Hür İnsan Arıyorum! Hür İnsan !

  • GİRİŞ08.12.2018 13:13:31
  • GÜNCELLEME08.12.2018 13:13:31


Allah'ın adıyla

Bu yazıma kinik felsefesi öncüsü ünlü muhteşem bir düşünür olan Diyojen’den bahsederek başlıyacağım. İlk önce onu bir tanıyalım kimdir Diyojen ? Onu filozof yapan derdi nedir?

Diyojen (Diogenes), M.Ö. 412 - M.Ö. 323 yılları arasında yaşayan, kendine yetme ve sadelik ilkelerine dayanan Kinik* yaşam biçiminin öncülerindendir. *Kinizin /Sinizm; M.Ö. 4. yüzyılda Yunan Şehir devletlerindeki toplumsal, siyasi, kültürel yozlaşmışlığın ve kargaşalığın karşısında umutsuzluğa kapılan ve yaşamını anlamlandırmak için bir hedef arayan bireye, sadeliğe dayanan çıkış yolu sunan bir akımdır.

Diyojen, Sinoplu olduğu varsayılan çileci düşünürdür. Sinop'tan sonra Atina'ya giden filozof, gelenekçiliğe karşı tavır almış, her tür yerleşik kuralın insanın doğallığına aykırı düştüğüne inandığı için toplumun tüm yerleşik kurallarına karşı çıkmayı, inanışların çoğunun boş olduğunu göstermeyi, insanları yalın ve doğal bir yaşam biçimine çağırmayı amaçlamıştır.

Ünlü düşünür Diyojen, Kinizm ismi verilen felsefenin savunucularındandı. Kinizm'e göre « erdem bu dünyadaki her şeyden üstündür ve bu felsefede esas olan insanın nefsine hâkim olmasıdır. » İşte tam da bu felsefenin kendine göre olduğunu düşünen Diyojen, bir fıçının içinde yaşamaya başlamış. Yalın ayak, mutlu mesut dolaşan Diyojen'in yediği tek şey de bayat ekmekmiş. Tek mal varlığı da tahta su çanağı olan filozof, bir gün eliyle su içen bir çocuğu izleyip tahta çanağını da fırlatıp atmış.

Etraftaki ahali onun bu haline alışmış ve sık sık onunla sohbet etmek için yanına gidermiş. Diyojen'in konuştuğu nadir anlardan birinde ona birisi « Sence akıllı adam, nereden belli olur? » diye sormuş. Diyojende cevap olarak « Tabii ki konuşmasından.» demiş. onun üzerine, « Peki, adam hiç konuşmazsa ? » demiş. Diyojen de, « O kadar akıllısına henüz rastlamadım. » diye yanıt vermiş. Diyojenin filozofusuna göre; çok konuşan, boş konuşur, zamanını israf edendir. Dolayısı ile çok konuşmayı kötü bir şey olarak kabul edermiş. Çok dinlemek için iki kulağımızın, az ve öz konuşmak içinde bir ağzımızın olduğunu da her zaman vurgulamış.

Günlerden bir gün Diyojen sepetinde güneşlenirken, onun namını çok uzak diyarlardan duyan, tarihin en başarılı savaşçılarından biri Büyük İskender yanına gelmiş. Fakat sepetteki Diyojen'den hiçbir kıpırdama yokmuş; aksine Diyojen yerine daha çok yerleşip güneşi içinde hissetmeye çalışıyormuş. Makedonya'dan Hindistan'a kadar büyük bir İmparatorluk kuran Büyük İskender, bu duruma çok bozulmuş. Diyojen'in başına gelip dikilmiş. İstediği her şeyi yapabileceğini, büyük bir imparator olduğunu göstermek için Diyojen'e, ‘« Dile benden ne dilersen? » demiş. Işıktan zor araladığı gözleriyle İskender’e şöyle bir bakan Diyojen, « Gölge etme başka ihsan istemem » diyerek imparatoru red etmiş. İskender, çok kızmakla birlikte ona bu davranışının sebebini sormuş. Diyojen, « Ben nefsimi kendime esir ettim, onun tüm isteklerini çiğnedim. Ama sen ise servetin, saltanatın yani nefsinin istekleri ardında koşuyorsun. Sen nefsinin kölesisin, bana ne yardımın olabilir ki? » diyerek Büyük İskender'i şaşırtmış.

Hayatın sadeliği ve doğalığı kendi yaşantısı olan diyojen’in bir gün dar bir sokakta karşısına zengin, kibirli bir adam çıkmış. Sokakta ikisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değilmiş. Gururlu ve kibirli zengin, hor gördüğü Diyojen'e tiksinerek bakarak, « Ben bir serseriye yol vermem. » demiş. Diyojen ise kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı vermiş, « Ben veririm!»

Diyojen, savunduğu felsefesiyle herkesin içinde mutlu olmak için gerekli olan her şeyin barındığını anlatmaya çalışmış. Gerçek mutluluğun paraya, itibara ve maddesel her şeye bağımlılıkla asla mümkün olmadığını, çünkü dünyadaki en önemli şeyin hür insan olmak olduğunu hiç dilinden düşürmemiş. Bu nedenle bir sebeple gittiği Atina sokaklarında gün ışığında elinde mum feneriyle, dolaşıyor, Ona gün ışığında yana mum feneri ile ne yaptığını soranlara « Hür İnsan arıyorum ! Hür İnsan! » diye haykırmış.

Bügüne geldiğimizde, ne yazıkki Yemen Halkı, Filistin Halkı, Arıkan halkı, Keşmir Halkı ve Tüm zalimlerin zulmü altındaki mazlum halklar, dökülen kanları göler olmuş, canları ve maları yok edilmiş halde « ALLAH TESLİM OLMUŞ MÜSLÜMAN ARIYORUZ » diye haykırıyorlar. Fakat buna karşın Kendine “MUHAMMED ÜMMETİYİM” diyen müslüman kitleleri ise; çok konuşmaktan başka, yorum yapmaktan başka, seyirci kalmaktan başka ve zulme ortak olmaktan başka yaptığı hiç bir şey yok. Bir tarafta Bıçak kemiye dayanmış mazlum müslüman toplulukları diğer bir tarafta zülüme ve zalimlere bağışıklık kazanmış ve destek sağlamış müslüman görüntülü güruhlar. İşte bu acizlik « Hür İnsanım » diyenleri çıldırtmaktadır. Çünkü Kankıran olmuş bir yaraya krem sürülmez, eğer siz krem sürmeye devam ederseniz o vücudu kaybedersiniz. Kankıran olan yere operasyon gerekir ki vücudu zehirlenmekten koruyasınız.

Her gün Televizyon kanalları, bir avuç israillini katlettiği mazlum Filistin halklarından, Yemende zalim suudi karalığın ve onu şeytani ortaklarının yaptığı zülümlerden bahsetmekte ama gel görki bu biz müslümanlarda bir hobiye dönüşmüş sanki !! bu haberleri vererek kendimizi tatmin ediyoruz. Nadir olan en iyilerimiz ise feryadı figan etmekte, nasıl yardım edebilirimi düşünerek kendilerini parçalamakta ama bu sene aynı şekilde zülüm sürmekte vede katmerli olarakta devam etmekte.

Ne yazık ki Müslüman toplumların büyük çoğunluğu (95%) acizliği kabullenmiş, kişiliklerini değiştirmiş, Allah’a olan inançlarını ya kaybetmiş yada rafa koymuş, bencil, cahil, nankör, riyakar ve taassup dayalı yaşantılarını kendilerine müslüman kimliği edinmiş ve « Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın » edası ile bencil dünyalarını koruyarak yaşamaktadırlar.

Ey Müslüman halkları, Bizler kendimize, Peygamberimizi, Bir Hz. Ali (as), Bir Fatima (as), Bir Hz. Hüseyin (as), Bir Zeyneb (as) yada Bir Veysel karani, Bir Ebû Zer-i Gıfârî örnek alamıyorsak !! en azından Bir Diyojen kadarda mı olamıyoruz !?

Tabi ki Düşüncelerimize hakim değilsek, hayvani nefsimiz, dünyevi çıkarlarımızı, kendimize hedef edinmişsek vede öyle yaşıyorsak, istediğimiz kadar Filistinde, Yemende, Nijeryada, Arıkanda, Birmanide, Keşmirde, Suriyede, Mısırda, ve dünyanın her bir ücra köşesindeki mazlumların yaşadığı zülümü 24 saatin 24 saatinide haber vererek geçirsek, istediğimiz kadar kermeste yapsak ve parada toplasakta, istediğimiz kadarda konferanslar yapıp zalimlerin zulmunu yorumlasakta, zulmün önüne katiyen geçemiyoruz. Sadece kendimizi kandırıp, sanki İnsani ve Dini görevimizi yerine getirmiş sayıyoruz.! Dikkatinizi çekerim ; Yapılması kötüdür demiyorum. Bir hadiste Rasulullah (savs) derki ; Eğer bir yerde bir kötülük görseniz onu eliniz ile değiştiriniz, Eğer ona muktedir değilseniz ağızınız ile nefretinizi ilan ediniz, eğer onada muktedir değilseniz kalbiniz ile buğuz ediniz. Bilinki bu imanın en küçük halidir. ve diger bir hadiste ise « Eğer bir müslüman feryad edip,yardım talep eder ise ve bunu işitip de yardıma koşmayan Benden değildir » demektedir.

Bütün bu gerçekleri bilmemize rağmen, O kardeşlerimizi neden zülümden kurtaramıyoruz ? Bizi engeleyen şey nedir ? Neden zulmün önüne geçemiyoruz ? Neden zulmu durduramıyoruz ? Hiç düşündük mü ?

Ne yazıkki Bizler, Allah’a isyankar olan sistemleri kabul etmekle, aslında kötülüğe iman etmekteyiz yada ile eş değerdir. Bizler, kötülükten daha kötüsü olan bir şeyi yapıyoruz olmasıdır. Allah isyan eden & ettiren bir sistem içinde kendi hayatımızı düzenlemekte ve yolunu çizmekteyiz ! kısacası temeli şirk olan bir yapılanmada kendimizi « islamı yaşıyoruz » edasına sokmaktayız.

Bunla birlikte, Bizler kendi zindanlarımızdan « Kibir, şöhret, enaniyet, her türlü taassup, çıkar, şehvet, Mal&Mülk aşkı ve lüksüyeti, ne pahasına olursa olsun iktidar olma & hükmetme arzusu, kısaca şeytanın güzelleştirdiği dünyanın büyüsünden » kurtulamadık. Bizler, şeytanın nefsimizle kurdurduğu zindanlarımızda hapisiz, Bizler hür değiliz. Allah (cc) Ayetinde bizleri uyarmasına rağmen " Sizin dostunuz yalnız ve yalnız Allahtır. O'nun Resulü ve namaz kılan, rüku etmiş haldeyken zekat veren müminlerdir. Her kim ki Allah'ı, Resulünü ve müminleri dost edinirse, muhakkak ki galip gelecek olanalar Allah taraftarlarıdır." Maid 55-56. Buna rağmen Bizler, hür irademizi Allah’in düşmanlarına kiraya verdik onları kendimize dost ve müttefik edindik. Fakat Bunu kendimize kabul ettirmek içinde şirk sistemleri içinde, acınacak halimize kılıflar icat ettik, yollar bulduk.

Sonuç : Kendimizi kurtaramadık ki o mazlum halkları kurtaralım. Kendimiz ile, inançımız ile, Rehberimiz ile samimi değiliz ki başkaları için samimi olalım. Bizler Hür değilizki !! Biz, hayel kurmaktan başka bir şey yapmıyoruz şimdiye kadar, Hür olan insanlar ise zülüme karşı mücadele etmekten başka bir şey yapmıyorlar.

Nüans : Diyojen, İnandığı gibi yaşıyordu ve Yaşantısında inancıyla samimi idi yani inancında ihlas sahibi idi. Inancının mantığı üzeri TEVHİD yaşıyordu, yani « Tüm ilahlara Hayır Sadece Allah » Bunu, Hür İnsan olarak yaşayıp, amelinde gösteriyordu. Bugünkü Müslümanlar ise tam tersini « Tüm İlahlara hayır » diyerek, Allah’tan başka herşeye köle olduklarını amalerinde şirki yaşayarak gösterdikleri gibi.

Düşünelim : Bu durumda gerçek olarak Kim TEVHİDİ yaşamakta ?

 

Mustafa Kemal TASPINAR

 

Yorumlar2

  • süleyman şentürk 3 ay önce Şikayet Et
    maşaallah.bu zamanı ve biz müslümanları tefsir eden çok güzel bir yazı.kalemine yüreğine sağlık.
  • EBU HUSEYIN 3 ay önce Şikayet Et
    Sevgili Kardeşim, Yazınız güzel olmuş, Iki tür Müslüman ve Islam toplum yapıları mevcut ; 1-) Popularist, kapitalist Müslümanlar(insanlar) ve Toplulukları 2-)Müstez'af & direnen Müslümanlar (insanlar) ve Toplumları. Sizin yazınızıdaki kritik konusu olan müslümanlar birinci katagorideki Müslüman & Islam toplukları ile alakalı anladığım kadar. Size altaki konuda 100% katılıyorum. 1-) Insanların Niyetleri (Düsünceleri) ve onu takip eden ameleri çok onemli. 2-) ANe yazıkki Bizler, Allah’a isyankar olan sistemleri kabul etmekle, aslında kötülüğe iman etmekteyiz yada ile eş değerdir. Bizler, kötülükten daha kötüsü olan bir şeyi yapıyoruz olmasıdır. Allah isyan eden & ettiren bir sistem içinde kendi hayatımızı düzenlemekte ve yolunu çizmekteyiz ! kısacası temeli şirk olan bir yapılanmada kendimizi « islamı yaşıyoruz » edasına sokmaktayız. EVET ÇOK HAKLISINIZ. Bu Bizlerin Yapılan zulumu bertaraf edememizin ve seyirci kalmamızın ana sebebi. (Rızk korkusu; Eş & çoluk çocuk korkusu, Sistemin verdigi tepkilerin korkusu, oluşturulmuş olan klişe "ekonomik & sosyal & Medya korkusu" ve Nefsin itirazları ve arzular. Bizleri Mahkum eden, hapis eden bu duvarları kırmamız aşmamız gerekir.
Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun