Politikadaki Değişimi Nasıl Okumalıyız?

  • GİRİŞ05.07.2016 09:32:55
  • GÜNCELLEME05.07.2016 09:32:55

Allah’ın adıyla Bu yazıma başlamadan bir hatırlatma yapmak istiyorum, İlk Suriye politikamızın henüz değişmeye başlamadan, NATO'nun Türkiye'ye empoze ettiği, Füze savunma kalkanlarının Türkiye toprakları üzerine yerleştirmesi ile depar alan Suriye ve dış politika değişikliğimiz ve bunu takip eden tavır ve tutumlarımızın sebepleri ve sonuçlarını açıklayan daha önceki yazılarımdaki açıklamalara baktığımda, ülke olarak yaptığımız politikaların getirilerini ve götürülerin açık bir şekilde açıklamışım ve en son yazılarımda ise, şuan ki yapılan politikanın yapılmasının gerekliliği, bu politikadan doğacak sebep ve sonuçları açıklamışım. Neden bu şekilde yazıma başladım? Amacım kendimi yüceltmek değil bunu gören tek insanda değilim fakat ; Ne yazık ki, bazı "İslami" kesimler, Türkiyede olsun, Arap ülkelerinde olsun, yada farklı bir İslam ülkesinde olsun, yaptıkları analizler tam olmadığı ve kopuk oldukları için, doğru yanlış yönlere gitmektedir. Açıklarsam, söylemlerimizde aşırı duygusal davranarak, hayallerimizin gerçekleşmesin istemekteyiz. Şöyleki; eğer güncel hayatımızdan basit bir örnek getirirsem, Hepimiz gece namazların faziletini biliyoruz, ama yapamıyoruz. Neden? Yalanın iyi olmadığını biliyoruz ama yalan söylüyoruz neden? yada hepimiz güzel bahçesi olan eve sahip olup, ailemiz ve çocuklarımız ile daha iyi yaşamak istiyoruz. ama yapamıyoruz. Neden? Fakat birileri bunları yapabiliyor ve gerçekleştirebiliyor. Neden? Göz ardı etmeyeceğimiz bir gerçek vardır ki onu her defasında unutuyoruz , o kendi "konumumuz" ve "kendi yapımız". Bütün yapabildiklerimiz herşey bu hakikat ile bire bir bağlantılıdır. şimdi bu iki realiteyi görmeden, istenilen her şey sahip olacağım demek hayali olur ve sadece nefis tatmini olur, yada "yağmadı ama gürledi" olur. kısacası gerçek olmaz. İstenilen, arzulana doğrudur fakat yapılan ve gerçekleştirilen ise farklıdır işte kopukluk budur. Her şeyden önce eğer bir şeyler gerçeleştirmek istiyorsak, bulunduğumuz ortamı iyi analiz etmeliyiz ve de bu analiz neticesinde çıkan sonçta kendi yapımızın buna olan elverişliliği nedir? onun belirlemeliyiz. Şöyleki doğa kanunları vardır, bu kanunların getirdiği bir takım şartlar vardır, birde insanın ruhsal yapısının kendisinde oluşturduğu kabiliyet güçü vardır. Doğa kanunlarını her nesnenin kendi konum ve yapısına göre oluşturan Allah (cc) dır. ve değişmez, örnek verirsek; suyun kaynaması soncu buharlaşması, aşırı soğuk altında donması vs. dolayısı ile doğa kanunu mantığında oluşturan yine Allah (cc)dır. Su 100 derecede buharlaşır, -1 donar/buzlaşır, vb. bu nesnelerin kendi yapılarında olan doğa kanunları dahilindeki konumuna göre değişir. Sizin bu kanunlara karşı vereceğiniz tepki, doğal olarak, yine sizin konum ve yapınıza bağlıdır. Bir örnek verirsem, sizin kilonuz 50 kg. fakat siz 120 kilo taşımak istenmektesiniz ! bu mümkün değildir. Çünkü Bu doğa kural mantığına aykırıdır. siz bunu ilahi bir şekille sokarak taşırım diyemezsiniz, yoksa inancınızı zedeler ve de kendinizi rezil edersiniz. İşet ne yazık ki, biz müslümanların yaptığı yanlış buradadır. Kendi konumumuz ve yapımızı bilmeden, doğal/fiziksle kanunlar ile yapamadığımız şeyleri ilahi sloganları atarak yapmak istiyoruz. Fakat Sadece slogan ve bu sloganlar ile kendimizi tatmin etmek. Gerçekler ile karşı karşıya kaldığımız anda yaptıklarımız ise bu sloganlardan çok farklı olmaktadır. Ne yazı ki bu ise bizlerin inançımızdan uzaklaşmamıza ve kendimizi sloganlar ile kandırmamıza sebep olmaktadır. Şimdi bu bağlamda ülkemizdeki değişiklilere ve gelişen olaylara bakarsak her şeyi daha açık şekilde görme imkanımız olacaktır. Türkiye olarak bizlerin ilk yaptığı "komşular ile sıfır sorun politikası" bizlerin o anki konumuz ve yapımız itibari ile mümkün idi, çünkü yakaladığımız bir politik ve ekonomik konjektür vardı, rüzgarı sırtımıza almıştık ve bizi ileriye doğru itmekteydi. Fakat daha sonra bizim bulunduğumuz konumun verileri değişti. Bizlerin yapısı küçültüldü. Bu ise şu demekti; Birileri bizlerin rüzgarı arkamıza almamızı sağlamış ve Yükümüzü hafifletmişti. Fakat bu birileri daha sonra o rüzgârın yönünü değiştirdiği gibi üzerimize daha fazla yük ekledi. Bu kimin hatası? Buradaki hata tabi ki iktidar hatası gibi gözüksede, bizdeki alt yapımızı oluşturan sistemin bağlı bulunduğu organlarının bizleri istediği an, istediği gibi yönlendirmesidir. Yani iktidar kim olursa olsun, içinde bulunduğumuz sistem onu farklı bir yöne götüremezdi. Bizleri ilk hatayı ilk başlarda yapıp, göbek bağı kurduğumuz organizmalar ile kendimizi şekillendirmemizdir. Yani bulunduğumuz konumun bize verdiği yapı, sistemin emrinde olan bir yapı. Ama yapılacak bir şey vardı, o ise bize sunulan bu resim, bizlere yön vermeye çalışanların istediği şekilde boyamak olmamalıydı, bizler bu resmi ilk etapta sil-boz yapamazdık ama boyasını değiştirebilirdik. Onlar bizden boyasını, savaş ve kan üzerine istediler, biz ise onu barış ve sevgi üzeri boyayabilirdik. yani "ilk politikamız"* devam ettirebilirdik. Bildiğimiz gibi, Bizim konumuz ve yapımız resmin yapısını değiştirmeye elverişli değildi ama boyaması ise bizlerin konumu ve yapısına uygundu. *( Komşular ile sıfır sorun, Eski başbakan Davutoğlu'nun insani olarak kaybettiği nokta, bu politikasına sahip çıkmamasıdır) Fakat oyun içindeki oyunda, bizlerin seçenek hakkı varmıydı? Son gelişmeler onu gösteriyor ki bizdeki seçenek hakları sonuçu değiştirmiyordu ama tavrımız ile farklı olmamızı sağlıya bilirdik. Bunu son yazımda açıklamıştı. Bulunduğumuz konumda bize empoze edilen tek hedef vardı, bölgenin dizaynı, fakat iç yapımız korumak bize ait idi. nasıl istersek öyle yapabilirdik. yukarda belirtiğim gibi farklı boya rengi bizim elimizde mevcut idi, onların elindeki boyayı kullanmayabilirdik. Fakat onlar bize "Ya Sen bizim verdiğimiz savaş rengini bu resimde kullanırsın yada bizler bu savaş renklerini senin üzerinde kullanırız" belki bize kavrattılar! Anlaşıldı, hedef bölgeyi dizayn etmek, ama bizim tavrımız istenilenden farklı olabilirdi ama olmadı ! Yapamadık !! oda yukardaki sebeplere ek olarak bize verilen vaatlerde olabilir, mesela ; ülke sınırlarımızı genişletme, farklı ekonomik çıkarlar vb. ama şu bir gerçeki bu oyunu oynayanlar ülkemizden gerçek niyetlerini sakladılar. Bize "Suriye'de rejimi değişmeli" dendi, ve bunu bize, Mısır'daki, Tunus'taki, Libya'daki rejim değişikliği ile ikna ettiler. Fakat Suriye'deki asıl niyetleri o değildi. Arap baharında bile asıl niyetleri müslmanların refahı ve huzur değil idi. Çünkü resimdeki renkler ; savaş, kan, zülüm ve müslümanları toplu katletme renkleri idi. Bir çoklarının dediği gibi Müslümanların yer altı zenginlik kaynaklarına sahip olma arzusunda değildi, bizleri yine bu konuda da kendimizi kandırıyoruz, zaten o yeraltı zenginlik kaynaklarını onlar kendi ellerinde bulundurmakta. Irak, Suudi Arabistan, Libya, Cezayir, Somali daha nice bizim bilemediklerimiz ve onların sahip olduğu yerler. Asıl hedef farklı idi. Hedef bölgenin yeni dizaynını idi. Bu dizayndaki asıl engel Suriye değildi. Suriye, Yemen, Bahreyn asıl engeli çökertmek ve zayıflatmak için açılmış yaralardır. Asıl hedef, çember şekliyi ilen oluşturulan yıkıcı yangın çemberi ve bu çıkan yangını, çemberin merkezine doğru ilerlemesini sağlamaktır. Yangının merkezinde bulunan bir ülkemidir ? Kimdir ? Nedir? Hayır bir ülke değildir. Ülkeler görseldir. Ama Rahmetli İmam Humeyni'ni ışığını yaktığı, insanlığa çözüm getirecek, matris kalıbını yıkacak, İslami ve İnsani uyanış olan Muhammediye İslam'ıdır. Yani hür iradeye karşı bir saldırıdır. Yani imam Ali (as) karşı ve dolayısı ile Peygamberimize karşı ve dolaysı ile Allah'a karşı ve bu hakikate sahip çıkıp yaşamak isteyenlere hedef tahtasına oturtturulmuştur, bu çemberinde merkezidir. Yoksa daha önce böyle bir sorun yoktu. Burdaki gerçeği görmek çok basittir. İmam Ali (as) karşı olanların hedefleri neydiyse bugün islam ülkelerinde yangın çıkaranların hedefide aynıdır. Gördüğümüz odur ki Siyonist ABD & İsrail, dinsiz AB ve Suudi kraliyet ailesi ve bunların takipçisi olan müslüman ülkeler aynı ve tek saftadır. Yani Allah (cc) ve Peygamberinin (sava) düşmanlarının safı, dolayısı ile Hz. Ali (as) karşı olanların safı. Biraz önce dediğim gibi ülkeler görseldir. Hedef Allah'ın dini Muhammediye İslam'ı olan, İmam Ali (as) ve temiz Ahlu beyitin yolu olan hakiki dinini yaşayan ve yaşatmak isteyen inanlara ve hür irade sahibi olanlara karşıdır bu savaş. Ne yazıki Bu yangınında kullanılan odunların adları "islami" adlardır. Ateşi körklüyen ve ateşin üzerine benzi döken ise kendileridir. Çünkü Amerika kendisi direkt bunu yapmazdı, onlar artık kendi insanlarının ölmesini istemiyor, İsrail ? Katiyen, çünkü onlar Filistin'de kendilerini unutturmak ve Filistin davasını müslümanlar arasında çıkarttıkları bölücülük ile boğmak istiyorlar, kısacası Bunu onlarda yapamazdı, yoksa müslümanlar arasında büyük bir uyanışa ve birliğe sebep olurdu. O zaman buna bir taşeron ülkeler bulunmalıydı,öyle ki çıkacak savaş onları dünya kamu önünde unutturmalıydı, bunu ise İngilizlerin eli ile kurulmuş olan Suudi Arabistan Siyonist kraliyet ailesi ve ona bağlı ona anten ülkecikler; katar, Arap emirlikleri hazırda bekliyordu. Ya biz ? Bizi burada duygusal sloganlar ile, Osmanlıcığın yeniden ihyası hayali ile, Osmanlıyı yıkan İngilizlerin, Bizim hükümete ABD eli ile yutturduğu Osmanlıyı yenide ihya etme viyagrası ile bizi kandırdılar. Bizlerin yaptığı hata yukarda bahsettiğim gibi, kendi konumumuzu ve yapımızı iyi analiz etmeden, hayali sloganlara inanıp yol almamız oldu. Ne yazık ki yazımın ilk girişinde açıkladığım gibi tüm İslami kesimlerimizde bu hastalık mevcuttur. Eğer şimdi, biz ülke yönetimi olarak bunu kavrayıp politikamızı kendi konumuz ve yapımıza göre değiştiriyorsak doğru yoldayız. İsrail ile olan anlaşmada bunu gösteriyor. İsrail ile anlaşma yapmadan bu geri U dönüşüm gerçekleştiremezdik, dolaysıyla buda kendi konumuzu kavradığımız gösterir. Konumumuz değiştiremediğimize göre doğrudur. İsrail başkanı Netahan Yahudi'ının Rusya ile Türkiye'nin barış açıklamasından bir hafta önceki Rusya ziyaretinde ne konuşuldu? Acaba bu Rus Türkiye yakınlaşması mı gündemdeydi? Bununla beraber Türkiye İsrail ilişkileri ekonomik kısmı o kadar çok önemli değildir. fakat politik yakınlaşma kısmı Türkiye için yıkıcı olabilir, çünkü politik kısmı direk insanların düşüncelerine hitap etmekte ve insanların davranışlarına yön vermektedir. Dost bir İsrail katiyen olamaz buna inanmak ise gaflet olur. Geri U dönüşüm yapma hamlemiz ise Yapımızı kavradığımızı göstermekte. Çünkü bulunduğumuz bölge yapısı ve kendi yapımız bire bire uyumludur. onlara gelecek bir zara bizede gelecek bir zara demektir. Özetlersem, Bizlerin bazı şeyleri yaparken, duygusallıktan öte, slogandan öte, ilk yapacağımız kendi konumuz ve yapımızı iyi analiz etmemiz olmalıdır. İkinci olarak, Doğanın kanunlarında Allah'ın kanunları olduğunu unutmayalım ve doğa kanunlarına karşı İslami sloganlar ve popülist sloganlar ile karşı koyamayız. Allah'ın Adı ile Allah'a karşı gelmek !!! Bizler ne yazık ki bunu pek farkında değiliz. Allah (cc) "doğada Akıl sahipleri için düşündürücü bir çok örnekler var" diyor. Bu şu demektir; Doğa kanunlarını, kavrayıp, bilin ve yapınızı daha da güçlendirin. Daha yazıma uygun şekli "Konumunu bil, Yapını ona göre güçlendir" Mucize sadece, Allah'ın peygamberlerine, Allah'ın velileri olan masum kişiler mahsustur. Buna rağmen Onlarda doğa kanunlarına karşı gelmediler ve kendi konum ve yapıları çerçevesinde hareket ettiler. örenk İmam Ali (as) isteseydi çok şeyi değiştirebilirdi ama yapmadı, çünkü bulunduğu konumu çok iyi biliyordu vede yapısının vereceği değişikliği bulunduğu konumu kaldırmazdı. Çünkü O'nun misyonu ilahi bir mesajı korumak ve devamını sağlamaktı. Çevresindeki insanların O'nu anlaması ve takip etmesi, o insanlar için şartı ve gerekliydi. Fakat ne yazık, insanlar O'nu sloganlar ile anlayıp, takip ediyorlardı dolayısı ile gerçeklerle bire bir karşı karşıya kaldıklarında farklı davranıyorlardı. Çünkü yapıları hakikati istemiyor yada kaldıramıyordu işte bu bir kopukluktur. Yada Siz bir gökdelenin 20.katından atlayıp, Allah'ın izni ile yere çakılmam derseniz bilini ki Allah'ın kanunlarını inkar etmiş olursunuz. Ama siz kanat yapıp uçmaya kalkarsanız, o zaman Allah'ın kanunu olan yer çekim kanuna karşı, aynı havayı kullanarak, Allah'ın bir kanunu olan uçma kanunu oluşturarak yapınızı değiştirişiniz. Allah'ın doğa kanunları ile insanın sahip olduğu manevi kanunlar, bu doğa kanunlarını daha iyi bir şekilde, harmoni bir yapıda, bir bütün olarak yaşamak içindir. Allah'ın dini hayal Perese bir din değildir. gerçekci bir dindir. Ne yazık müslümanlar bunu gizemli, ütopik, hayalperest bir din haline sokmuştur kısaca slogan dini yapmışlardır. Kısa olarak yazımı özetlersem, bazılarının, İslami çevreden veya değil, dile getirdikleri yanlış algı operasyonu ile Türkiye'nin bu yeni değişim politikasına "gerçekci değil", "yine maaş olacalaklar", "ettiklerini buldular" vs. diyerek set kurmak istiyorsa, o kişiler kendi konum ve yapılarını gözeden geçirmeleri gerekir derim. Söyledikleri söz, Hasta olup hastaneye giden bir hasta için "hastalıktan kurtulmak değil amacı hastanede kendin öldürmek istiyor" der gibi, Yada evindeki ateşe görüp, "söndürmek için su yerine benzin döküyor" der gibi bir şey olur. ve birde son yazım olan "Dost ve düşman tanımını tekrardan yapmak" yazımı iyice okumalarını tavsiye ederim. Asıl analiz görecelikten daha çok prensipler üzerinde olmalıdır. Anahtar kelime " Allah'ın ve Peygamberinin Düşmanları katiyen ve hiç bir zaman dostlarımız olmaz " şayet bizler gerçek inananlar olarak hakikat üzeri yaşıyorsak, hatta sadece adı muslüman olup hakikat üzeri yaşıyor olmasak bile. çünkü Kafirler taaki sizlerde kafir oluncaya kadar, sizden memnun kalmaz. Sizleri kendilerinden saymaz. Fakat sizi bir maşa gibi ateş içinde kullanır. Eğer Onlar bize kural koyanlar ise ! o zaman konumunuzu ve yapımızı tekrardan iyi analiz etmemiz gerekiyor vede konumumuz ne olursa olsun, ama yapımızı hakikat üzeri korumamız, güncellememiz mutlak bir farzdır. Hiçbir zaman, bir şahsa, bir topluma olan bir kin, bizleri adaletli olmaktan alı koymasın yoksa telafisi mümkün olmayan hatalar ile maddi ve manevi zararlara sebebiyet veririz. Yaşadıklarımız ortada!!!! Bir mümin, iki kere aynı delikten elini sokup, yılana kendini sokturmaz, Eğer bunu yapıyorsa artık üçüncüsü ölümcül olur. Sons olarak, Artık popülist sloganlardan kurtulup, showmen'likden kurtulup, Hakikati söyleyip, yaşayan ve uygulatan olalım. Mustafa Kemal TASPINAR

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun