duygular biraz tatmin edildi. Elbette bunlar yapılmamalı demiyoruz. Bunlar da gerekli, ancak Müslüman ülkelerin başındaki yöneticiler mutlaka ve mutlaka somut adımlar atmalı ki, bu vebalden başka türlü kurtulamayız. Merhum Erbakan Hocamızın çok meşhur bir sözü vardı: “İsrail laftan değil, güçten anlar.” Evet, çok yerinde bir söz. Siyonist İsrail’in lafla işgalden geri çekileceğini düşünenler büyük bir gaflet içerisindedirler. İsrail öylesine şirret ki, lafla asla tedip edilemez. Zaten biz Müslümanlar onun tedip edilmesini değil, Filistin topraklarının tümünden çekilip def olmasını istiyoruz. Bunun asla başka bir çözüm yolu yok. Akidemiz bunu gerektiriyor. Uzlaşma ve mütareke asla söz konusu olamaz. Bizim kırmızı çizgimizde 67 sınırları diye bir şey yok, bu da böyle biline..

Şunu da bilmiş olalım ki, Siyonistlerin akidesinde de 67 sınırı diye bir şey yok. Onların hedefi bayraklarındaki iki mavi çizgi ile belirlenmiş.. “Yok efendim protokollerle, yok efendim barış görüşmeleriyle onları ikna edlim” diye düşünenler büyük bir yanılsama içerisindedirler. Onların hedefi kutsal kitapları muharref Tevrat’ta “Arz-ı Mevud” olarak belirlenmiş olan Nil ile Fırat nehirleri arasındaki coğrafyadır. Onların inancına göre teritoryal alanları bu iki nehrin arasıdır. Asla taviz veremezler. Merhum Erbakan Hocamız’ın sözünü tekrar edecek olursak, “Siyonistler laftan değil, güçten anlar.” Buna istinadendir ki, Malezya Savunma Bakanı Hüshammuddin Tun Hüseyin, Malezya Silahlı Kuvvetleri'nin (MAF) Kudüs konusunda görev almaya her zaman hazır olduğunu dile getirdi. (Oysa biz bunu öncelikli olarak komşu arap ülkelerinden beklerdik.) Partisinin grup toplantısında konuşan Hüseyin, ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak tanıma kararının Müslümanlara yapılmış bir darbe olduğunu belirterek "Müslüman ülkeler olarak olası bir olumsuzluğa karşı her daim hazırlıklı olmalıyız. Üst düzey liderlerin harekete geçmesi ve önerge vermesi durumunda Malezya Silahlı Kuvvetleri Kudüs konusunda görev almaya her zaman hazır" dedi. Elbette ki, biz bu duyarlılığı sadece Malezya ve İran’dan değil, bütün Müslüman ülkelerden bekliyoruz. Bunun için de, mutlaka İslâm Savunma Gücü tesis edilmelidir. Aksi takdirde Filistin davası uğruna şehid olmuş insanlarımız ruzi mahşerde yakamızda olacaktır.

Kısacası Müslüman ülkelerin başındaki siyasîler Filistin sorunu için mutlaka kalıcı ve nihai sonuçları hedef alarak yapılanmalara gitmeli ve somut adımlar atmalıdır. Elbette ki burada sivil inisiyatif ve baskı grupları dediğimiz STK’larımıza ve İslâmî medya kuruluşlarımıza da büyük görevler düşmektedir. İslâm ümmetinin Kudüs davasına ilişkin duyarlılığını arttırmak, halkımızın Kudüs’ün kutsiyeti bağlamında hassasiyet ve duyarlılığını yükseltmek özellikle İslâmî medyanın yayın politikalarına bağlıdır. Hiç kuşkusuz vakıf ve sivil toplum kuruluşlarımızın düzenleyecekleri seminerler, paneller, konferanslar ve mitingler halkımızın Filistin davasına olan duyarlılığını arttıracaktır. Yine aynı şekilde televizyon, radyo ve gazete gibi kuruluşlarımızın Filistin ekseninde yapacakları yayınlarla Müslüman halkımızı motive edecek ve bilincini yükseltecektir. Şu gerçeği de itiraf etmiş olalım ki, zaman zaman yapmış olduğumuz sokak röportajlarında bizzat tanık olduğumuz üzere, halkımızın pek çoğunda Filistin diye bir duyarlılık ve Filistin diye bir dert yok ne yazık ki, “Bize ne Filistin’den” diyebilenlere rastlamaktayız. Oysa Filistin toprakları Rabbimiz tarafından, “barekna havlehu” (çevresi kutsal ve bereketli) kılınmış olması hasebiyle biz Müslümanların izzet ve onurunu da temsil etmektedir. Bugün Kudüs ve Filistin topraklarının esaret altında olması biz İslâm ümmetinin izzet ve onurlarının da ayaklar altında olması anlamına gelmektedir.

Rabbimiz, biz Müslümanları Kûr’ân-ı Kerim’inde “izzet ve şeref sahibi” (Munafikun:8) olarak tanımlıyorsa, ümmet olarak biz bu vasfımıza sahip çıkmak zorundayız. Bunun yegâne yolu değerlerimize sahip çıkmaktan geçmektedir. Aksi taktirde, ümmet olarak vebalden kurtulmamız mümkün değildir. Bakınız, bütün bedeni kötürüm olmasına rağmen Filistin davasına hayatını adayan ve bu uğurda şehid olan Şeyh Ahmet Yasin haklı olarak nasıl bir serzenişte bulunuyor ve bu ümmeti Allah’a şikayet ediyor:

“Allah’ım! Ümmetin suskunluğunu Sana şikayet ediyorum!

Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!..
Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!..
Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belalarının estiği biriyim!..
Tek isteğim benim gibi, Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!..

Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helak olmuş ölüler!..

Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felaketler karşısında?..
Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak?..
Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak!..
Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? ..

Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken!..
Omuzlarımıza el verecek ve göz yaşlarımızı silecek bir bakış!..
Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilatları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı!? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye;
Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mümin kullarına yardım et! diye çağıramaz mı!?..
Buna da mı gücünüz yetmiyor!?..
Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:
Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!..
Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek!..
Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!..
Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin!..
Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!..
Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!..
Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! ..

Temennimiz, Allah’ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır!..
Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!..
Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!..
Allah’ım! Sana şikayette bulunuyorum Sana şikayette bulunuyorum..
Sana şikayette bulunuyorum..
Gücümün azlığını, imkanımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikayet ediyorum..

Sen mustazafların Rabbisin, Sen bizim Rabbimizsin, bizi kime bırakıyorsun?..
Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?..
Allah’ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikayette bulunuyorum…
Sana şikayette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı ve birliğimiz bozuldu yollarımız ayrıldı halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikayet ediyoruz…”

Sayın okuyucumuz bu haklı sitem ve şikayetten sonra başımızı öne eğmekten başka ne yapabiliriz ki? Bu şikayet ve serzeniş bize sorumluluğumuzu hatırlatmıyor mu? Şu satırlar bizi sarsmalı değil mi? “Temennimiz, Allah’ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır!..” Sorumluluklarını savsaklayanlar için Rabbimiz buyuruyor ki: “Durdurun onları, çünkü onlar sorguya çekilecekler.” (Saffat:24) Eğer sorumluluklar ifa edilmemişse yine aynı ayet içerisinde suçlu günahkârların cehenneme sürüleceğinden söz edilmektedir. Özellikle siyasilerimiz bu konuda büyük bir vebalin altındalar. Bugün başta Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere bölgedeki Arap ülkeleri Filistin davasına karşı son derece duyarsızlar. Hatta “ihanet içerisindeler” desek yeridir. Şu Suudi Arabistan Başmüftüsü Abdülaziz Al-i Şeyh’in alçakça verdiği fetvaya bakar mısınız? İşgalci İsrail ile savaşmak harammış ve Hamas terör örgütüymüş! Bu İsra Sûresi’ne, bu aziz kitabımız Kûr’ân-ı Kerim’e, bu Allah Teâlâ’ya yapılan bühtan ve ihanet değil de nedir? Bu, çevresi bereketli kılınmış kutsal şehrimiz ve ilk kıblemiz Kudüs’ten ve Filistin topraklarından vazgeçmek değil midir? Bu “Namus-u Ekber”imizden vazgeçmek değil midir? Rabbimiz buyuruyor ki: “Ve onlar ki, iffet ve namuslarını koruyanlardır.” (Muminun:5) Ve diğer bir ayet-i kerimede Rabbimiz buyuruyor ki: “Onlar, emanetlerine ve ahidlerine sahip çıkanlardır.” (Muminun:8)

Evet; ne yazık ki, ümmet bünyesinde bazı kitleler va bazı siyasiler Filistin davasına ihanet içerisindeler. Bakınız şehidimiz Ahmet Yasin ne diyor: “Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!.. Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!..” Ama ne yazık ki, işgalcilerle iş tutup mazlum Filistin halkının aleyhinde oldular.

Şehidimizin haklı siteminden bir paragrafla noktalamış olalım:

“Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helak olmuş ölüler!..”

“Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felaketler karşısında?..
Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak?..
Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak!..
Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? .. Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken!.. Omuzlarımıza el verecek ve göz yaşlarımızı silecek bir bakış!.. Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilatları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı!? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye; Ey RABBimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mümin kullarına yardım et! diye çağıramaz mı!?..”

 

 

 

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun