Dost ve düşman tanımını yeniden yapmak

  • GİRİŞ16.06.2016 07:11:34
  • GÜNCELLEME16.06.2016 07:11:34

İnsanlık ve bina bağlı olarak Ülkemiz büyük bir imtihandan geçmektedir, ne yazık ki insanlık ve ülkemizin yönetimi olarak bu imtihandan sınıfta kalmaktayız, ama daha henüz imtihan bitmedi, yani her şeyi tekrardan düzeltebilme imkanımız var. 

Evet, Her şeyi düzeltebiliriz, o bizlerin elinde ! çünkü Allah insanı yaratırken, insanlığa hür irade vermiştir, o zaman irademizi elimize almanın zamanı gelmiştir. 

Medyada, yada politik meydanlarda bir çok kişiler, çok şey söylemekte ve söylemeye devam edecektir, "geç kalındı", "sıkıştılar !", "yapacakları kalmadı" vs. diyenler olacaktır, çünkü birileri bilinçli olarak, kimileri ise nefislerini yüceltmek için yazmakta, konuşmakta yada bir şeyler yapmakta. Bir sözümüz var der ki ; "Hatanın neresinden dönersen o sein karındır" 

Yönetim ve insanlık olarak artık başaklarında hata aramaktan vaz geçip, yada suçu başkalarına yıkmaktan önce, kendimizdeki müptela olduğumuz hastalıkları görüp, anlamamız ve kavramamız gerekir. 

Bizlerin yapması gereken, hatalarımızı görüp, onları nasıl, hak ve adalet dahilinde düzeltebiliriz onun yolunu aramlayız. Biliyoruz ki adalet ve hakkaniyet üzeri bir bakışa sahip olduğumuzda, Allah (cc) bize yardımcı olacaktır. Bizler Allah'a yaklaşmak için bir adım atarsak, Allah (cc) bize 10 adım atacaktır, arkasından Allah'a yaklaşmak için ikinci adımımızı atarsak 10 katı daha Allah (cc) bize yakın olacaktır, yani düze çıkacağımızın işareti olacaktır. 

Her şeyden önemlisi, samimiyet ile, af dilemiş bir kalp ile Hakka yaklaşmış olarak yürümek istersek, batıl yavaş yavaş kaybedecektir. 

O zaman bizlerin yapması gereken ilk hamle, hatalarımızı görüp kabullenmek olup, o hatalardan uzak durmamız ve Hakk'ın yanında yer almamız, bizlerin bu çıkmazdan "yağdan kıl çeker " çesine çıkmamızı sağlayacaktır. Evet yağdan kıl çeker gibi. 

Bir yazımda, Elke olarak iki yollumuzun olduğunu yazmıştım. iki yollun varacağı nokta görünüş itibari ile ayın, fakat tutulan yollardaki tavrımız farklıdır demiştim. 

* Birinci yol, onurlu ve başı dik bir şekilde, gelişen olay ve tehditlere göğüs gerip, bizi parçalama tehditleri savursalar da, maneviyet ve halk olarak tek bütün olarak güçlü yürüyeceğimiz yol. 

* İkinci yol, biller yükseliyor hissiyatını ve de görüntüsünü verip, içten içe çökertip, sonuçta ise bizleri maneviyen ve halklar olarak bölen , bölgede ve ümmet içinde güven ve onur kaybettiren yol. 

İki seçenektede istenilen netice aynı, Ülkeyi parçalamak, İsrail'in planı doğrultusunda bölgeye dizayna etmek, dolayisi ile dost ve ya dusman kavrami gorsel. 

cunku hedef tek.

ikinci seçenek; kendi elimiz ile onların istek ve planlarına sahip çıkıp destek olmamız ve sonunda bölgedeki tüm ülkeler ile düşman olup, üstüne üstelik terörist grupları üzerimize saldırtarak çöküşümüzü kendi ellimizle bize gerçekleştirmek ki bu bizi kullanmak oluyor, ülkemizin parçalanması ve halkımızın gruplara bölünüp, terör havası içinde bir birine düşman olmasını sağlamaktır. 

Fakat ne yazık bizlere o şeytani güçler, yaptiklari seytani; politik oyunları ile, yalan vaatleri ile, bizdeki nefsimizin hastalığı olan "kibir & guru" elbisesini parlatarak giydiren o şeytani güçler, ikinci seçeneği bizlere seçtirmiştir. 

Birinci seçenekte : ülke olarak birlik ve beraberlik içinde dışardan gelen ve içerdeki piyonlara karsi daha rahat mücadele edip bölgedeki huzurun korunmasina veya bolgedeki zararin minimize edilmesine vesile olurduk. Bu bizleri bölgede şuanki poziyonumuzdan, ekonomik ve sosyal olarak daha cok yukarılara eriştiridi. Fakat şeytan oyununu daha önceden hazırlamış, bizlerden en az 3 adım ilerde yürümekteymiş, bizler ne yazıkki bunu göremedik, belki daha halada göremiyoruz!!! 

Şeytanın oyunu açık idi,11 Eylül'de ikiz kuleleri yıkarak oynuna başladı, arkasından Afganistan'da oynadı, Irak'ta oynadı, Mısırda oynadı, Libya'da oynadı, yemende oynadı ve en son olarak Suriye'de oynadı, neticeleri ise açık ve net ortada. Tahmin ediyorum ki oyunun içindeki oyunu şimdi görüyoruzdur !!!! ta işin ilk başından bu yana, bizlerle de aynı oyunu oynayıp, bizlerin elini kolunu bağlayıp yıkıcı hamlelerini indirmek için beklemekteymişler. 

Ne acık ki bunu bizlerin eli ile bize yaptırmaktalar. Artık Bizlerin bu oyuna dur deme zamanı gelmiş ve geçmek üzeridir. En kısa zamanda Bizler bu oynadıkları "bizimde oynadığımız" oyununu, onlara karşı yönlendirip, onların kaybetmesini sağlayabiliriz. 

Nasıl bu oyunu onlara geri çeviririz? 

Düşmanlarımızı ve dostlarımızın tanımını yeniden yapmak: 

O ise fazla bir bilgiye sahip olmadan, çok basit bir şekilde mantık yürütmekle görebileceğimiz kadar açıktır, "Allah'ın ve O'nun Resulünün düşmanlarını Dost edinmeyiniz" Bu bir elektir, çok şeyi açıkça bizlere göstermektedir. 

İkinci olarak, Allah (cc) açıkça isim vermektedir. " insanların (iman edenlerine), düşmanlık bakımından en şiddetlisini, (siyonist) Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın" Maid-82. "şüphesiz kafirler sizin apaçık düşmanızdır" nisa-101," Onları (münafıkları) gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlar ise sözlerini dinlersin, onlar sanki elbise giydirilmiş kütüklerdir, her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar, Onlar düşmandır. onlardan sakının. Allah onları kahretsin nasıl olupta döndürülüyorlar" Munafık-4, "Keşke peygamberle birlikte yol tutsaydım, yazıklar olsun bana keşke yalancılara uymasaydım" Furkan-26 

Kimdir Allah'ın ve Resulünün düşmanları? 

Allah'ın dininin düşmanları, Allah'ın dinine ve Müslümanlara her gün SALDIRAN, mihraklar, devletler ve ideolojilerdir. Bunların başlarını çekenler, AB, ABD ve İsrail & Suudi Kraliyet ailesi ve bunlarla beraber yürüyen "her türlü irade" açık ve net Allah ve O'nun Resulüne düşmanıdır. 

Günümüzde Dikkatle gelişen olaylara baktığımızda gördüğümüz ne acıdırki, akan Müslüman kanıdır, kullanılan Müslümanların bizzat kendisidir, Müslümanları kullanalar ise Allah ve Resulünün açık düşmanlarıdır. Bunları, bilip, görüp, politik oyunlar ile, palan vaatlere inanıp ta düşmandan yana olmak, Allah ve Resulüne düşmanlık etmektir ve neticesi hüsrandır, yıkımdır. 

Bu bağlamda ülkemize dönersek; 

Ülkemizi yönetenler, net ve samimi şekilde "Allah'ın ve Resulünün düşmanlarından açıkça uzaklaşmalıdır. Müslüman ülkelerdeki Allah'ın düşmanları tarafından, uygulanan ve bilinen oyununda, Allah düşmanları safında yer almamalıdırlar. Yapılan yanlışlar düzeltilmeye başlanmalıdır. 

Suriye politikamızı daha fazla geç olmadan tekrar gözden geçirip, İslam adı ile, Siyonist Suudi kraliyet ailesinin Fitnesini desteklemeyi net şekilde kesmeliyiz, şunu iyi bilmeliyiz ki; 

1-) Siyonist Suudi Ailesinin yürüttüğü fitne, bölgede İsraillin hayallerini gerçekleştirme politikasıdır. Bizlerin bu şeytani üçgende müttefik olmamız, onlar kazanmış görünse de bizlerin neticede kazanacağımız anlamında değildir. Tam aksine kullanılan "köpekler" misali olacağız.

2-) Suriye'nin çökertilmesi bizim parçalanmamızdan geçmektedir. Açıklarsam; Biz parçalanmadan Esat Suriye'si çökertilmeyecektir. Bizim Beşir Esat'a karşı aldığımız duruşumuz, bizim parçalanmamızı hızlandırmaktadır. dahası kendimizi kendi elimiz ile parçalamakta olduğumuzu görüp kavramalıyız. 

Ülkemizin ve halkımızın geleceğini güven altına almak istiyorsak, SURİYE POLİTİKAMIZ, TEK BÜTÜN SURİYE BEŞER ESAT YANINDA OLMALIDIR. 

Suriye'deki asıl hedef, ne rejimin kendisidir, nede Beşer Esat'tır ! Asıl hedef bölgeni kendisidir. Bunu bilincindeyiz fakat Bizlerin yanılgısı, müttefiklerimiz dediğimiz, Allah düşmanları ile bir armada hareket etmemiz ve netice itibari ile kandırılmamızdır, Eğer bilerek ve görerek aynı hataları tekrarda inat ediyorsak ya derin bir gaflet uyukusundayız, yada bu ülkeye ve ümmete ihanet ediyoruz demektir. 

Rusyanın bölgedeki suriye politikasi islam'in zaferi için değildir, rusay bölgedeki hakkimiyetini perçinleştirmek ve bölge ülkelerini güvenini kazanarak, ABD ve Israil siyonist lobileri ile eli güçlü olarak masaya oturup pazarlik etmektir. 

İran'ın bölgedeki politikası, herkesin dediği gibi pers hakimiyetti değildir. Bunu anlamak için fikir algısı operasyonlarından kurtulup, İran'ın en üst düzey liderlerini tanırsanız, göreceğiniz Türk hakimiyetti olur. "İran hakimiyeti" sloganı yanılgı operasyonudur. İran'ın bölge çıkarları bizimle 

birebir örtüşmektedir, düşmanlarımız birdir. Türkiye'nin ve İran'ın ekonomik-sosyal ve politik yönden yapacakları her türlü birliktelik, ülkemiz ve bölgemiz için çok hayırlıdır. 

Bolgedeki baris için, İran ve Rusya ile yapacağımız ikili görüşmeler ile Suriye'ye barış güvercinleri göndermek olmalıdır. Rusya politikamızda böylece eski haline dönüştürülmesi sağlanabilinir. Bu hızlıca olacak bir şey değil, fakat Bizlerin Suriye'ye teröristlerin girmesinin engellenmesi ve onlara silah ve lojistik desteklerin kesilmesi ile hız kazanacaktır. Eğer "sial veriyor" gibi bir algı operasyonu var ise bu duracaktır. 

Bu yeni politikamızın uygulamadaki dönüşümü, Bizlerin tutuğu eski politikalardan sonra kolay gibi gözükmeye bilinir, ama dahası, Bizlerin düşmanlarının hoşuna gitmeyecektir ve bizlere ya daha ağır darbe vurmaya çalışacaklardır yada bizleri kandırmanın yeni yollarını arayacaklardır. Ama Bizlerin Suriye'deki B. Esat rejimine olacak bu dostane hamlesi, AB'nin ve ABD'nin ustu kapalı PKK'ya olan desteğinin, yada Iraktaki satılmış Kürtlerin münafıkça hamlelerinin önüne set çekecektir. Bizlerin üzerinden düşmanlarımıza giden silahlar ile Polislerimiz, Askerimiz ve masum insanlarımızı şehit olmaktadır ! bunun önüne geçinilecektir. 

DAİŞ; İsraillin, Suudi Kraliyet ailesinin eli ve maddi olanakları ile yaratığı bir canavardır. Bizlerin uyguluyacağı "tek bütün Suriye" politikası daiş'in ve ona ek olan tüm terörist grupların en kısa zamanda yok olmasını sağlayacaktır. Çünkü DAIS'i ayakta tutan bizlerden geçen veya geçmesine göz yumduğumuz lojistik desteklerin kesilmesi onları çok agir barbe indirecek, akan kan golu kuruyacaktir. ABD ve İsrail bölgede istediğini başaramayacak, bizler ise huzuru ve barışa bölge ülkelerinde çabaları ile kavuşmuş olacağız. Böylece Onların şeytani oyunlarını bozmuş olacağız. 

Bu politik hamlemizin sadece Bölgeye değil, sadece bizlere değil, dünya insanlığına kazandırımı çok büyük olacaktır. 

* Doguda PKK, Suriye ve Iraktaki yönetim zaafının açtığı koridoru rahatlıkla kullanamıyacaktır. 

* Ülkemizde ve bölgede sosyal barış tekrar inşa edilmiş olacaktır. 

* Ülkemiz Ekonomik hamlelerine devam edecektir ve belirlediği ekonomik hedeflere ulaşacaktır. 

* Suriye'ye kalıcı ve huzurlu bir iktidar normal şartlarda "demokratik" yollar ile gelecektir. 

* AB ve ABD ve onun çocuğu bizlere karşı daha saygı ile yaklaşacaktır. 

* İsrail'in akıl hocalığı ile Suudi Kraliyet ailesini elli ile yapılan Fitne planı ise çökecektir. 

Tabi Allah'ın düşmanları bunu karşısında eli boş durmayacaktır. Planlarını değiştirip, içimizdeki satılmış köpekleri, kuduz köpeği gibi kışkırtıp yönetime ve halkın üzerine saldırtacaktır. Ama eğer biz yukardaki açıkladığımız gibi samimi olarak Allah'a yaklaşmamız ve adımlarımızda sabit kalıp devam etmemiz, onların bu saldırılarını boşa çıkaracaktır. 

Bizlere içerdeki satılmışlar nasıl saldır? 

* Mezhepçilik yaparak saldiracaklardir ki yapıyorlar. 

* Irkçılık yaparak saldirackalardir ki yapıyorlar. 

* DAİŞ & PKK (mossad & cia ) köpeklerini üzerimize saldırtarak, canlı bombaları patlatarak. ki yapıyorlar. 

* Ekonomi patronlarının para musluklarını kesmek ile, krize teşvik ederek. 

Fakat Bölge ülkeleri olan, Türkiye-Iran-Rusya- Suriye'nin ve Irak'ın bütünlüğü ve birliğini istiyen gruplar el ele vererek hareket ederse, ne DAİŞ köpeğini, nede diğer köpeklerin manevra alanları olamaz. Ve içerdeki satılmışlar ise kendilerini açıkça gösteremez. Çünkü ekonomik çıkarlarını ve dünya sevgilerini ön planda tutanlar, kazançlarına kazanç katmak isteyeceklerdir. 

Bölgede asıl itibari ile Ümmetin tek bir düşman vardır. O ise Siyonist Suudi kraliyet ailesidir, Bunlar İngilizlerin eli ile tam olarak bu iş için kurulmuş ve Müslümanların zenginlikleri ile ayakta tutulmaktadır. Siyonist İsrail'in varlık sebebi ise, yine o Siyonist Suudi kraliyet ailesinin ta kendisidir. "FİLİSTİNİN KURTULUŞUNA GİDEN YOL, SUUDI ARABISTANDAN GEÇMEKTEDİR" 

Eğer bizler bu Dostane politik hamleyi yapmaz isek, O zaman parçalanmayı beklemekten başka bir şey kalmamakta, söylene yada yapılan her şey ise sadece bir hayalet olacaktır, ülkedeki sisteminde parlamenter olması, yada başkanlık olması bir şey ifade etmeyecektir. Çünkü batan bir gemide kaptan olmak yada o gemide yolcu olmak ne ifada eder ki ? sadece Tek Yol Kurtuluş mücadelesi olur.

Mustafa Kemal TASPINAR

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun