Namazın Manevî Boyutları

  • GİRİŞ15.11.2018 07:08:52
  • GÜNCELLEME15.11.2018 07:08:52

Namazı tekrar bilenlerin tam aksine, namaz yükseliş merdivenidir. Müminin miracıdır...

Birisini seven kimse, onunla konuşmayı da sever. Dilleriyle Allah'ı sevdiklerini söyleyip de namaza ilgisi olmayan kimseler bu iddialarında sadık değillerdir. Namaz, insanın sözlerinde ortaya koyduğu taahhüdünün ölçücüdür. İşte bu nedenledir ki münafığın namazında da diğer amelleri gibi sadakat yoktur.


Namaz ve Güzellik


Kalp huzuru, manevî huşu ve insanın kendisini namaza odaklaması İslam dininin tavsiyesi ve müminin belirtilerindendir. Eğer insan tamamen kendini adapte ederek namaz kılmazsa kabul olmaz; namazın ancak kalp huzuruyla kılınan miktarı kabul olur. Ayrıca, İslam dini namazı güzel koku ve gül suyu sürülmüş en güzel, temiz ve yeni elbiseyle ve ruhî sükûnetle kılmayı tavsiye etmiştir.


Bir rivayette şöyle geçer:

 

"İmam Seccad (a.s) böyle temiz ve güzel bir şekilde namaza giderken halkın, "sanki düğüne gidiyor!" demeleri üzerine, İmam (a.s) güzellikleri yaratanla randevum var," dedikten sonra, "Müslüman kadınlar mümkün mertebede namazda kendilerini süslesinler, yani namaz kılarken az da olsa takılarını taksınlar", diye devam etti.


Namaz Bereketli Bir Muameledir


Allah Teâlâ buyuruyor ki: "Öyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım."


Bizim Allah'ı anmamızın O'na bir yararı yoktur; fakat Allah'ın bizi anması, bize lütfünü nasip eder, hatalarımızı bağışlar, duamızı kabul eder ve sıkıntımızı giderir. O'nun bize lütfü son derece değerli ve bereketlidir. O halde, namazda Allah'ı anmakla, değeri pek az olan anma karşısında çok değerli lütfü kazanmış oluruz.


O halde biz öyle birisini anmış oluruz ki, anışımızın O'na hiçbir yararı yoktur; çünkü: "Allah, bütün âlemlerden zengindir (kimseye muhtaç değildir)."


Fakat bu vesileyle Allah'ın bizi anmasını sağlamış ve gerçekte tüm kemalleri kazanmış oluruz ve bu ise Allah Teâlâ'nın bizi davet ettiği bereketli bir muameledir.


Evet, namaz Allah'ı anmaktır ve yalnız Allah'ı anmakla kalpler huzur bulur.


Herkesin, güç, servet ve bilgiye sahip olmasına rağmen huzur olmayan tanıdığı birileri vardır. Bunun karşısında, acı ve tatlı olayları kabullenip onları mantıklı bir şekilde yorumlayan, varlık aleminin kaynağına inanmaları nedeniyle huzurlu bir kalbe, özel bir inanç ve görüşe sahip fakir kişiler vardır.


Evet, Allah'ı anmakla kalpler huzur bulur ve Allah'ı anmanın en güzel yolu ise namaz kılmaktır. Günümüz insanının eksikliği bilim ve ihtisas değil, kalp huzurudur. Ne Firavunlarda ve süper güçlerde huzurlu bir kalp var, ne de Karunlarda ve Ebu Leheblerde, ne ikiyüzlü münafıklarda ve ne de para ve güce dayalı ulemada.

 

Asrımızda gördüğümüz huzurlu bir kalbe sahip olan tek kişi İmam Humeyni (r.a) idi. H.ş. 1357 yılının Behmen ayının 12'sinde İran'a gelmek için uçağa binince, haber ajanının, "Şimdi ne hissediyorsunuz?" sorusuna, "hiçbir şey!" cevabını vermişti. (Bu "hiçbir şey" İslam irfanında derin bir anlam taşımaktadır.) Oysa henüz Şah düzeni ayaktaydı ve İmam'ın bindiği uçağın düşürülme ihtimali vardı. İmam (r.a) vasiyetinde de, "Ben huzurlu bir kalple Allah'a gidiyorum!" yazmıştı. Bu kalp para, makam ve güçle huzur bulmaz; aksine, ancak Allah Teala ile bağlantı kurmakla huzur bulur ve bunun ise en açık tecellisi namazdır.


Namaz, İman Demektir


Sadr-ı İslam'da, halk yaklaşık 15 yıl Beytulmukaddes'e doğru namaz kıldıktan sonra (Bakara suresinde belirtilen nedenlerle) kıblenin Ka'be'ye çevrildiğini görünce, "geçmiş namazlarımız ne olacak?" diye kafalarında soru oluştu. Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna gelerek sorularını dile getirdiler. Bunun üzerine, namazlarının kabul olduğunu ve Allah Teâlâ'nın onların geçmiş namazlarını zayi etmeyeceğini bildiren ayet nazil oldu. Fakat ayet, "Allah sizin imanınızı zayi edecek değil" buyuruyor. Yani, "namazlarınız batıl değil, doğrudur" demesi gerekirken, "imanınız zayi olacak değil" buyuruyor ve bu ise namazın iman demek olduğu ve namazı terk etmenin imanı terk etmek anlamına geldiği anlamındadır.


Namaz ve Allah Teâlâ'nın Yüceliği


Namazda söylenmesi farz olan ilk kelime, "Allah-u Ekber" kelimesi, yani Allah Teâlâ'yı büyük bilen kimsenin O'nun dışında her şeyi küçük görmesidir. Evet, uçağa binenler, uçak havalanınca yerdeki büyük evleri, hatta mahalleleri ve şehirleri küçük görürler; uçuş her ne kadar yukarıdan yapılırsa yer de bir o kadar küçük görünür. Bir insanın gözünde Allah Teâlâ büyük olursa O'nun dışındaki şeyler pek fazla değer taşımaz; tağutlar, güçler, mal ve makamların artık bir değeri olmaz.


Hz. Ali (a.s) Nehc-ul Belağa'da muttakilerin sıfatını açılarken şöyle buyuruyor:


"Onların gözünde yaratan büyür, O'nun dışındakiler ise küçülür."


Dünyanın değeri gözümüzde azaldıkça ona bağlılığımız da bir o kadar azalır ve bu durumda da doğal olarak mal ve makam için bu kadar cinayet ve suç işlemeyiz.


İmam Humeyni, "Amerika hiçbir halt edemez" buyuruyordu.


Bu boş ve slogan niteliğinde bir tehdit değildir; bir ömür Allah'ın büyük ve yüce olduğuna inanan bir kimsenin gözünde Amerika küçülür ve her olay ona basit gelir.


Hz. Zeyneb-i Kübra (s.a) Aşura günü, "Rabb'imiz! Bu azı bizden kabul buyur" demiştir.


Kerbela olayı ve İmam Hüseyin'in (a.s) şahadeti çok büyük ve elim bir hadiseydi; fakat Allah Teâlâ'yı büyük gören o olayı da küçük görür.


"Kerbela'da ne gördün?" diye soran Emevi hükümetine cevap olarak, "Ben güzellikten başka bir şey görmedim!" dedi. Ariflerin gözünde, Allah Teâlâ'nın bütün işleri hikmet üzerine olup hepsi terbiye ve güzellik doğrultusundadır.


Namaz ve İhlâs



Yakın olma kastı, namazın doğruluğunun şartıdır; hatta eğer namazın farz veya müstehap amellerinden olan bir hareket veya kelimeyi Allah'tan başkası için yapacak olursa namaz batıl olur ve eğer namazın zaman veya mekânını Allah'tan başkası için tayin edecek olursak namaz batıl olur ve hatta namaz kılarken aldığımız tavır ve tutum O'ndan başkası için olursa yine namaz batıl olur.


Dolayısıyla, namaz, ancak insanın Allah dışında biç bir türlü niyetinin olmaması ve yakınlaşma kastını namaza başladığı andan bitirinceye kadar devam ettirmesi durumundan ibadettir. Şüphesiz, insan bu kadar naz u nimet ve dünyevî cazibeler arasında her şeyi gönlünden çıkarıp ruhunun manevî ipini Allah Teâlâ'nın mukaddes zatına düğümler ve diğerlerinin giriş kapısını kapatacak şekilde O'nunla samimi olursa çok önemli bir değer elde etmiş olur.


Biz namazda "iyyake na'budu ve iyyake nestain (yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz) cümlesini söyleyerek halisane bir şekilde kulluğumuzu itiraf eder ve bu ihlası Allah'tan isteriz.


Namaz Ölçüdür


Kur'an-ı Kerim buyuruyor ki:

 

"Doğrusu namaz Allah karşısında huşu edenlerden başkasına ağır gelir."


Bunu göz önünde bulundurarak, namazın bize ağır geldiğini gördüğümüzde, Rabb'imize karşı huşu ruhuna sahip değiliz olmadığımızı ve huşunun olmayışının da ilgisizlik ve kibrin zemini olduğunu anlamamız gerekir. İmam Seccad (a.s) Ramazan ayının seherlerinde okunan Ebu hamza-i Sumalî duasında namazın ağırlığının felsefesini inceleyerek buyuruyor ki:


Allah'ım! Neden namaz kılarken şen değilim?


Yoksa beni kendi katından kovmuş musun?


Veya boş konuşmalarımdan dolayı muvaffakiyetim mi azaldı?


Veya beni sadık bilmiyor musun?


Veya kötü arkadaş mı beni etkilemiş?...


Her halükârda, namazın ağır gelmesi mümin için tehlike belirtisidir.


Namaz Herkesin Yüzüne Açık Olan Bir Lütuf Kapısıdır


Kişilerin ya hiç lütfü yoktur ya da lütufları çok az ve sınırlıdır, ya lütuflarını başkalarına ulaştırmazlar, ya da bin bir minnetle çok az bir muhabbetleri vardır ve eğer bir lütufta bulunacak olsalar kendilerinden azalır. Fakat Allah Teâlâ'nın:


1- Lütfü sonsuzdur.


2- Lütuf kapısı herkesin yüzüne açıktır.


3- İçeri girmeye davet de etmiştir.


4- Diğerlerinin kendisinin lütuf kapsamına girmesine de sevinir



5- İnsanları eli boş kabul eder; onlardan hediye beklemez.


6- O'nunla bağlantı kurmak ve lütuflarından yararlanmanın ne belli bir zamanı ve ne özel bir mekânı var, ne bir vasıtaya, ne kefile, ne aracıya gerek var ve ne de başka bir şartı; sadece sadakat ve samimiyet yeterlidir.


Samimi bir şekilde saptığımızı ikrar edip, samimi bir şekilde istemeliyiz O'ndan.


Namaz Tekrar Değil, Miraç ve Derinlere İniştir


Namazı tekrar bilenlerin tam aksine, namaz yükseliş merdivenidir; her ne kadar kalp huzuruyla kılacak olursa insanı o kadar yukarı çıkarır. Her ne kadar görünüşte rükû ve secdeler tekrarlansa da gerçekte merdivenin basamakları gibi attığımız her adımla gökyüzüne daha da yaklaşmaktayız ve yere vurduğumuz her kazmayla daha da bir suya yaklaşmaktayız.


Her ne kadar fazla Kur'an okursak bir o kadar yeni noktalara ulaşırız ve her ne kadar hoş kokulu bir gülü koklarsak o kadar fazla lezzet alırız.


Her ne kadar haccederseniz bir o kadar yeni sırlarla karşılaşırsınız.


Her halükârda, namaz görünüşte tekrar, ama gerçekte derin ve yeni bir şeydir, yükseliştir...

ehlader

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun