Oyun İçinde Oyun-2

  • GİRİŞ27.08.2016 16:30:31
  • GÜNCELLEME27.08.2016 16:30:31

Allah’ın adıyla 15 Temmuz günü olanlar asıl itibari ile Allah'ın Türkiye halkına bir lütfudur. Çünkü ülkemizi yöneten siyasi liderlerin, bölge barışının oluşması ve dökülen kanların durmasını, bölgedeki oynanan oyunda bizlerinde Suriye gibi yapılma planını anladığı ve neticesinde dış politikasındaki yaptığı değişikliğin getirdiği bir lütuf. Bu lütuf ülkemizdeki hainleri temizlememize ve o hainlerin kendilerini millete deşifre etmelerini sağladı ve ülkemizin ve bölgemizin önünü açtığı bir gün 15 Tammuz. Şimdi gelişen olaylara fazla politik ve konjonktürle yapılara ve olaylar ile analiz etmeden bakalım; Evet, Dünyada gelişen olayların politik ve konjonktürel konumu önemli ama sonucu etkileyen hep Allah'ın hesabı olmaktadır. Dolaysı ile bu gelişen olayları iki açıdan bakalım. 1-Hakkaniyet bakışı ile. 2- Batıl bakışı ile.Biz hakkaniyet bakışını işleyerek açıklayalım, Batıl ise Hakkın gölgesi olduğu için tersi olacaktır. 1- Hakkaniyet bakışı ile bakarsak, göreceğimiz şeyler o kadar basit ve Kolay ki çünkü hakkaniyet insanların fıtratı doğrultusunda Hak' a yönelmesini sağlar. bu ise " Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapılmasını istememektir " o zaman " kendini koruman için ne yapıyorsan, en azından başkası içinde aynısını düşünmen gerekir " demektir. Bizler 15 temmuzda bir "Cuntacı isyan" yaşadık. ve hemen kendimizi koruma altına aldık. Nasıl? İlk evvel Düşmanımızı belirledik ve arkasından düşmanımıza karşı birlik ve beraberliğimizi sağladık ve şimdiye kadar geri püskürtülmeyen darbeleri, geri püskürtmeyi Allah'ın Rahmeti ile başardık. İnsanlarımızın dışarı çıkması ve kahramanca, cuntacıların o zalimce baskılarına göğüs germesi, Allah (cc) bizlerin basiretine ve sadrına, kendi Rahmet kapısını açmasıyla gerçekleşti. Yada ölümcül olan, feci bir trafik kazasından sağ salim çıkmak. Bu Allah'ın bir Lütfü ve bizlerinse hatalarımızı düzeltmesi içindir. Bu bağlamda şu soru geliyor aklımıza, Neden Mısırda gelişen olaylarda bu yaşanmadı ? Cevabı çok basit, 15 Temmuzda ülkemizde yaşana olaylara baktığımızda, ülkeyi savunalar ; Kürt'ü, Türk'ü, Alevi'si, Şia'sı, Sünni'si hepsi tek düşmana karşı tek vücut idi. Çünkü tek düşman vardı, o da Maşa olan Fetöcü cuntacıların ve içerdeki diğer satılmışların bağlı olduğu, akıl babaları Siyonist olan: ABD&İsrail ve Dinsiz BATI. Bizlerin, kendilerine "akılı güç" dedirttiren zalimler, yani bizlerin düşmanları karşısında hakkaniyet çizgisinde HALK OLARAK BİRLEŞİP TEK VUCUT olmamızdandır. Fakat Mısırda bu böyle olmadı, orda halk kendi arasında parçalanmıştı, yani halk hakkaniyet çizgisinde tek vücut olamadılar. Selefiler, Vahabiler, batı yanlısı olan insanlar, kendilerini kullandırmış ve Mursinin kendi tabanıda hakkaniyet çizgisinde değildi, bölük pörçük idiler tek vücut olarak Allah'ın ipine sarılmadılar dolaysı ile Allah Rahmetine nail olamadılar. Kısacası, Bizlerin başarması, Allah'ın Düşmanlarını Düşman olarak tanımamız bizleri birleştiren en büyük faktör oldu ve kazandık. Bizim için şimdi en önemli yapılması gereken, bu hakkaniyet çizgisini korumak ve bu çizgi üzerinde kalmak olmalıdır. Bizler için, bu hakkaniyet çizgisini korumak, bizler için hiç kolay olmayacaktır. Bu bağlamda, Türkiye'nin son zamanlarda yaşadıklarına bakarsak, herşey açık olarak anlaşılacak ve yapılması gerekenlerinde görülmesini sağlayacaktır. 15 Temmuzu isyanını gerçekleştirmeye çalışan "akılı güç" dediklerimiz şuan "B" planlarını işleve koydular. Biliyoruz ki bu kendilerine "Akılı güçler" dedirttiren güçlerin hesaplarında kaybetmek yoktur. Çünkü onlar Hakikatin gölgesi oldukları için hakikat var oldukça onlar ve dolaysı ile oyunlarıda var olacakladır. kaybetme mefhumu onların sözlüğünde yoktur, bizlerde olduğu gibi. Biz hakikat üzeri yürüdükçe onlarda batıl üzeri yollarına devam edeceklerdir. son yazımda değindim bir konu vardı. “Buradan cumhurbaşkanıma sesleniyorum: Sayın cumhurbaşkanım bizler büyük bir belayı tatlı olarak atlattık ama bela kendi yerini her durumda yine en güzel şekli ile korudu. son günlerde gelişen vahim terör olayları bunun işaretidir. onlar direkt olarak 15 temmuzda Bizleri ateş içine sokacaklardı ama Allah’ın rahmeti ile girmedik fakat ilerisinde yanacak büyük ateşin kaynağında oluşturduk.” Bizler onların "B" planını işleve sokmasını sağladık, "B" planı daha çetin ve karmaşalı olacak, çünkü 15 Temmuzda aldıkları bir ders oldu, dolaysı ile şimdi daha şeytani planları bize uygulayacaklar. uygulayacakları plandaki ilk hedef Bizlerin HAKKANİYET ÇİZGİSİNDEN SAPTIRMAK olacaktır. Bu bizlerin BİRLİĞİNİ BOZMAYA yönelik olacaktır. İkinci olarak : TURKIYENIN KENDİ SINIRINI, TERÖRİSTLERDEN TEMİZLEMESİ KADAR DOĞAL BIR ŞEY OLAMAZ. ÖZELIKLE SİONIST ABD VE ISRAIL'IN BÖLGEMİZDE, TÜRKİYE, IRAK, SURIYE VE İRANINDA KAPSIYAN BİR ALANDA KURMAK ISTEDİĞİ BIR KÜRT DEVELETİNE MUSADE EDEMEZ. SIZ BARZANINI ABD VE ISRAILIN BIR ADAMI OLDUĞUNU UNUTUYORSUNUZ. Yoksa Türkiye'nin Barzaniyi desteklemesinden ötürü Barzani uslu değildir. Bu Siyonist güçlerce desteklendiğinden ve Barzani bölgedeki kapsamlı olacak Kürt devletinin fiili olarak bir ayağını oluşturduğu içindir. Yani Türkiye ıraktaki Kürt devletini kabul ettiği içindir. BARZANI TABI ILIMLI OLACAK CÜNKÜ O IRAKTA İSTEDİĞİNİ ELDE ETMİŞTİR. FAKAT KÜRTLER NE SURIYEDE, NE IRANDA VEDE NEDE TÜRKIYEDE HENÜZ İSTEDİKLERİ TOPRAK PARÇALARININ SAHİP OLMAYI GERÇEKLEŞEMEDİĞİ İÇİN BURDAKİ KÜRT UNSURLARI SİLAHLI OLARAK DAHA AKTİVDİR. ONLARDA İSTEDİKLERİNİ ELDE ETSİN ILIMLI OLACAKLARDIR. TÜRKİYE ŞAYET SURİYEDEKİ HAREKATIN EĞER SURİYE REJİMİ ILE KOORDİNELİ YAPMAZ İSE BU HAREKATIN SONUCU BÖLGEDE ÇOK VAHİM SONUÇLARI OLUŞTURACAKTIR. TÜRKİYE KENDİ ÇIKARINI YİNE ABD PROJESİ DAHİLİNDE ARAMAKTADIR. YANI OLUŞACAK SONUÇ YİEN TÜRKİYE ÇIKARI İLE ÖRTÜŞMEMEKTEDİR. Şuan görünürde o olsada. BİLİNDİĞİ GİBİ SURİYE REJİMİ BÖLGEDE, RUSYA, İRAN, ÇİN VE HİZBULLAH TARAFINDAN DESTEKLENMEKTEDİR. ZATEN SURİYEDEKİ İŞGALİN ANA SEBEBİ, SURİYE, HİZBULLAH'IN İSRAİL İLE YAPTIĞI SAVAŞDA İRAN İLE BİRLİKTE HIZBULLAHA DESTEK VERMESİDİR. YANİ SURİYE, HİZBULLAHA ÜRETİĞİ SİLAHLARI VE HİZBULLAH İÇİN GEREKLİ OLAN LOJİSTİK DESTEĞİ VERMESİDİR. ŞAYET SURİYE, HIZBULLAH İSRAİL SAVAŞINDA ABD'NİN YANINDA YER ALMIŞ OLSA İDİ, NE SURİYE REJİM NE ESAD BUGUNKÜ YAŞADIĞINI YAŞAMAZDI. ABD'nin ikinci adamını ülkemize gelmesi, Cunta isyanından 40 gün gibi bir zaman diliminden sonra gelmesi manidardır. Onun dediği gibi " keşke 16 temmuzda gelseydim " demesi bize masal anlatmaktır. şöyle ki izledikleri yol "bekle - gör ve uygula ". Bizlerin yaşadığı son gelişmeler çerçevesinde, ne yapabileceğimizi, direnişteki sabrımızı ve samimiyetimizi vede aramızdaki farklı grupların/etniklerin/Din anlayışların nasıl bir tepki vereceğini görmek istediler ve akabinde kendilerine yeni bir yol tayin ettiler. ABD Başkan yardımcısı Mr. Bidon'un, Türkiye halkına ve siyasi iradesine verdiği mesajların ve söylediklerinin hepsi BİDON. Amas Türkiye'de oluşan "Amerika karşıtı" olan toplumsal havayı indirmek. Bilmemiz gereken şu olmalı, onlar planlarındaki hedeflerden katiyen sapmadılar, sadece yaşadıkları olumsuzluklar karşısından ek planları devreye soktular. Fakat şunu unutmayalım, Bize karşı kullanacakları silahlar Halkımızı ayrıştıran konular olacaktır. onları ise belirlidir. "Irkçılık", "Mezhepsel yapımız" ve "Demokrasi" bu üç konuda bizlerin dış politikasını etkilemektedir. Kurt sorunu asıl itibari ile ırkçı bir politikaya dayalı ve aslı olmayan ve terör örgütü PKK'nı devamlı canlı tutuğu, gerçekçi olmayan, ülkemiz halkları arasında kin ve nefret oluşturma politikasıdır. Demokrasi, Dinimize karşı kullanacakları ayırt edici "Laiklik", "Kemalizim" ve "anti laik" dinci" benzeri tanımların tartışmalarına yol açarak, halkımızı kendi arasında "laik" ve "dinci" olarak ayırt etmek olacaktır. İlerde halk tabanında Tutma şansı olabilen bir konudur. Fakat her şeyden önemli, Mezhepsel yapımız, toplumda kırılmalara sebep verecek, asıl olan bir konudur. Sayın cumhurbaşkanımızın iç ve dış politikalarında dikkate alması gereken ana konu mezhepsel yapımızdır. Bu konuyu son yazımda belirtiğim gibi : "İşte yapılan ve yapılmak istenenlerin özeti “Hak din olan Muhammed İslam’ına” karşı yapılan bir savaştır. Bunu gerçekleştirmek için Müslümanları iki veya bir çok kutuplu yapıp, oyun içinde oyunlar, yalan içinde yalanlar ile Hakikati örtbas etmektir. Ne yazık ki Müslümanlar kendilerine güç veren İlahi dinlerinde çok uzak ve bilgisizlerdir. Sayın Cumhurbaşkanım, Sizinde dediğiniz gibi, Müslümanın Şia’sı & Sünni’si olmaz, sadece İlahi din olan Peygamberimiz & Ahlu beytinin, bir sürü zalimlerin zorbalıklarına ve o zalimlerin yalanlarının karşısında yılmadan günümüze kadar yaşattıkları İSLAM dini vardır. İşte 15 Temmuzu gerçekleştiren “akılı güç” yada “ışık saçanlar” Siyonist güçlerin hedefi, bu İlahi dinin mümkünse yok etmek, yaşatmamak, sahtesini oluşturmak, beyinleri bulandırmaktır." Bizlerin bunları bildiğimiz, ayırt edici ve kinci oyununlarına gelmemiz, Bizlerin kendi ellerimizle oluşturacağı en büyük yıkım olur. Yani Bizlerin Temel yapısı olan VAHDET / HAKKANİYET çizgisini yok etmek, bizleri bu çizgiden saptırmak, onların bizlere empoze ettiği, ÇOK SESLİLİK/BATIL olan anarşik yapılanmaya itmektir. Bazı insanlar şunu diyebilir, "VAHDET" köleliktir, İnsanın Aklını tek kişiye teslim etmesi demektir". Ben ise şu soruyu onlara sormak istiyorum. Doğru nedir? Doğru olmak bir karmaşamıdır ? Bir konuda, bir çok doğru olur mu? eğer öyle olsa idi, YALAN diye bir şey olmazdı. Eğer öyle olsa idi, biz ne teknolojik olarak nede ekonomik olarak ilerleyemezdik. hedef tek olan doğruyu bulmak. Buna karşı şu denile bilinir "ama bütün Müslüman ülkeler geri kalmış" evet doğru bir tespit, fakat onların geri kalmasının sebebi Vahdet çizgisinde olmadıklarından ve empoze edilen ya çok seslilik veya zülüm çizgisinde oldukları için. Hakikat her zamanda ve her mekanda hakikattir. Yalan ise Hakikatin Köpüğüdür yani hakikatin kendisinin saptırılması. şimdi siz bana, aklımı hakikatin saptırılmış bir çok türevlerine mi teslim etmemi söylüyorsunuz? Bizlerin yaşamadaki hedefi, Dinlerin gelmesi, Peygamberlerin gelmesi ve tarih boyunca yaşamış olduklarımız ve şuanda yaşadıklarımızın hepsi hakikati kavramak ve yaşamak istememizdendir. buna karşın, çok seslilik ise, hakikatin türevleri olan yalanlar ile bizleri yanıltma ve saptırmadır. siz bu türevlere istediğiniz ismi verebilirsiniz. Evet Hakikatin sahtesi var. Biz ona BATIL diyoruz. ama sizde biliyorsunuz yalan bir tane değil ! 1000 tane !! hatta dahada fazla, ama Gerçek / Hakikat BİR tanedir, bir buçuk bile değil. Allah (cc) ayetlerinde bize şeytanı düşman olarak tanıtıyor değil mi ? ama bizler şeytanı ne gördük ! ne oturup onla karşı karşıya gelip sohbet ettik ! nede o kizim anlımıza silah dayadı, nede bize zorbalık ile zülüm ettiğini gördük ! o zaman şeytan nasıl olurda bize düşman oluyor? Diyebilirsiniz ki Akıl işimi şimdi bu? zaten bu yüzden bazılarımızda şeytanın varlığına bile inanmıyor ! mantıklıda gelebilir bu. Neden o zaman, Allah (cc) bize her fırsatta kuran ayetlerinde, Şeytan sizin düşmanınız diyor ? Bunu anlamak için ilk önce insan kendisine şu soruyu sormalı. (daha önce siz bu soruyu kendinize sordunuz mu? ) Acaba Ben düşünüyorumuyum? Cevap tabi ki herkez tarafından "evet" olacak. çünkü özeliğimiz o değil mi ? Düşünebilen bir varlık olmak. Nasıl düşünüyorum? bana bunu sağlayan faktör ne? mesela acıktığımı biliyorum ve yemek ve benzeri şeyler yiyorum. Susadığımda biliyorum, su içiyorum. Hasta olduğumda biliyorum, (her zaman değil) doctorat gidiyorum. Ama bana bu hallerimi kavratan, düşündüğümü nasıl anlıyorum ve ne ile idrak ediyorum bu " düşünceyi"? Kim bana söylüyor düşündüğümü ? nerden geliyor o düşünce? Biraz kafa karıştırıyor ama !! Aklı dan bahsedeceğiz, tabi ki !!! ama akıl bir terim, bir tanım aynı sevgi ve vicdan gibi. Gözle göremediğimiz, elle tutamadığımız, sadece hissedebildiğimiz fakat nerden nasıl geldiğini bilemediğimiz bir "his" bu. Demek ki insan olarak bizlerin madde ile açıklayamıyacağımız " ruhsal" iletişimlerimiz var. Bu iletişim canlı olan ve gözle görebildiğimiz veya göremediğimiz herşey ile geçerli bir iletişim ama genelde bu iletişimizden haberdar değiliz Bradant kendi konumuza dönelim, çünkü bu başlı başına bir konu ama bizlerin Hakikati bilmemiz için gerekli ve anlamaya çalışmamız gereken bir konu. Bizler VAHDETTEN bahsediyorduk, dolaysı ile bizlerin hem kişisel, hem toplumsal hemde bölgesel vahdeti sağlaması ve koruması lazım. Bu bağlamda, ülkemizin 15 Temmuzda yaptığı düşman tanımı çok önemli. burada düşman dereken insanları kast etmiyorum, onlar yukarda açıkladığım gibi düşündükleri hissi ile hakikatin gölgesi veya türevi olan batılın gerçek olduğuna inanırlar dolaysı ile doğruyu yanlışta ararlar. Matriksin/BATIL'ın vazifeside budur, insanlara Doğruyu yalanda artmaktır. dolaysı ile dinin sahtesi, peygamberlerin sahtesi bu matriksde mümkündür. Yazımı daha önce söylediklerim ile bitirmek istiyorum, tekrar oluyor ama, Ülkemizin çıkarı, hakkaniyet çizgisinde komşu ülkeler ile birlik ve beraberlikten geçer, İran, Suriye, Irak, Kürt kardeşlerimiz ve gayrimüslim komşularımız ile adalet dairesi içinde barışık olmamız, bölge ve kendi sosyo-ekonomik çıkarlarımız için gereklidir. Müslüman komşu ülkeler ile VAHDET çizgisinde birleşmemiz kaçınılmazdır. Bir dini vacibedir. Neden vahdet ? çünkü bizleri birbirimize düşman etmelerinin önüne geçmektir. Kendi düşmanlarımızı yani onları görmemizi engelleyip, düşmanlarımız yani onların bizleri kullanıp, kardeşimiz aynı zamanda dostumuz olan ülkelere bizleri saldırtarak, bir birimizi düşman kılmaktadır. Bugünkü yaşadıklarımız ortadadır. bunu çift yönlü yapmaktadırlar. Hedef VAHDETİ kırmaktır. Allah'ın ve Peygamberin Düşmanları bizlerin düşmanıdır. Şeytan ve Şeytanın dostları ile ne bir birlik, ne bir vahdet, nede bir ittifak mümkündür. Ama ne yazık ki biz Allah düşmanları ile vahdet'i aramaktayız. Dolaysı ile Siyonist ABD & İsrail, Dinsiz Batı ve tefrikacı aynı anda Siyonist olan Suudi kraliyet ailesi bizlere katiyen bu halleri ile dost olmadıkları gibi katiyen bir VAHDET oluşmaz. Onar insanı kandırmasını çok iyi biliyorlar, çünkü yalan vaatleri ve yalanı çok güzel vede samimi olarak söyleyebiliyorlar. Suriye sorunu, Türkiye - İran - Rusya olarak, ABD zaten kendini empoze eder, Suriye başkanı Esad'ı toplantıya dahil edip, barış içinde, halk tarafından seçilmiş yeni bir iktidarın gelmesi için, acil Barış ortamının sağlanması ve hemen arkasından da bir seçimin sağlanmasıdır. Seçimden çıkan netice, bizlerin hoşunda gitmese de, saygı duyup desteklememiz şarttır. DAİŞ, PKK, PYD ve tüm terör örgütleri şimdi buna fetö dahil Siyonist Amerika'nın bize karşı kullandığı bir "aba altındaki sopadır" Terör örgütleri bölgedeki vahdet ve birlik neticesinde yok olmaya mecburdur. İsrail ve ABD bunu istemezlersede. Şunu altını tekrardan çizmek istiyorum, yukarda kısaca işlemiş olduğun bir konu : Ben düşünüyormuyum,? Bugünkü Mücadele, ne bölge dizaynını yapmak !! ne bölge zenginliklerine sahip olmak !! bunların hiç biri değil. Bunlar sadece birer araçtır hedef değil. Bunu mutlak olarak kavrayalım. ASIL HEDEF İNSANA HÜKMETMEKTİR. Yani insanın düşüncelerine sahip olmaktır. Yapılan savaşlar ise bu idéal doğrultusunda düşünceleri yönlendirmedir. PKK'nın yaptığı Kürt halkını düşüncelerin Bağımsız bir Kürt devleti ile celp etmektedir. Hedef Kürt halkına hüküm etmektir. DAİŞ'in yaptığı, Müslümanları düşüncelerin Allah'ın adı ile celp etmektir. Hedef Müslümanlara hükmetmektir. FETÖ nün yaptığı, Müslümanların inançların İslam adı ile celp etmektir. Hedef Müslümanlar hükmetmektir. ABD & İsrail'in yaptığı, kapitalizm ile insanların düşüncelerin celp etmektir. Hedef insanlara hükmetmektir. Dinsiz Batı'nı Yaptığı, Laiklik ve demokrasi ile insanların düşüncelerin celp etmektir, Hedef insanlara hüküm etmektir. Dolaysı ile Allah'ın dediği " ŞEYTAN SİZİN DÜŞMANIZDIR" birazda olsa anlaşılıyor. Çünkü şeytanın Yüce Allah verdiği bir söz vardır. "Onları Sana taper bulmayacaksın, hepsini saptıracağım, sadece bir azı hariç" ve en ilginç olan sözü ise " Onları sadece çağırdım, Benim onların üzerinde hiç bir zorlayıcı bir gücüm yoktu". Herşeyden önce Bizim Hakkaniyet çizgisinde, hakikate yürümemiz şarttır. Batılda Hakikati aramamız, Hakkaniyetten sapmamız demektir. Bizim "Rabiay"mız yoktur "Hamsa" mız olmalıdır. Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Devlet, Tek vatan ve hepsini kendi bünyesinde toplayan Tek ÜMMET. Yoksa bizler Hakkaniyet çizgisini koruyamayız. Mustafa Kemal Taşpınar

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun