Güzel Ahlak

  • GİRİŞ28.05.2016 14:21:31
  • GÜNCELLEME28.05.2016 14:21:31

Bismillahirahmanirahim, Güzel Ahlak deyince aklımıza ilk gelen en büyük zat, İslam dinin peygamberi Alemlere Rahmet ve insanlığa Ahlakın tamamlayıcısı ve öğreticisi olarak gönderilen Peygamberimiz Muhammed Mustafa (saavs) gelmektedir. Neden peygamberimiz Muhammed Mustafa (saavs) insanlığa yollandı? Neden Alemlere Rahmet olarak yollandı? Neden O, biz insanlığa, güzel Ahlakın tamamlayıcısı ve öğreticisi olarak yollandı? Bu sorularımızın cevabın insanın yaratılışında arayacağız, insanın tanımında arayacağız, gerçi bu konuları daha önce derinlemesine işlemiştik. Fakat bu sefere bakışımızı farklı açılardan ele alarak inceliyeceğiz. Fakat konuma başlamadan önce, zalim fasık ve ümmetin birliği ve beraberliğini en büyük darbeyi vuran siyonist suudi kraliyet ailesinden bahsetmek istiyorum, suud kralitetinin kurulmasi islam ummetini bölmek ve müslümanlara hakkim olmak için ingilizler tarafindan kurulduğu bügün herkez tarafindan bilinmektedir. Ingilizler Osmanlıyı yıkarken bu aileyi en güzel şekli ile kullanmıs ve devlet olarak kurulması ise, ingilizlere yaptıkları önemli destklerin neticesinde verilmistir. Suud kraliyet ailesi Türklerin ve müslümanların en büyük düşmanıdır. Bizlerde bir deyim vardir « Araplar biz arkadan bıcakladı » burdaki arap kelimesi asil itibari ile suud ailesidir. Bursa sud ailes ismini kullanmamaları araplar genlemesi iele muslumanlarin wahdetini kirmak için yaptıklarıdır. ne yazıkki Simdi aynı taktiği şia-suni olarak yapmaktadirlar. Kimdir İnsan oğlu? İnsan oğlu, Allah (cc), toprak ve su karışımı çamurdan en güzel şekli vererek, kendi içinde tezatlarıyla birleştirerek, homojen yapıda yaratığı bir beşerdir. Allah (cc) bu beşere kendi nefsinden "maneviyat" üfleyerek hayat verdi, ve tüm yaratıklara emir vererek, "bu elim ile yaratığım beşere secde edin" dediği ve yeryüzüne halife kıldığı mükemmel bir yaratıktır. insan oğlunun fizyolojik "madde" yönü ile beraber buna tezat olarak psikolojik "manevi" yönü vardır. Bu iki tezat homojen olan yönün arasındaki dengeleri, insanın yücelmesi yada alçalmasına vesile olmaktadır ki onunda Allah (cc) kitabında şöyle tanımlamaktadır; "Meleklerden üstün olabileceği gibi hayvanlardan aşağı olur", başka bir ayetinde ise "insan oğlu cahil, aceleci ve nankördür" , öylesine ki "kendi kötülüğü içinde dua eder" Kısacası , insanın bu yapısındaki tezatlardan oluşan dengeyi sağlayamadığı an ise, Allah (cc), insanın iyi ve kötüyü ayırt edemeyecek bir yapıda olabileceğini söylemektedir. Her yaratılan varlıkların önünde secde etmesi istene bir insan oğlu, iyi ile kötüyü ayırt edemeyecek kadar cahil olabilir mi? İlk bakışta çelişki gibi görünen bu yapılanmada, Allah (cc) ne yapmak istemiştir? Hayatımıza ve çevremizde gelişen olaylara baktığımızda, yaşantımızdaki çelişki dolu olayları kavramamıza yardımcı olabilecek bir yapılanmadır. ne yazık ki bazı insanlar Allah(cc) suçlarcasına "Allah var ise nerde! neden bu zülüm ?", " ben bunu hak etmedim" diyerek" insanın inkar ve isyan edici yada "nefsini yücelterek" kendini ilahlaştıran sözlerinden anladığımız, bazı insanların bu yapılanmağı kavrayamadıklarını ve homojen dengeyi sağlayamadıklarını görmekteyiz. Neden insan oğlu bu dengeyi sağlayamamakta? Allah (cc), bu dengeyi yaratığı ve halife kıldığı insan oğluna sağlamamış mı? İnsanı başı boş ve teknik anlamda hiç bir fabrika ayarları bile mi vermeden mi yaratmış? Olabilecek bir şey mi bu? Çünkü İnsan oğlu kendi oluşumunu sağlayan "Maddi ve Manevi" dengeyi sağlayamadığı zaman, dış dünyasındaki Maddi ve Manevi dengeyi de sağlayamayarak dahada bencil, aç gözlü ve de mütekebbir olmaktadır. Şimdi gelelim insan oğluna secde etmeyen yaratığa, şeytana ve ona tabi olan cinlere. Neden bunlar insan secde etmemiştir? Onunda yine Allah (cc) kitabından bakara anlıyoruz ki insanın yaratıldığı hammaddenin fiziksel "madde" özeliklerinden ötürü, yani şeytanın deyimi ile "beni ateşten yaratın, onu ise arjil ve çamurdan yaratın, ben yaratılış şekli olarak ondan üstünüm" demesi. Yani kendi yaratılış şeklinin ham maddesinden ötürü, kendini insandan daha üstün görmesinden dolayı sahiplendiği gurudan, kibirden ötürü insana secde etmemiştir. Çünkü insanın ham maddesi olan bu birleşimin fiziksel özelikleri insanın zayıf yapmaktadır. " insan oğlunun bitmeyen fiziksel zaaf ve şikayetleri" Burasi kavranması gereken hassas bir noktadır. ! O ise tüm bu olayların geçtiği yerdi, yada boyuttur. Daha açıklayıcı olarak "manevi boyut" ve "maddi boyut" işte imtihan dediğimiz yasantımızın bizlere sunduğu "soru" ve "cevaplar" kısmıdır. Sahip olduğumuz tüm verilerin neticesi, farklı bir boyuta verdiği sonuçlar ile, ilk verilen boyuta vereceği sonuçlar aynımdır? Yada böylesine farklı bir boyuta olmasından ötürü insanın yücelmesi tek başına mümkünmüdür? Daha açıklayıcı olarak İnsanın bu "madde boyut" yapısı ile "manevi boyutu" yaşaması mümkünmüdür? Bu sorunun cevabı yine yüce kuranda verilmektedir. Allah (cc) Ademe seslenerek Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin, cennette yerleşin. Oradan (oradaki yiyeceklerden) dilediğiniz yerden bol bol yeyin. Ve bu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz." diyerek Adem atamızın o "manevi boyut "ta kalması için gerekli olan talimat verilmiştir. Fakat şeytanın hilesi ile bu talimat unutulmuştur. "şeytan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları boyuttan çıkardı.." Asıl itibari ile insan oğlunun ham maddesi buna müsait değildi, Şeytanın insan yaklaşımda bu açıdan olmuştur yani Maddi boyutun manevi boyuta mümkün olamayacağını telkin etmiş, Allah (cc) insanın bu tavrı karşısında "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde "maddi boyut" belli bir vakitte kadar yerleşim ve meta vardır.". İnsan oğlunun hammaddesi öylesine bir karışım ki bu karışımın fizyolojisi, psikolojisi boyutsal olarak kendi içinde farklılıklar teşekkül etmektedir, bu farklılıklar ise belirli ilahi kurallara uyulduğunda "madde dünyasında" manevi mükemmelliği sağlayabilmektedir. " "derken Adem, Rabbinden bir takım sözler aldı. bunun üzerine tövbesini kabul etti." Fakat ne şeytanın yapısı, nede meleklerin yapısı insan gibi değildir. İşte insanın herkesten üstün kılan yapısı, ne şeytan gibi mutlak şeytani, nede melek gibi mutlak meleğimsi olmamasıdır, fakat insan oğlu bu iki "iki tezat" yapıyı da barındırıp, "şeytan" ve "melekler" den daha üstün olabilmesi, Yani insan oğlu mutlak anlamda mükemmelliği kendi iradesi ile sahiplenebilecek bir kapasitede yaratılmasıdır. Bu "insan oğlunun yaratılış fıtratı ve İnsanın sahiplenebilme kapasitesi, iradesidir. İnsanın madde yapısı ön plana çıktığında, insanı daha aciz bir hale sokmakta, bu ise hammaddesindeki o farklı karışımların ona verdiği fiziksel madde yapısından kaynaklanan psikolojik yapılanmanın gereksinimlerine olan bağımlılıktan kaynaklanmaktadır. Şeytanın kendisini üstün görmesinin asıl sebebi, insan oğlunun madde yapısına olan bağımlılığından dolayı manevi mükemmelliği yakalayamayacağından emin olmasıdır. Çünkü madde yapıya bağımlılık, insandaki o homojen dengeyi bozmakta, insanın hür olmasını "sahiplene bilme iradesini" yitirmesi ve manevi yönünü servis dışı bırakmasını sağlamaktadır. Allah'ın emrine ilk etapta Meleklerinde karşı çıkması, insanın madde yapısına olan bağımlılıklar noktasında verdiği zaaflarını bilmesinden dolayı dedikleri, (Melekler): “Orda fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz.” dediler. Fakat Allah(cc) bildiklerini ne melekler, ne de şeytan biliyordu. (Rabbin de): “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu." ve Allah (cc) devam olarak , Âdem’e, () isimlerinin hepsini (bu isimlerdeki hikmetleri) öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek dedi ki: “Haydi sadıklardan iseniz bunları isimleri ile bana haber verin (söyleyin).” Fakat melekler, Allah'ın kendilerine yönelttiği bu soru karşısında, “Seni tenzih ederiz.” dediler. “Senin bize öğrettiğinden başka (hiç) bir ilmimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, Alîm’sin (en iyi bilensin), Hakîm’sin (hikmet sahibisin).” Dolaysı ile Allah (cc) İnsan oğluna Mükemmelliği "zaaflıktan", yani madde yapısı ile vermiş olup, bu madde yapının daha güçlü bir halini manevi yapısı ile kamile erdirmiştir. bu homojen denge ise insan oğluna mutlak mükemmelliği vermiş ve onu herkesten üstün kılmıştı. Çünkü bu homojen dengeyi sağlayan Manevi yapı, madde yapıya olağan üstü güç vermiştir. İnsan oğlu manevi yapısını her türlü pislikten koruması ve ona sahip çıkması, insan oğlu için çok önemli bir husustur. Fakat şeytan insana bu pencereden yaklaşmaktadır. İnsanın Manevi yapısını insana karşı kullanabilmesi için, manevi yapıyı kirletmek ve dolaysı ile insanın manevi yapısına sahip çıkıp, insanın yücelmesine engel olmaktır. Bir halk sözü vardır "kullanmayanın malını kullanırlar" ama bu kullanma ise, malın gerçek sahibine karşı olmaktadır. Yani insanın mavi güçünü şeytan insana karşı insan elli ile kullandırmaktadır. Budan çıkaracağımız sonuç: şeytanın tek istediği ve arzuladığı hedef "insanın maneviyetine sahip olup yönetmek yani insana Hüküm etmektir". şeytan insanın manevi yönünü kör etmeye/ unutturmaya/yok etmeye yada kendi emri altında hüküm edebileceği bir hale sokmaya çalışmasıdır. Bundan ötürüdür ki İnsan oğlunun sahip olduğu her şey, insanı üstün kılabileceği gibi "zayıf "ta kılabilmektedir. Bu açıklamadan sonra, Güzel Ahlak nedir ve Alemlere Rahmet olan Peygamberimizin, Allah (cc) tarafından güzel Ahlakı tamamlamak yada tekrardan o bozulan ilahi dengeyi sağlamak için gönderildiğini çok iyi kavramış olacağız. Nedir Güzel Ahlak? İnsanın Madde yapısı ile Manevi yapısı arsındaki dengenin ilahi kurallar içinde en mükemmel seviyede olmasıdır. Bu mükemmel seviyeyi sahip olmak, tanımak içinse peygamberimizi tanımaya çalışmak ve Onun Ahlakı ile ahlaklanmak ile olacaktır. Çünkü Güzel Ahlakta Rahmet vardır, çünkü güzel Ahlakta ilahi sevgi vardır, Çünkü güzel Ahlakta ilahi Adalet vardır, kısacası güzel ahlakta insanı insan yapan ilahi maneviyatın madde üzerindeki hâkimiyeti vardır. Çünkü güzel Ahlakta ilahi itaat vardır, güzel ahlakta "ilahi temizlik" paklığı ve "tüm günahlardan uzak" masumiyeti korumak için dik duruş vardır, dahası Güzel Ahlakta, Allah (cc) ademe öğrettiği tüm isimler vardır. O ise peygamberimiz (savs) ilahi yapısıdır, oda Mükemmelliğin bizzat kendisidir. Masumiyettir, Paklıktır. Ne yazık ki böyle bir peygamberi bize unutturdular! Nasıl mı yaptılar ? Hristiyanların yaptığı gibi sadece bir imaj verdiler "Adı güzel" dediler, camilerin duvarına, evimizin odalarının duvarlarına yazılı isimini astırdılar. Ama o Güzel Ahlak sahibinin Kendisinin sahip olduğu o tüm güzellikleri; Hayatını, yaşantısını, O (saavs) ve O'nun pak ailesini bizden kopardılar, öteleştirdiler ve dahası Peygamberimizin (saavs) varlığını bizim için gereksiz olduğunu telkin ettiler, telkin etmekle de kalmayıp, "bize kitabı kuran yeter" diyerek, Onlarsız İslami yaşam şekli yaptılar, bunu ise, O güzle insana ve ailesine karşı savaş açarak yaptılar. Ne acı ki O mükemmel insan daha hayatta iken bunu yaptılar. Ve insanlar ise buna sadece seyirci kaldılar. Çünkü maneviyatı sadece madde olarak gördüler ve görmek istediler. Örnek verirsek; iyilik yapmakla bir şey elde etmezsin ama çaldığında zengin olursun, güzellik ile hiç bir şeye sahip olamazsın ama zülüm ile iktidar olursun, yada en bariz şeytani halk sözü "çok iyisin çok aptalsın" gibi diyerek, peygamberin ve o güzel ahlakı yerine geçen, nefsani liderler icat ederek, insanları çıkarcı sistemlerine yönlendirdiler. Çünkü Peygamberimizin o Güzel Ahlakı, Kuranı kerimin pratikteki tefsiri, açıklaması idi. Müslümanların peygamberimizden uzaklaşması, kitabı kuranı kerimden uzaklaşmasıydı, kendini ilahlaştıran zalim yöneticiler, kitabı kuranı kerimi, kendi arzu ve istekleri doğrultusunda yaşanmasını saylayıp, İslam adı altında peygamberimizin yeri olmadığı yeni bir din icat etmiş oldular. Peygamberimizin bizlere ve insanlığa gelmesi, insan oğlunu yaratılışındaki ham madde karışımından kaynaklanan insanın "zaafına" yönelmesini sağlayan maddiyata bağımlılıktan kurtarıp, insanı mükemmelliğe çıkarmasını sağlamak ve İnsanı Allah'ın yeryüzündeki halifesi kılması için olmuştur. Bunu tersi ise Peygamberimizin bizlerin yaşantısındaki yokluğu, şeytanın insana karşı kendi üstünlüğünü sağlaması , İnsanı Allah'a karşı isyankar etirip, insanını kendine itaat etmesini sağlayıp, Allah verdiği sözü yerine getirmesi olacaktır.Bunu gerçekleştirmek için, kelime oyunları ile, içi boş, kalıcıı ve uygulaması olmayan dünya sevgisi ile insanı kandırıp, kendisinin oluşturduğu Matriks yapılanmada hakikatin batılını icat etmiştir. Şeytanın asıl düşmanı insanların hepsi değildir, çünkü şeytan genelleme olarak insanları kendine rakip olarak görmemiştir. Şeytanın kendine rakip ve düşman gördüğü, ilahi ahlaka bürünmüş peygamberler, Peygamberimiz ve O'na aşk ve sevgi ile bağlı olan muhlisin takipçileridir. Kuranda ise şeytan bunu dile getirmişti "Onlardan az bir kısmı hariç, hepsini saptıracağım ve onları itaat eden bulmayacaksın" demiştir. Onun içindir ki şeytanın, Peygamberimizi ve pak kullarını, insanların gözünden düşürmeye, basitleştirmeye ve hatta gereksiz kılmaya çalışmış ve büyük ölçüde başarılıda olmuştur. Peygamberimizin yerine farklı şahısları ön plana çıkarıp, peygamberimizin o güzel ahlakı yerine, o farklı şahısların maddeye olan zaaflarını, yani çirkinliklerini güzel ahlak olarak lanse etmiştir. Çünkü insanlık peygamberimizi güzel ahlakı ile ahlaklandığında, şeytan Allah (cc) vaat ettiği sözü yerine getiremeyeceğini çok iyi bilmektedir. Netice olarak, Bizlerin peygamberimizi çok iyi tanımamız ve onun yaşadığı gibi yaşamamız lazımdır, bunu gerçekleştirmek ise onun pak ailesini tanımak ile olacaktır. Fakat şeytan bununda önüne geçmiş ve peygamberimizin ailesini tanımamıza yalanlar ve iftiralar atarak engel olduğu gibi! bir çok Müslümanları peygamberin ailesine düşman yapıp, o masum ve temiz peygamber Ahlakına bürünmüş insanlara zulümler yaptırmış ve canice O yüce zatları öldürtürmüştür. Bu zalimce züllümü yapanlar, şeytana hizmet eden cinler değildi, kendine insanım ve de Müslümanım diyen müşrikler, fasıklar ve tefrikacı olan insanlardı. Peygamberimiz için, Allah (cc) bir ayetinde, "çektiğim zorluklar için sizden bir şey istemiyorum, sadece benim aileme sevgi beslemeniz" Ne yazık ki şeytana ve ona uyanlara peygamberimizin Ahlu beytine olan bu sevgiyi, Peygamberimizin güzel ahlakına bürümeni ilk ve kesin şartı olduğu inkar ettirmiştir. Çünkü Peygamberimizin Ailesini seven ve Onlar gibi yaşayan, Peygamberimizi sever ve O alemlere Rahmet olan, güzel ahlak sahibi insanın Ahlakına bürünürler, Peygamberimizin güzel Ahlakı ile ahlaklanalar ise, Allah (cc) yer yüzüne halife kıldığı insan, şeytanı yenen ve onun oyunlarını bozan, Allah'ın rızasına muhatap olan Muhlisin kullarından olur. İnsan oğlu, zulüm yapıp ve hayvanlar gibi yaşamak için yaratılmadı, çünkü Allah insanın fıtratı "fabrika ayarı" hakikat üzeri yaratı. insana saldıran ve bu ayarı insanın kendi eli ile bozduran şeytanın ta kendisidir, şeytanın emrine girenler ise, o güzel ahlak sahiplerine saldırıp onları kendilerine benzetmeye çalışırlar, şayet bunu yapamazlar ise, insanın madde yönüne saldırıp, manevi yönlerini satın almaya çalışırlar ve yine de başaramazlar ise, o güzel insanları öldürerek yok etmeye çalışırlar. İşte gerçek anlamda "Hak ve Batıl savaşı". Başka bir deyim ile, Batılın Güzel ahlakı çirkinleştirme savaşıdır. Yani sakin denizde köpükler oluşturmak için fırtına çıkartmaktır. Ama bilinmeli ki köpük kalıcı değil, yok olucudur. Allah'ın tanımladığı İnsan olmak, insana hayat veren maneviyatın madde üzerindeki hakimiyetidir bu fıtrattır, "La illahe illallah Muhammedîn Rasulullah" demekle evet Müslüman oluyoruz. Fakat imanı kamil "Güzel Ahlak" sahibi olmak için, mutlak mükemmelliği yakalamak için o kelimenin anlamını kalbimize işlenmesi ile olur ki oda ancak Ahlu beyit sevgisi ve takipçisi olmak ile mümkündür. Bu ise İSLAM'ın ta kendisidir. Mustafa Kemal TAŞPINAR

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun