Üst Akıl Mı Yada Ego-Sentrızım Mı? -2

  • GİRİŞ28.11.2016 14:33:12
  • GÜNCELLEME28.11.2016 14:33:12

ILAHİ KANUNLAR VE TANIMLAMALARIN AÇIKLAMASI

Bir önceki yazımızda Üst akıl işledik, çünkü beşeri sistemlerde işlev gören üst akıldır. dahası üst akıl ilahi otoritenin yerini alan mekanizmanın ana kaynağıdır ki onu önceki yazımda belirtmiştim. Her türlü beşeri sistemler, yapı itibari ile adları ne olursa olsun o üst akıl dediğimiz kaynaktan beslenir.

İnsan oğlunun kavraması gereken iki ana nokta vardır, daha önceki yazımızda da belirtmiştik.

1- Tüm güzelikler/ Hakikat- "Hak", Allah'tan.

2- Tüm Kötülükler/Yalan- "Batıl" , insanın kendi elli ile değiştirdi. 

ve demiştiki sadece Tek bir yol var, o ise hakikattır, ama bu hakikati değiştirme, yani farkı bir tanım değişikliği yapma ise kötülüktür. William Shakespeare buna güzel bir tanım getirmiş " Allah size bir yüz vermiş, siz ise kendinize ikincisini yapıyorsunuz". Onunda su ve köpük misali olarak gösterdik, köpüğün oluşması için suyun olması şarttır demiştik. Yada başka bir açıklam yaparsak; eksi (-) değeri tanımlar isek, oda artı değerin eksilmesi olarak açıklık getirebiliriz. Yani  sizde 5 litre süt var ise, ben sizden 5 litre süt istesem, siz bana ancak 5 litre verebilirsiniz, sizin bana verdiğiniz 5 litre bana artı (+) değer olur, size ise eksi (-) değer olur, ama ortada var olan tek bir değer, hem eksi oluyor, hemde  artı oluyor, asıl olan, var olan sadece 5 litre süttür. özetlersek hakikat olmadan yalanı oluşamaz. 

O zaman şu soru akla geliyor, yeryüzünde milyarca nesneler ve tanımları var bunların karışımlarından olan o kadarda melezlikler var, nasıl yalan ve doğruyu veya iyi ile kötüyü ayırd edebiliriz?

Ayırd etmedeki kullanacağımız mantık ne olmalı? Kim bu iyi & kötü deme otoritesine  sahiptir? burdaki ilahi otoritenin uygulaması nasıl olmalıdır? yoksa sen veya ben bu otoriteye sahipimiyiz? yada çoğunluğun bir şeye iyi tanım vermesi o  nesneyi "şeyi"  iyi yaparımı?

İşte herşey burda ayrışmaktadır. Bu sorulara vereceğimiz cevap bizlerin gerçekten nasıl düşündüğümüz ve bu düşüncelerimizin kaynağınıda ortaya koyacaktır. ilk konumuz olan "üst akıl & ego sentrizim"de nefis ve şeytanın ilişkisinide bu "batıl"  olarak işlemiştik.

Burda ilk tanımlamamız gereken, ilahi yaratılış kanunlarıdır. İlahi kanunlar, bizdeki genel anlamda bir mantığın oluşmasını sağlar, işleyiş prensiplerinde değişiklik yoktur, hayatımızı oluşturan nesnelerin yapıların oluşturu. O ise, sıcak, soğuk, sert, yumuşak, hafif, ağır, kırılır vb. tanımlarki bunlar, nesnelerini fiziksel yapısıki, bizlerin fizyolojik yapısı ile birebir bağlı olan kuralardır. bu kuralların tanımlarının ana merkezi bizi "insanız". Varolan tüm kanunlar bizlerin yapısı ile birebir ilintilidir.

çünkü Allah (cc), yaratığı her nesedeki kurları kendisi belirlemiş ve kendiside bu kurlarada değişiklik yapma hakkını kullanmamıştır. (Allah istese dilediğini yapar fakat Adaletin temeli O yüce Rabbimizdir.)

- "Bundan önce gelip geçenler hakkında da Allah'ın yolu yordamı buydu ve Allah'ın yolunda yordamında bir değişme bulamazsın" Azhab-62

- "Allah'ın, öteden beri süregelen kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın" Fetih-23. 

- "Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer. Onlar öncekilerin kanunundan (onlara uygulanandan) başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın kanununda asla bir değişme bulamazsın, Allah'ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın" Fatır-43

Örnek: ateşin yakması, aşırı soğuğunda dondurması, suda ıslanmak, yüksek bir yerden düşmek, havası olmayan yerde yaşamamak vb. gibi bunların hepsi, yapıların kendi öz oluşumu ve bulundukları ortamlar ile birebir ilintilidir. Fiziksel kanunlar, matamatiksle denklemler, kimyasal karışımların değişmeden takip ettiği ilahi kanunlardır, biz buna ilim diyor, öğrenerek keşf ediyoruz.

Bu yapısal denklemlerde, insan olarak bizlerin yapısı, bu oluşan hallere birer tanım getirmiş ve kanunlaşmıştır, yani bizlerin bu fiziksel tanımları değiştirmesi mümkün değildir, çünkü maddenin yapısını bizler keşfediyoruz, oluşturmuyoruz, ama kendimize uygun  hale getirip, bunları kullanabiliyoruz. Mesela Uçağın boşlukta uçması, Denizde gemini yüzmesi, insanını havasız bir yerde yaşayabilmesini sağlaması, vb. bütün bunların gerçekleşmesinde ilahi kanunların değişmediği yatar.

Asıl sorun, İnsanların bu milyarca oluşan ve onların karışımından olan nesne ve tanımları kullanmasında ve sahiplenmesinde yani "kişileştirmesinde" oluşmaktadır.

şeytanın kendisini insan karşı üstün görmesinde yatan ana sebep budur, şeytanın kendi varlığını sürdürmesinde, yaşaması ve var olması için bu tıp bir sorunu ve sıkıntısı yoktur. Ama insanın yapısı gereği, böyle bir kargaşa içinde, kendisini koruma ve neslini devam ettirme sorunu vardır. bu ise insanın hayat dediği, yaşantısıdır vede İmtihan alanıdır.

Bu açıklamadan sonra önümüze açıklanması gereken iki yapı çıkmaktadır.

1- Hayatımızı yaşamak ve varlığımızı sürdürme. "Fiziksel yapımızla ilgili"

2- Bunu gerçekleştirmek için varolan "Akıl" yada "düşünce"lerimizi oluşturma ve kullanma. "Ruhsal yapımızla ilgili"

Bu iki tanım, bir birine sıkıca bağlı olan bir birleşimdir. William Shakespeare'in dediği gibi " olmak yada olmamak" veya Fransız filozof, Descartes'ın dediği gibi "Düşünüyorum, öyleyse varım" 

Bu tanımlar bize, iyi veya kötü açıklamasını, var olan hakikatin kavranmasını yapmamakta, o zaman ben, bu hakikatı kendi yapımla nasıl yaşayabilirim ? Herhangi bir kuralı varmıdır? Nedir o kuralı? Bu kuralın tanımını kim yapmaktadır? Kimdedir bu otorite? Her bir şahıs kendinini merkez alarak genel bir kural koyabilirimi?

Bu açıdan bizlerin düşünceleri çok önem arzetmektedir, çünkü çevremizdeki oluşan herşeyi kendi düşüncelerimizin kullanılması ile oluşturduk. Bizler kendimizce birşeyler icad etmedik var olan herşeyi keşfetmekteyiz. beynimizde var olan verilerinde daha hepsine sahip değiliz, beynimizde açılmamış olan o kadar çok bellek varki.

Allah (cc) kendisinden, "üfleyerek ruh verdiği" insan öylesine bir güç vermiştirki insan oğlu o güçü daha henüz kullanamamaktadır. Fakat Allah'ın seçtiği kullarıda vardırki şeytanın dediği gibi " çok azı hariç" diyerek belirtiği kulları. bunlar insanların arasından Allah'ın seçtiği şahitlerdir, dolayısı ile yapı itibari ile "pak ve masumlar"dır.

Bütün bu açıklamalarımın amacı, genel anlamda var olan herşeyin taban verisi güzeliktir, bunula beraber "Allah'ın sünnetinde değişiklik yoktur" kanunundan, ilahi fiziksel kanunlarla, her bir insanın kendi varlığını merkez alarak, ilahi fiziksel kanunları ve taban verilerini kullanmasıdırki işte o andan itibaren "iyi" ve "kötü" tanım çıkmaktadır.

Böylesi bir ortamda, bir çok hakikat oluşacak ve herkezde kendini referans alarak tanımlar yapacaktır, anlamına gelir. Fakat ilahi kanunlar ortaya atilip, başi boş dolaşan  yapilar değildir. Allah (cc), Bizleri başı boş bırakmayacaktır.   

- " Hani Rabbin meleklere, ben yeryüzünde mutlaka bir halife yaratacağım demişti. Demişlerdi ki: Orada bozgunculuk edecek ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Biz, sana hamd ederek noksan sıfatlardan arılığını söylemede, seni kutlamadayız ya; (Allah) Ben, sizin bilmediğinizi bilirim demişti." Bakara-30. ve devam olarak, 

- "Âdem'e bütün adları bildirmişti de meleklere o adlarla anılan şeyleri gösterip hadi demişti, doğrucuysanız bunların adlarını haber verin."Bakara-31 ve Allah (cc) devam olarak 

- "Demişti ki: Ey Âdem onlara, yaratıkları adlarıyla haber ver, Âdem, her şeyi adlı adınca haber verince demişti ki: Ben size demedim mi, göklerdeki gizli şeyleri de bilirim, yeryüzünde ki gizli şeyleri de. Açığa vurduğunuzu da bilirim, gizlediğinizi de." Bakara-32.

Allah (cc) insana tüm herşeyi öğretmişti, fakat burdaki öğretilen herşeyi kamil, eksiksiz olmak kaydı ile, insanoğlunun beyninde bulunan tüm veri belleklerini varlık anından itibaren kullanma kapasitesini sadece bazı kullarına nasip etmişti, diğer kulları ise daha önceden açıkladığımız üzeri, farklı tanımlar ile, Kemaliyet'i, aramaları, keşfetmeleri, ulaşmaları  " bulundukları konum, yapı, zamana" göre kendilerini merkeze koyarak, kendilerinde bulunan o gücü batıllaştırmıştır. örnekleri tarihimizde bolca vardır ve halada yaşamaktayız.

Özetlersek; İnsan oğlunun oluşturduğu iki tanım vardır; 

- Fiziksel tanımlar, sosyal tanımlardır. Yapı itibari ile değişiklik arz etmez fakat kişilerin şahsi kullanmasına müsaittir. " iyi kötü olabilir, kötüde iyi olabilir".

- Bu tanımları geçerliliğini teyit eden tanımlardırki bunların seçimi insan bağlı olmayan yapılardır. Herhangi bir güçün diğer bir güç üstündeki otoritesi, karar verme imkanıdır. İyi'ye iyi deme, kötüye ise "kötü" deme otoritesi. Mutlak otorite sahibi Allah'tır. İlahi otoritenin yer yüzünde uygulaması kime aittir? nasıl bir yapıdır? yada kimler bu otoritenin uyguluyucusu olabilir?

Birdaki yazımızda bu konuyu ele alalım Allah nasip ederse.

Mustafa Kemal TAŞPINAR

 

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun