BOP İslamcıları: Diren Maduro, yıkıl ‘Esed’!

  • GİRİŞ04.02.2019 13:39:06
  • GÜNCELLEME04.02.2019 13:39:06

"ABD’nin bugün Venezuela’da Juan Guaido adlı işbirlikçinin başını çektiği sağcıları korsan şekilde iktidara taşımak istemesi gibi BOP İslamcıları da Suriye’de NATO mücahidi İhvanı iktidara taşımak için başlattıkları savaşa bel bağladı. Venezuela’da Guaido gibi taşeron unsuru vitrine çıkaran karşı-devrimci güçler neyse Suriye’de gördüğümüz sözde ‘muhaliflerde’ aynı kumaşın bezidir."

ABD emperyalizminin Latin Amerika ülkelerine yönelik gerçekleştirdiği hegemonik amaçlı gayrimeşru müdahaleler zincirine eklenen son halka Venezuela oldu.

Anti-emperyalist, anti-sömürgeci yönetimlere sahip ülkelere karşı gerek içeriden körüklediği güdümlü muhalefetle gerek ambargo ve yaptırımlarla gerekse de örgütlediği darbeler ve silahlı kalkışmalarla sonuç almaya çalışan ABD çeperinden başlamak kaydıyla tüm dünyaya nifak saçan kötülük yuvası olma özelliğini konuşturuyor.

ABD’nin dünya halklarının baş düşmanı olduğu hususu hemen her gelişme vesilesiyle tekrarlana gelen gerçekliktir; son yüzyıl boyunca milyonların hayatına mal olan katliamların, ülkelerin kaosa sürüklenmesi ve küresel terörizmin yıkımına uğramalarına yol açan savaş ve müdahalelerin müsebbibidir.

Mutlak şer ve kötülük kaynağı özelliğiyle ülke ve halkların yeraltı-yerüstü zenginliklerini emerken karşılığında açlık, zulüm ve bağımlılık sarmalını reva görür.

ABD, başka ülke ve halklara ait zenginlikleri gasp ederek büyüyen çok kollu bir canavardır; dokunduğu her yeri zehirler, nüfuz ettiği bünyeleri sakatlar ve ona itaat edecek köle olunmasını ister. 

Kendini dünyanın efendisi ve jandarması gören ABD’nin NATO gibi farklı devletlerin figüran rolleriyle yer aldığı Atlantik ötesi savaş örgütünün yanı sıra hedef ülke ve bölgelerde devşirerek sahaya sürdüğü ‘Ebrehe Ordusu-Orduları’ vardır; bunların görevi yıkımı derinleştirmektir.

ABD müdahale ettiği ülkelere ‘özgürlük ve demokrasi’ götürdüğünü ifade eder, herkesin bu yalanı doğruymuş gibi kabul etmesini dayatır.

Kurgulanan kolektif yalan ‘özgürlük ve demokrasisi’ ile buluşturamadığı ülkeleri ise ‘dünya barışını tehdit eden rejimler’ gibi resmeder ve çok yönlü ambargolarla teslim almaya çalışır.

Hiroşima ve Nagasaki’yi atom bombalarıyla vurduğunda on binlerce insanın küle dönmesini götürdüğü ‘özgürlükle’ ilişkilendirdi, Irak’ı, milyonların ölümü ve onarılması zor yıkıma mahkûm eden, 1991-2003 yılları arasında peyderpey götürdüğü ‘demokrasisi’ ile övünç duydu.

‘Arka bahçesi’ gibi ektiğini biçmeye odaklandığı Latin Amerika ülkelerinde istikrarsızlaştırmadığı, kan dökmediği, abluka altına almadığı ülke kalmadı; kıtasal sömürü çarkını döndürmek ve hakimiyetini korumak için mafya tröstleri yarattı, kontrgerilla yapılanmalarını besledi ve ülkeleri dizayn amaçlı ‘rejim ihracı’ dayatmasından hiç vazgeçmedi.

1950’lerden 2019’a kadar kıta ülkelerinde onlarca darbe, askeri müdahale, kitle katliamları ve işgallere imza attı; Küba, Paraguay, Bolivya, Şili, Arjantin, Peru, Kolombiya, El Salvador, Nikaragua, Brezilya ve Venezuela bu saldırganlıktan paylarına düşeni fazlasıyla aldı.

Hugo Chavez liderliğinde 1999 yılında Venezuela’da gerçekleşen Bolivarcı iktidarlaşma sonrası ABD bu ülkeyi cezalandırmak ve yeniden güdümü altına sokabilmek için boş durmadı, elindeki enstrümanları en etkili şekilde kullandı.

Özellikle 2002’de gerçekleşen askeri darbeyle Chavez’in liderliğindeki Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi'nin (PSUV) iktidarına son verilmek istendi; halkın büyük direnişi ve vatansever ordu mensuplarının mücadelesiyle darbe-darbeciler kısa sürede püskürtüldü.

Aynı ABD şimdi de uzun süredir yaptırımlarla diz çöktürmek istediği fakat teslim alamadıkları Venezuela’nın meşru Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve hükümetine yönelik başlangıç itibariyle soft darbe peşinde ve muhtemelen sürecin devamında paramiliter çeteleri mobilize ederek daha kaotik bir atmosfer yaratacak.

ABD’nin ve Venezuela’da sınıfsal çıkarları gereği hükümeti devirmek isteyen burjuva kesimin sözcüsü durumundaki ‘Meclis Başkanı’ Juan Guaido’nun darbe sistematiği kapsamında kendini ‘geçici devlet başkanı’ ilan etmesi, ABD ve ona bağımlı bölgedeki bir dizi devletin ‘ali cengiz oyunuyla’ meşru Devlet Başkanı Maduro’yu ‘gayrimeşru’ ilan etmeleri işletilen ‘rejim ihracı’ projesinin sacayaklarıdır.

Donald Trump, Mike Pompeo ve John Bolton’un birbirini kovalayan açıklamalarıyla emrivaki şekilde ‘rejim ihracı’ dayatmasında bulunmalarına karşı hem bölgedeki bazı devletlerden hem de farklı kıtalarda devletlerden tepkiler geldi; ilk etapta Rusya, Çin, İran, Suriye ve Türkiye gibi devletler meşru Maduro yönetiminin yanında olduklarını açıkladı.

Konumuz Türkiye’nin dolayısıyla AKP iktidarının tavrını irdelemektir; bugün Venezuela’nın içişlerine açıktan müdahale anlamına gelen dayatmalara yönelik mevcut Devlet Başkanı Maduro ve hükümetini ‘’dik durun, yanındayız’’ mesajıyla savunuyor gözükmeleri politik tutarlılıktan yoksun yaklaşımlarının üzerini örtmüyor.

‘’Hiçbir devlet başka bir devletin içişlerine karışamaz, yönetim tayin edemez, darbeyi meşrulaştıramaz, seçimle gelen iktidarı gayrimeşru ilan edemez, Venezuela’da kimin iktidar olacağına/iktidarda kalacağına ancak o ülkenin halkı karar verir’’ gibi söyleyenlerin pratiğinden bağımsız doğru şeyler dillendiriliyor.

Maduro-Erdoğan’ın kişisel dostlukları ile çerçevelenen ilişkinin ticari arka planı belirleyici olan yandır; ambargo altındaki Venezuela yönetimi mali getirisi olan altın, petrol vb. ürünleri tıpkı İran’ın yaptığı gibi Türkiye gibi ülkelerde dolaşıma sokarak buradan ihtiyaç duyduğu girdiyi dolaylı yollardan elde ediyor.

Tabi bu farklı ülkeleri içine alan örtülü alışverişten komisyon alan herkes mutludur; ‘altın yumurtlayan tavuk’ misali kazandıran alışverişin kesilmesini istemezler.

Venezuela açısından bakıldığında temel besin ürünlerinden ilaca kadar uygulanan ambargoyu delmek için bu türden ticari ilişkiler zoraki bir özellik taşır, vurgulanan ‘dostlukta’ kesintiye uğrama potansiyeli yüksek dönemsel çıkar ilişkisinin kılıfıdır.

ABD müdahaleciliğine karşı ilkesel bir duruş gösterilmiş olsaydı güney komşumuz Suriye’nin meşru Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a ve ülkenin iktidarına düşmanlık gösterilmezdi.

Venezuela’da yaşanan fiili durumu kat be kat aşan emperyalist müdahale ve küresel kuşatmaya maruz kalan Suriye’ye komşu ülke olarak ilk sırt çeviren ve dostluk ilişkisini düşmanlık haline dönüştüren bizden başkası değildi.

ABD-AB’li emperyalistlerin pişirdiği BOP ekseninde bölgenin en ilkel, gerici, monarşik rejimleriyle birlikte ‘rejim ihracına’ soyunduk; Cumhurbaşkanı Esad’ı ‘gayrimeşru’ ilan ettik, devleti ‘yasadışı rejim’ gibi gördük, ülkenin resmi silahlı kuvvetlerini ‘Esed güçleri’ diye tanımladık, ‘muhalif’ kalıbına soktuğumuz envaiçeşit örgütü Suriye devletini yıkmaları için silahlandırdık.

Arap coğrafyasında dış müdahaleleri kabul etmeyen, bağımsızlıkçı duruşunu muhafaza eden, Siyonist gayrimeşru varlığı tek başına da kalsa reddeden, bölgede Arap orjinli aşiret-kabile-meşrebi tandanslı rejimlerle kıyaslanamayacak nitelikte kurumsal zemini güçlü bir devlet olma özelliğine sahip Suriye’yi yıkıma sürüklemek için Türkiye ileri karakol vazifesi gördü.

Suriye Arap Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Beşar Esad, 10 Temmuz 2000, 27 Mayıs 2007 ve 3 Haziran 2014 tarihli seçimlerde halkın onayını alarak üç kez Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

Türkiye’deki siyasal İslamcı iktidar ve milliyetçi ortakları, 2011 sonrası ABD’nin düğmeye basmasıyla beraber daha önceleri meşru kabul ettikleri Suriye Cumhurbaşkanı Esad’a ‘zalim, diktatör, azınlık bir taifenin sözcüsü’ gibi akıl almaz itham ve suçlamalarda bulundu.

Bugün; Venezuela bahsinde ‘’hiçbir devlet başka bir devletin içişlerine karışamaz’’ diyen AKP iktidarı, Suriye devletinin içişlerine gerek silahlı örgütleri besleyerek gerek bir kısım toprağına askeri güç yerleştirerek gerekse de kuzey-kuzeydoğu sınır hattını mevcut yönetimine karşı kullanarak en fazla karışan/komşumuzu karıştıranların başında geliyor.

Bugün; ‘’kimse bir başka ülkeye yönetim tayin edemez, darbeyi meşrulaştıramaz’’ diyen AKP iktidarı, Suriye’yi BM nezdinde temsil eden devleti, siyasi idareyi, resmi silahlı kuvvetlerini, bir bütün olarak tüm kurum ve kuruluşlarını yok sayarak; sözde sürgünde Suriye parlamentosu, ulusal meclis, özgür ordu, geçici başbakan ve hükümet gibi anayasal-meşru bir devleti cebren yıkma girişimi anlamına gelen ve dolayısıyla darbecilikle özdeş adımlar attı.

Bugün; ‘’seçimle gelen devlet başkanı gayrimeşru ilan edemez’’ diyen AKP iktidarı, Suriye’de 2000 ve 2007 CB seçimlerinin sonuçlarını kabul ettiği halde Genişletilmiş-BOP’nin devreye girdiği tarih olan 2011 yılı itibariyle seçilmiş-meşru Cumhurbaşkanı Esad’ı, seçimle gelen hükümeti ve seçimle belirlenen parlamentoyu (meclisi) tanımadı, İstanbul ve Ankara’da misafir ettiği, maaşa bağladığı, kaçkın bir dizi vasıfsız unsuru muhatap aldı.

Bugün; ‘’kimin iktidar olacağına/iktidarda kalacağına ancak o ülkenin halkı karar verir’’ diyen AKP iktidarı, Suriye halkı her defasında siyasi tercihini ortaya koyduğu, seçtiği devlet yöneticilerinin yanında durduğu halde tersi istikamette yaklaşmaya devam etti, halka rağmen halka ‘devlete (kendi tabirleriyle rejime) karşı ayaklanın’ çağrıları yaptı.

BOP eş başkanlığı gibi özgüven ifadesi kibirli tavrın tavan yaptığı yakın geçmişe dönerek, bugün Venezuela konusunda ABD ve onunla aynı çizgideki devletlerin sözcülerinin söylemleriyle benzeşen malum açıklamaları hatırlatalım. 

RT Erdoğan: “Biz Suriye konusunu bir dış mesele olarak, bir dış sorun olarak görmüyoruz. Suriye meselesi bizim bir iç meselemizdir.’’ (07.08. 2011)

Ahmet Davutoğlu: ‘’Kaçınılmaz bir değişim olacak. Burada doğru tarafta yer almak lazım. Esad, Gorbaçov gibi olsa, başarılı olurdu ama o Miloseviç olmayı tercih etti. Artık değişim için, Gorbaçov olmak için de geç kaldı ve inandırıcılığını yitirdi.’’ (26.01. 2012)

RT Erdoğan: ‘’Eyy Beşşar Esed hesap vereceksin. Allah izin verirse, bu caninin, bu katilin, dünyada hesaba çekildiğini görecek ve bundan dolayı hamdedeceğiz, şükredeceğiz. Yaşananlar, tahammül sınırlarını zorlar bir hale gelmiştir." (05.05. 2013)

Ahmet Davutoğlu: ‘’Sayın Baykal'ın açıklamalarını (Halep Sünni şehridir, Esad’a bırakılmamalı açıklaması, bn.) dinledikten sonra bir kez daha ikna oldum ki Türkiye'de milli iktidar önemli ama onun kadar önemli olan milli muhalefet. Biz milli muhalefet istiyoruz. Rusya ağzıyla konuşmayan, Esad ağzıyla konuşmayan bu toprağa ait olduğunu unutmayan bir muhalefete ihtiyaç var.’’ (16.02. 2016)

RT Erdoğan: “Bugünler gelip geçer. Türkiye güçlü bir ülkedir, hiç endişe etmeyin. Bugünler gelip geçer ve geçecek. İnşallah en kısa zamanda ben inanıyorum ki Suriye'deki muhalif güçler bu diktatörü indirecek. Gün yakındır. Hani o daraldığı zaman diyordu ya: 'Allah'ın yardımı ne zaman' ve ardından Allah'ın yardımının yakın olduğu müjdesi geliyordu. Suriye'deki kardeşlerime de buradan sesleniyorum. Allahın yardımı yakındır inşallah, hiç endişe etmeyin. Nasrun minallahi ve fethun garib." (25.03. 2013)

RT Erdoğan: ‘’Esed bana göre bir teröristtir ve ortada bir devlet terörü vardır. Bu kişiye karşı ulusların birleşip bir defa, Adalet Divanı'na mı gider; nereye giderse, buraya götürmesi lazımdır. Hâlâ buna kalkıp da dünyadaki devletlerin olumlu bir nazarla bakmasının izahı mümkün değildir.” (31.10. 2014)

Ahmet Davutoğlu: ‘’Suriye krizine çözüm arayanlar Suriye’yi Esad’sız olarak düşünmeli. Bu krizin çözümü siyasi geçiş süreci ile gerçekleşecektir Türkiye’nin yaklaşımı bu şekildedir. Uluslararası toplumun bir an önce Esed zulmüne karşı somut adım atması ve Suriye halkını kurtarması gerekiyor. Esad rejimini destekleyenler bundan utanmalıdır. (30.10. 2015)

RT Erdoğan: ‘’ABD’nin füze saldırısını olumlu ama yetersiz görüyoruz. Esed rejiminin kimyasal ve konvensiyonel silahlarla işlediği savaş suçlarına karşı atılmış somut bir adım olarak bunu olumlu bulduğumuzu buradan Hatay'dan ifade etmek istiyorum. Yeterli mi? Ben bunu da yeterli görmüyorum. Artık Suriye halkını korumaya yönelik her alanda ciddi ve netice almaya dönük adımlar atılmasının zamanı geldi." (07.04. 2017)

Listeyi uzattıkça uzatabilir, güncele dair örtüşen açıklamalardan örneklerde verilebiliriz; Esad’ın BOP İslamcıları nazarında ‘Esed’leşmesi’ (ki Esed diyerek farkında olmadan Arapça ‘Aslan, cesur kişi’ anlamına gelen ad verdiler.) yalan ile gerçeğin, yanlış ile doğrunun yer değiştiği dezenformasyon kampanyalarıyla gerçekleşti.

Suriye konusunda emperyalist ABD’nin safında ‘fetihçi’ karakterini konuşturan AKP iktidarı ‘rejim değiştirme’ hususunda ısrarını açıktan sürdüremez duruma geldiği, alt yüklenicisi olduğu projenin asıl sahibi ABD başarısızlığı görerek çark ettiği için ‘ricat ve ribat’ pozisyonunda.

Başka ülkeler adına istenilen ‘egemenliğe saygı’ yanı başımızdaki ülkeler için istenmiyorsa söylemin geçerli diplomatik ve politik tutarlılığı olmaz.

Suriye’ye krizi layık görüp Venezuela’ya ‘seninleyiz’ dediğiniz vakit kimseyi inandıramazsınız; okyanus ötesinde yaşananları bir kenara bırakın, 911 km’lik sınır komşusu Suriye’ye ‘neden müdahale ediyorsunuz?’ sorularının muhatabı olursunuz.

ABD’nin bugün Venezuela’da Juan Guaido adlı işbirlikçinin başını çektiği sağcıları korsan şekilde iktidara taşımak istemesi gibi BOP İslamcıları da Suriye’de NATO mücahidi İhvanı iktidara taşımak için başlattıkları savaşa bel bağladı.

Venezuela’da Guaido gibi taşeron unsuru vitrine çıkaran karşı-devrimci güçler neyse Suriye’de gördüğümüz sözde ‘muhaliflerde’ aynı kumaşın bezidir.

Sözün özeti; diren Maduro, yıkıl ‘Esed’ diyen BOP İslamcıları samimiyet testinde sınıfta kalıyor, kime-neden dikleniyor(!) hiç anlaşılmıyor.

Yorumlar2

  • EBU HUSEYIN 2 hafta önce Şikayet Et
    Gerçekler artık saklanmaz oldu. Hani derler ya mızrak çuvala sığmıyor. Fakat halk çok aç gözlü & çıkarcı ve israfçı olduğu için çok rahat satın alındı. Fakat gökten hiç bir zaman para yağmaz, onu yağdırdı gibi gösterende bir gün öylesine bir hesap çıkaracak ki o zaman kaçacak yer, yardım elini uzatacak dost bulunmaz. Feto, Siyonist inançlı Tarikatlar, islamcı geçinen enteler ve alimler, TV dizileri sayesinde ne yazık ki bizler kör edildik. Kim HAK ! Kim BATIL onu ayırt edemez olduk. Kimilerimiz gerçekten kayboldular , kimilerimiz ise bilerek bu oyunu oynuyorlar, kimilerimiz ise bu kalıp içinde direniyorlar.
  • hacı bayazıt 2 hafta önce Şikayet Et
    Akıl sahipleri, Özalın soytarısı H.Celal Güzel, deccalist fetö tarafından 'kanı/genetiği' değiştirilmiş ordu ile üç Saat’de Şamın işgal edileceğini iddia ediyor devletin başına çöreklenmiş sömürgeci emperyalizmin uzantısı mandacı donkişotları gaza getiriyordu; sarhaş herifler Şamın kapısında kendilerini kimin karşılayacağından habersiz ve ayrıca Suriyedeki vatan mudafasının 'asıl amacının' Hüseyni duruş/direniş cephesinin alem/bölgedeki bağımsızlıkcı anti emperyalist ‘halk tarafınan’ kucaklanması ve islam ümmetinin yer altı yer üstü zenginliklerinin üzerine çullanmış hırsız hain munafık işbirlikci saltanat sahiplerinin saltanatlarının yıkılması için sebeplerin hazırlandığı mukaddes bölge olamsından habersizdi... İnşallah ayıkdıkları vakit 'emperyalizmin altını oluşturmak için' bölgeyi kan gölüne cevirmenin bedeli olarak milyonlarca masum ve mazlumun ahı vebali ve laneti kendilerini kıskıvrak yakalamış olacak. hacı bayazıt 10.12.2015
Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun