Ülkemiz İçin Ne Yapabiliriz

  • GİRİŞ05.10.2015 09:40:54
  • GÜNCELLEME05.10.2015 09:40:54

BismillahiRahmanirRahim“Ey İman edenler, Allah’ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli dost/müttefik edinmeyin.” Mümthin-13 “ Ey iman edenler Allah’tan sakının ve doğru olanlar ile birlikte olun”. Tevbe-119Ey İman edenler !! Allah (cc) ve Allah dostların neden bırakıp şeytan ve onların uşaklarını dost edinirsiniz!? Neden hakikatı bildiğiniz halde, nefsinizin nakörlüğünden ötürü şeytan ve şeytanın dostları ile birlik olursunuz ve onlardan medet umarsınız!? Allah (cc) bakın ne diyor “ İnsanlardan öyleleri vardırki ‘ Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler oysa onlar inamış değilerdir. onlar sözde Allah’ı ve inanları aldatırlar. oysa onlar, yanlızca kendilerini aldatmaktadırlarda şuurunde değillerdir”. Bakara-8-9.Bu yazımızın konusu, herkezin çok iyi bildiği fakat yaşamakta zorluk çektiği bir konudur. Peygamberimiz (savs), Araplara “La ilahe İllallah” kelimesinin için +/- 12 yıl gibi bir süre anlamını anlatmış ve aktarmıştır. Yaşanan Sorun, kelimeyi anlamamakta değildi, Çünkü arablar bu kelimenin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlardı, Fakat o kelimenin anlamını yaşamakta, inanmakta ve kabullenmekte bi hayli zorlanıyorlardı.Peygamberimiz için, “O (savs) katiyen yalan söylemez, O’nun her dediği doğrudur” diyorlardı. ama O’na karşıda çıkarları doğrultusunda cephe almışlardı. çünkü insanlar “Metres Matrix” içinde hapis olan, kendi “Nefsani matriks”lerine köle olmuşlar, nefislerinin nakörlüğünden dolayı şeytana tabi olup, gerçekleri bildikleri halde, Allah (cc) varlığını inkar ediyorlardı. Hakikatı bilen Firavunun Musa (as) karşı cephe alması gibi.Bu yazımımız tekrarların bir tekrardır. Amaç, çok geçikmeden kendi nefsani matriksimizi yıkmamız ve hakikatın yanında yer almamızdır. Firavunu, gerçeği bilmesine rağmen karşı gelip, deniz ortasında hakikatı kabul etmesi onu kurtarmadğı gibi. Bizlerinde ateş içinde yanmaya başladığımızda hakikata dönmemizin, bize bir faydası olmuyacaktır. sadece bu dünyamız yakmakla kalmıyacak, ahiretimizde yakacaktır.Yaşantımız üç sarsılmaz temel üstüne inşa edilmiştir.1- La ilahe illlallah - Ondan gayrısı olmuyan, tek bir ilaha Teslim olmak ve Tewekül etmek.Fıtratın gereği İnsan olarak bizler, herzaman üstün güçülere inanmış ve teslim olumuşsuzdur. Çünkü bizlerini fiziksel kapasitesini aşan, kavramada zorluk çektiğimiz vede zaman içinde kavradığımızı sandığımız bir çok olağan üstü hallerin varlığı, bizlerden bağımsız ama bizleri bağlıyıcı olarak olmuştur. İnsan olarak bizi aşan bu güçün kökenin ve sebebini aramişşızıdr. İlim bunun için vardır, Akıl bunun için vardır. Bizleri yoktan var eden güçü kavramak, bilmek ve tanımak istememiz fıtrat gereğidir, “Allah varmıdır? Nasıldır?....vs” fakat bu üstün gücü bir türlü kavrıyamamışızdır, çünkü bizi gerçekten aşmaktadır, dolayısı ile bazı insanlar, “yok böyle birşey, herşey bir tesadüf” demiştir, çünkü kavrayamadığı bir şeye inanmak ve teslim olmak istememiş ve kendi nefsini, yada nefsini tatmin eden ilahlar edinmiştir. çünkü “ben herşeye hakimim ve biliyorum, herşey benimle gelişmekte” demiştir.Akılımız ile kavrıyamıyacağımız doğa üstü güç olan Allah (cc) varlığı, bizlerin varlığına bir isbattır. Bizlerin varlığı ise O’nun güçüne bir isbattır. O Allah ki bizleri bulanık şeytani düşüncelerden kurtarmak, her önümüze gelen “güçe” teslim olmamamız için, herşeyi yoktan var eden tek bir güçün Allah olduğunu bilip, inanmamızı istemiştir. “La Hawle wala Kuvvete ilabillah”- “Ben Sizleri yaratan Rabbinizim”- “Evet Allahım, Sensin bizleri Yaratan Rabbimiz” demişsiz.Bizler bunu teyyid etmişsiz, teslim olmuşsuz ve bu güce bağlanmışsız. bu ise varlığımızın sebebi ve ilk sarsılmaz prensibi olmuştur. Bizlerdeki İnanç’ın kökü yada aslı, Fıtrati olan “Evet Allahım, Sensin bizleri Yaratan Rabbimiz” cevabına dayanmaktadır. Allah’ın varlığını inkar eden birsi bile, bu sözünü, Allah’a olan inaçından ötürü söylemektedir. Sebebi, varlığın tanımını yokluktan yaptığı için, çünkü “yokluk” varlığın gölgesi olduğunu bilmemektedir.2- Muhammedun Rasullullah - Anlayış & bağlanmak ve İman etmeİnsan oğlu olarak bu doğa üstü güçü anlamaya çalışmış ve bizleri aşan her türlü farklı etkileyici doğal güçlere fıtrat gereği inamış ve bağlanmışız. Allah (cc) bizlerin kendisini tanımamızı ve O’na bağlanmamızı, inamamızı ve kendisine verdiğimiz cevabı hatırlamamız için bizlere, bizden kendi sözcüsü olan ilahi eğitmenler / peygamberler gödermiştir. ilk Peygamber ilk insan olan Adem atamızdır. Allah (cc) adem atamıza verdiği ilk telkin “bu ağca yaklaşma” dır. İlahi telkinler, Bizlerin, hayatına Adil bir düzen verip, huzurlu olarak yaşamamız sağlamak içindir. Allah (cc), ilahi telkinlerini “vahi” bizlere peygamberler aracılığı ile yollamıştır ki onlar aynı zamanda ilahi eğitmenlerdir “İmam”lardır.Eğer peygamberlere ve özelikle Peygamberimize inanmaz isek, bizler Allah’ı varlığını ve güçünü gerektiği gibi kavrıyamayız, Allah (cc) tanıyamayız dolayıs ile Allah (cc) bağlanamamız mümkün olamaz vede bulanık düşünceler içinde kaybolup gideriz. kendimize ilahlar icad ederiz, her üstün güçe boyun eğer, itaat ederiz, yaşantımızın bir hedefi ve amacı olmaz. Nefislerimiz, şeytanın kışkırtmaları ile bizleri kendisine bağlar. dolaysı ile şeytani düşünceler içinde boğuşup, gerçek huzur ve insanlık duygusunudan uzak yaşarız. “Hayvanlardan dahada aşağı oluruz”3- Peygamberimizi ve Ahlu beytini sevmek ve takipcisi olmak - İhlas & Samimiyet & Kemaliyet.Allah bir ayetinde Peygamberimizin Ahlu beytini sevmeyi inancın bir farzı kılmıştır. Bu sevgi imanımız için çok önemlidir ve sadece kelime ile olan bir sevgi değildir. O, Nur’ların Nuru olan, seçilmiş Nurlara bağlanma, bizlerdeki Allah sevgisini pür ve güçlü kılarak, Allah’a gerçek manada iman etmemizi, bağlanmamızı sağlamaktadır.Bir açıklık getirmek istersek,• Allah (cc) ilk evel kendini bizlere tanıtmıştır. Rabbiniz kim? herkezin daha önceden Allah (cc) verdiği cevab ki Fıtratın yapısı gereği bu dünyada verecektir. • Allah (cc) bizleri yaratılş gayesi fıtrati yolda “Hakkikata” ayaklarımızı sabit kılmak için bizleri bilgilendiren Nebiler, Peygamberler İlahi eğitmenler yollamıştır. çünkü insanın kötü eğitmeni şeytan ise insana, yok’u “Batıl”, vehem, vesvese verip yaşatarak, insanı Fıtrati çizgisinde uzaklaştırmış, “şeytani” çizgilere yönlendirmiştir. Allah (cc), Muhammed Mustafa (savs) ile insanlığın “yaşama kılavuzunu” günceleştirmiş, kemale erdirmiş ve en son noktayıda İslam ile koymuştur.• Fakat şeytanın insanla olan müjadelesini sınırlandırmamıştır. buna karşın, Allah (cc) kendisinin şeçtiği ve peygamberler soyundan gelen peygamberimizin nesli vaıstası ile Massum IMAM’lar / “ŞAHİT”ler / ÖRNEK’ler ile insanlığın hakkikat çizgisinde, eksiksiz, sapmadan kalmasını sağlamıştır. “ Ey Resul! sana indirileni tebliği et. Eğer bunu yapmaz isen peygamberliğini tebliği etmemiş gibi olursun. Allah, Seni insanlardan koruyacaktır” Maid-67, Bu ayete mutakip gelişen Gadr-i hum - Veda Hacı toplantısı, bu toplantının heme akibinde “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetleri tamamladım, size din olarak islamı seçtim” Maid-3 Fakat Herkez kendi nefsini tatmin etme doğrultusunda dinini yaşamak isteyince, inanların hayatı cahiliye hayatından bir farkı kalmamıştır, fakat bu cahliye hayatına dönüş islam adı altında olmuşturki ki bugün bunları görüp yaşıyoruz. Munafıkların varlığı, mürtedinlerin varlığı tefrikacıların varlığı hep olmuştur fakat bu halleri peygamberimizin vefatından sonra, insanların hayatına yön veren “saray islamı” / “matrix islamı” sistem olarak yaşanmaktadır. ve islam adı altında, inanlara ve insanlara yapılan zulümün varlığı ise bundan kaynaklanmaktadır. Matrix islamı yaşıyanlar yanlış bir din yaşamakta ve bugün dine karşı olanlar ise yanlış dine karşılar olmaktadırlar, fakat ne yazikki ne yaşayan nede karşı olan bunu bilinçinde.İnançımızın & imanımızın sarsılmaz temeli olan, Ihlas, Samimiyet ve Kemaliyetin = Ahlu Beyit sevgisinin yerine, inananlar kendi nefislerine, çıkarlarına tabi olup “Allah” adı ile, Allah’ın emrine karşı yaşantılarını kendilerine yol yapmışlar yada yapanlara uymuşlardır. Peygamberimzi henüz Rabbine kavuşmadan gizlice başlıyan, Allah’ın dini bulandırma planları, sakife’de bi-fiil kendini göstermiş, (bu konuları daha önceki yazılarımızda işlemiştik) inananları kendi aralarında bölük pörçük kılmıştır.Allahın dinine ihlasla, sammiyetle ve kemaliyetle bağlanalar ilk evvel yanlızlaştırılmış “marjinaliştirilmiş” ve sonrada onlara zülüm yapılmış ve halada zülüm görmektedirler. Buna karşın Muaviyeni yaşadığı ve şekil verdiği nefsani din “Matriks islamı” yada “saray islamı”nı yaşıyanlar, Allah’ın dinini zaman içinde iyiden iyiye yozlaştırarak, parçalıyarak Allah’ın seçtiği velilerine karşı nefsani çıkarları doğrultusunda düşmani tavırlar alıp, insanları saptırıp, islam adı ile zülüm yapmaktadırlar. Peygamberimiz ve Ahlu beytine olan aşk & sevgi, inancımızdaki ihlasın & sammiyetin & kemaliyetin bir göstergesidir. Bu sevgi/aşk yaşantımızı etkilediği, hakim olduğu sürece, Allahın dini olan İslamı, ıhlas ile, samimiyetle, insan-ı kamil, Muhlisin olarak yaşadığımızın işaresi olacaktır. çünkü bizler sadece Allah’a teslim ve Tevekül ederek gerçek anlamda & manada Allah taraftarları olacağız. Allah’ın dostlarınıda kendimize veli ve dost, Allah’ın düşmanlarında kendimize düşman olarak tanıyacağız.Bu bağlamda, Ülkemiz ve müslümanları yöneten insanların, Varlık nedenimiz olan 3 temel prensibi kavrayıp ve yaşamaları olacaktır. Bunada ilk önce, “Allah (cc) & Peygamberimiz (savs) & Onun Ahlu beytini (as) düşmanlarını kendimize dost edinmemek ve onlardan uzak olmak” olacaktır.Yine bu bağlamda “Komşularımız ile sıfır sorun” politikası tekrardan kalıcı olarak uygulamalıyız, hatalardan dönmeliyiz ve hatalarımız telafi etmeliyiz, bölgemizdeki ülkeleri birleştirici tek bir çizgi olan HUZUR ve BARIŞ çizgisi üzerinde, bölgenin huzurunu istemiyenlere karşı, bölge ülkeleri ile birlik ve beraber olmalıyız. Demokrasi ve insan hakları, biz müslümanlar için uygulamada geçerli olmamaktadır. Demokrasi ve insan hakları, sömürücü güçlerin bizleri sömürmek için kullandığı sadece süslü bir kelimeden ve pratikte ise kalıcı zülümden ibarettir.Türkiye olarak, Rusya, İran çizgisi üzerinde politikamızı günceleştirmeliyiz. Herhalde Türkiye olarak artık şunu çok iyi biliyoruz, ABD için mütefik demek “Kullan & At” demektir. Halk arasında kullanılan şu sözümüzü iyi hatırlıyalım “Domuz derisinden post olmaz, Kafirdende dost olmaz” Türkiye dahil Bölgemizde, kalıcı bir huzuru & istikrarı, bizlerin mütefik dediği ve özelikle sionistlerin katiyen istemedikleri bir durumdur. Dünya müslümanları olarak, Irk-mezhep gözeltmenden, müslümanlara “demokrasi talebi” adı altında dayatılan zülmeler son verdirmeliyiz. ABD ve sionist güçlerden bağımsız, Dünya müslümanlarının çıkarı doğrultusnda hareket eden “sosyo-ekonomik-savunma İslam birliği” oluşturma imkanlarını zorlamalıyız. Allah (cc) dünya müslüman halklarına; Türküne, Kürtüne, Lazına, Çerkezine, Arabına, Persine, doğulusuna-batılısına basiret versin, bir-birlerine olan Muhabetini artırsın, kardeşlik duygusunu güçlendirsin, Adil olmamızı sağlasın ve Bizleri, kendi nefsani çıkarları için, insanlığın zülmünü istiyen şeytani güçlerin maşası kılmasın, bizleri bencilkten, cahilikten kurtarsın ve hepimizi Hakikat çizgisi olan tehvid üzeri toplasın.Amin.TASPINAR MK 09 /09/2015

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun