ABD'nin Mezhep Üzerinden Savaş Çıkarma Planı Devam Ediyor

  • GİRİŞ07.04.2018 13:39:49
  • GÜNCELLEME07.04.2018 13:39:49

Şu bir hakikat ki, büyük şeytan ABD hiçbir zaman Müslümanlara dost olmamıştır. Müttefik pozisyonunda olduğu Müslüman ülkelerle ilişkisi sadece sömürü ve uşak olarak kullanma amacına matuftur. Çünkü ABD emperyalist bir ülkedir. O çalmaya, gaspa ve öldürmeye programlıdır. ABD sadece Müslümanların değil bağımsızlık yanlısı tüm dünya halklarının düşmanıdır. Silah satar halkları birbirine kırdırır. Onu en çok rahatsız eden husus dünya halklarının barış içerisinde yaşamalarıdır. Barış olunca silahı kime satacak? O hâlde halklar arasında düşmanlık ve husumet körüklenmeli ki onlarda bol bol silah satsınlar. Birçok bölgede etnik çatışmaları ve terör örgütlerini organize edenler bizzat kendileridir. Hangi ülkede ne tür çatışmalar çıkarılabilir, bunun hesabını yapıyorlar. Bu konuda ABD ve yedeğindeki Batılı diğer emperyalist ülkeler profesyonelce ve hummalı bir şekilde çalışma yürütmektedirler.

Artık bu işi o kadar aleni yapıyorlar ki, gizlemeye bile ihtiyaç duymuyorlar. Daha önce "Aman Dikkat Mezhep Savaşı Çıkarılmak İsteniyor" isimli makalemizde de aktardığımız gibi CIA'nın üst düzey görevlilerinden Michael Scheuer, hükümet yetkililerine ve Pentagon'a seslenerek şu menfur ifadeleri dile getiriyor: "Şiîleri ve Sünnileri kanları kuruyuncaya kadar birbirleriyle çarpıştırmalıyız. Bugün bölgeye fiili müdahalede bulunup asker göndermek yararımıza değildir. Onları birbiriyle savaştırmamız bizim için büyük bir kazanımdır. ABD'nin yeni askerî stratdjisi bu olmalıdır."

Müslümanları bibirine kırdırmak için nasıl da şeytanî plânlar yapıp önerilerde bulunuyorlar. Genelde tüm İslâm âleminde, özelde Irak ve Suriye üzerinden mezhep savaşının kendilerine yarar sağlıyacağını açıkça dile getiren Michael Scheuer gibi CIA üst düzey yetkililerinin yanı sıra bir de dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un Wikileaks belgelerine düşen e-mailleri var ki bütün şeytanî niyetlerini ifşa ediyor. Clinton, Suriye üzerinden bölgede çıkarılacak Şiî - Sünni savaşının Batı ve İsrail için iyi bir gelişme olacağını alenen dile getiriyor. Anlaşılan Clinton Siyonist İsrail ve Batı adına umudunu Şiî - Sünni savaşına bağlamış ve bunu e-maillerinde gündeme taşımış. Bu tutum tamamen şeytanî histerik duygulardan başka bir şey değildir. Siber saldırı sonucu Wikileaks belgelerine düşen Hillary Clinton'un bu açıklamaları ABD'nin bölgemize yönelik kolektif şeytanî zihniyetini de ortaya koyuyor. Yani bu düşünce Clinton'un şahsına münhasır bir düşünce değildir. Hatta bunun ötesinde ABD'nin bölgemize yönelik politikaları ile bire bir örtüşen ve hatta özdeş olan Siyonist İsrail'in de aynı minvâl üzere olan açıklamalarına yine Wikileaks dosyalarında görüyoruz.

"Onların ağızlarından kin taşmaktadır, içlerinde gizledikleri ise daha büyüktür." (Âl-i İmran:118)

Söz konusu dosyada Clinton, Siyonist İsrail istihbarat servisi MOSSAD yetkilileriyle yaptığı yazışmada, karşılıklı olarak mezhep kışkırtıcılığı ve Şiî - Sünni çatışması üzerine fikir alışverişinde bulundukları görülüyor. Bu görüşmeler Suriye iç savaşının henüz yeni vuku bulduğu 2012 tarihindeki e-mail üzerinden yapılan yazışmalarda ortaya çıkıyor. Wikileaks belgelerinde MOSSAD yetkilisinin, "Suriye'de potansiyel bir Şiî - Sünni savaşı hem ABD'nin, hem bizim işimize yarıyacaktır" ifadeleri yer alıyor. Söz konusu Wikileaks belgelerinde ayrıca, "Esad ailesinin yıkılması, Suriye'deki değişik etnik ve mezhebi grupları harekete geçireceğini ve buna ilişkin yoğun çatışmalar yaşanacağı" öngörülmektedir. Özellikle bu belgelerde odaklanılan ana tema, Irak ve Suriye'de vuku bulacak Şiî - Sünni çatışmasının Türkiye ve İran üzerinden tüm bölgeye sıçratılıp yaygınlaştırılmasına yönelik düşünce ve çabalardır.

Aslında İslâm Devrimi'nden bu yana Siyonist İsrail ve ABD'nin tek istediği şey Türkiye ile İran'ı çarpıştırmak. General Kenan Evren'e 12 Eylül 1980 ihtilâlinin yaptırılmasının asıl amacı buydu. Kenan Evren dinî değerlere düşman bir zihniyete sahip olmasına rağmen bu oyuna gelmedi. Bu sefer Saddam'ı devreye soktular. (Saddam'ın zillet içerisindeki akibeti hepinizin malûmu!) Saddam, ABD ve diğer Batı ülkelerinin yardımıyla sürdürdüğü 8 yıllık savaşta hiçbir ilerleme kaydedemeyince bu sefer Demirel ve Çiller'i devreye sokmak istediler. Hatırlayacağınız üzere o dönemde her iki ülke arasında büyük bir gerginlik yaşanmış ve gözdağı amacıyla sınır bölgelerinde askerî tatbikatlar yapılmıştı. Her an bir savaş çıkacakmış gibi nefesler tutulmuştu. Şükür ki, dönemin muhalefet partilerinden Refah Partisi'nin ve merhum Erbakan'ın ciddi girişimleriyle ve elbette Rabbimizin izniyle savaş patlak vermedi. Peki savaş patlak verseydi ne olurdu? Allah korusun, öyle bir fecaat olurdu ki, bu ne Çaldıran Savaşı'na benzerdi ne de başka bir şeye. İstisnasız 10 milyonun üzerinde insan telef olurdu. Ve harap olmuş iki kardeş ülke...

Sayın okuyucumuz bütün bunları neden yazıyoruz? Bu bir komplo teorisi değildir. Şunu bilelim ki tehlike henüz geçmiş değildir. Wikileaks belgelerinden aktardıklarımız buzdağının sadece görülen kısmı. Şunu bilmiş olmalıyız ki, düşmanlarımz uyumamaktadır ve hummalı bir şekilde gece - gündüz aleyhimizde çalışmaktadır. Onlar çok iyi biliyorlar ki bu ümmet mezhep ihtilaflarını bir tarafa bırakarak güç birliğine giderse ve kurumsal birlikteliğini oluşturursa dünyanın hiçbir gücü bunun karşısında duramaz. Onlar bizdeki potansiyeli bizden daha iyi biliyorlar. Bu yüzden bütün uğraş ve çabaları bizi hassasiyetlerimiz üzerinden birbirimize düşürmek. Lütfen basiretli olalım. Lütfen oyuna gelmeyelim. Bu konuda siyasîlerimize,  medyamıza, sivil toplum kuruluşlarımıza ve âkil insanlarımıza büyük görevler düşmektedir.

Her şeyden önce mezhepler ictihad sonucu oluşmuş ve sadece kişisel tercihlere bağlı ekollerdir. Mezhepler asla tabu değildir, tartışmaya ve eleştiriye açıktırlar. Ne kadar kritik edilirlerse edilsinler husumet konusu asla olamazlar. Elbette ki, aslolan mezhebî farklılıkların tartışma konusu yapılmamasıdır. Tartışma konusu olacaksa bile, nezaket kuralları çerçevesinde olmalıdır. Kırıcı, incitici, aşağılayıcı ve tahkir edici nitelikte asla olmamalıdır. Kısacası mezhebî müzakerelerde futbol holiganları gibi asla olunmamalı. Seviyeli insanlar bir araya geldiklerinde en uç noktadan farklı görüş sahibi olsalar da, bu görüş ve düşüncelerinden dolayı asla birbirlerini tahkir edip aşağılamazlar; aksine birbirlerini hoş görürler. "Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar." (Açık ve net, sağduyulu ve önyargısız bir şekilde fikirlerin münazarasından veya çarpışmasından hakikat güneşi doğar.) Ancak ne yazık ki, bizim insanlarımızın bir kısmında tahammül ve hoşgörü yok. Karşısındaki farklı bir mezhebe sahipse veya farklı bir cemaate mensupsa hemen tartışma başlıyor. Sonra ver gelsin karalamalar, tezviratlar ve iftiralar. Düşmanlarımız bu zaafımızı bildiği için, bizi bu noktadan birbirimize düşürmek istiyor. Hâlbuki düşünce dünyamıza hoşgörü ve uhuvvet hakim olsa ve aramızda kardeşlik duyguları pekişmiş olsa düşmanlarımız bizi asla birbirimize düşüremez.   

Düşmanlarımız bizi zaaflarımızdan vurmanın derdinde. Bakınız bu tamamen şeytana özgü bir plândır. Şeytanın mütemadiyen yaptığı şey, Müslümanı zayıf noktasından tuşa getirmek. "Su uyur düşman uyumaz" misali, düşmanlarımız bizi birbirimize düşürmek için sürekli yeni projeler üretmektedir.  

Şu hâlde biz Müslümanlar her konuda olduğu gibi bu hususta da akl-ı selimce davranıp uyanık olmalıyız. Kaba bir tabirle izah edecek olursak, biz ne yazık ki saman alevi gibi çabucak gaza gelip tutuşan bir milletiz. Duygularımız ve hislerimiz ağır basmaktadır. Heyecanımız çok fazla. Bu nedenle Batılı halklar nezdinde "temparament" (aşırı hareketli ve heyecanlı) topluluk olarak tanınıyoruz. Biz bu duygularımızın marjinal bir şekilde hizip ve mezhep faşizmine evrilmesine müsaade etmeden ümmet geneline yayarak "sahiplenme ve kardeşlik" duygusuna dönüştürmeliyiz. Nasıl ki bir yerde "Filistin" sözü geçtiğinde sahiplenme duygumuz devreye giriyorsa, "ümmet" sözünü duyduğumuzda da aynı sahiplenme duygumuz galeyana gelmelidir. Bizim birbirimize olan sevgi ve uhuvvetimiz mezhepler üzerinden değil, ümmet kardeşliği üzerinden olmalıdır. Düşmana pirim vermemenin yegâne yolu budur.

Eğer biz birlik duygularına sahip olursak ve mezhebi konularda birbirimizi mazur görürsek düşmanlarımızın da hevesleri kursaklarında kalacaktır. Zaten Rabbimizin de emri birliğimizi muhafaza etmekten yanadır. "Allah ve Resûlü'ne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin; sonra zaafa düşersiniz de kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir." (Enfâl:46) Ayrıca Rabbimiz, fitneye düşmememiz hususunda bizleri şiddetle uyarmaktadır. "Fitne adam öldürmekten daha büyük bir günahtır. Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa (fitneye) devam ederler." (Bakara:217) Şu hâlde biz şeytan ve dostlarına pirim vermemek için sürekli teyakkuz hâlinde olmalıyız. Eğer biz mezhepler üstü bir düşünceye sahip olursak ABD ve yandaşlarının mezhep kışkırtıcılığı hiçbir şekilde etkili olamayacaktır. Aidiyet duygularımız mensubu olduğumuz mezhebe değil, İslâm'a ve ümmete olmalıdır. Mezhepler, fıkıhtaki tali meselelerin hâlli için vardır, aslolan tevhidî değerlerimizdir. Ki bunlar bizim asla tartışma konusu yapmayacağımız sabitelerimiz ve kırmızı çizgimizdir. Bu husus imâna taallûk ettiği için zaten ümmet olarak mütabıkız. Tevhidî değerler bazında hiçbir Müslüman farklı düşünmemektedir. Birlikteliğimizde zaten bu değerler etrafında olmalıdır. Biz ümmet olarak bu anlayışa sahip olursak, merhum Humeynî'nin dediği gibi, "Amerika hiçbir halt edemez."

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun