Tevhid İnancı Mehdeviyet ve Deccalizm-2

  • GİRİŞ19.05.2018 09:05:43
  • GÜNCELLEME19.05.2018 09:05:43

BismillahiRahmaniRahim,

« De ki: "Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz? » Enam-50

« Rabbim, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? » Enam-80

« Öğüt alıp düşünmesini bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıkladık. » Enam-126

« Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz? » Yunus-3; Hud-24; Nahal-17; Mumin-85; Secde-4

« Onlar, yine de o sözü (Kur'an'ı) gereği gibi düşünmediler mi, yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi? » Mumin-68

« O, gece ile gündüzü birbiri ardınca kılandır; öğüt alıp-düşünmek isteyenler ya da şükretmek isteyenler için. » Furkan-62

« İçten (Allah'a) yönelenden başkası öğüt alıp-düşünmez. » Mumin-13

«Onlar için öğüt alıp-düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti. » Duhan-13

« Işte onun işaretleri gelmiştir. (perde kalkmıştır) Fakat kendilerine geldikten sonra öğüt alıp-düşünmeleri onlara neyi sağlar? » Muhammed-18

« Öyle olmasa, Kur'an'ı iyiden iyiye düşünmezler miydi? Yoksa birtakım kalpler üzerinde kilitler mi vurulmuş? » Muhammed-24

« Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi? » Vakia-62

« Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı? » Kamer-12; 22; 32; 40.

Kuranı kerimdeki ayetlerin çoğunluğu bizleri düşünmeye mecbur kalmakta. Neden düşünmek bu kadar önemli !? Acaba Biz gerçekten düşünüyormuyuz ?? 

Yazımızın ikinci kısmına devam etmeden bir not düşelim, Yukardaki sıraladığımız ayetlerdende anlaşılacağı üzeri, Ilim & Bilim ve teknoloji, Islamın karış olmadığı hatta tam aksine sahip çıkımamızı şart olduğu vede kendimizde haiz olan bu güçü sahip çıkmamızı emreder. Fakat yazımızda açıklıyacağımız gibi bizler Bilimden, düşünmekten, ne anlıyoruz ? Ne yapıyoruz ? vede nasıl yapıyoruz ?

Bilim, İnsanın yapısına fıtratı olarak dahil edilmiştir. Yani yaratılışında olan yapılanmadır. İnsanın özü olan Ruhun kendini göstermesi düşünce tezahüratıyla oluşur, Düşüncenin tezahüratı ise amelerinin oluşumunu sağlayan, bilim & ilim ile şekilenir / yapılanır. Yaptığımız her hareketlerimizin belirli kanunlar ve kuralla uyumlu olmak zorundadır. Bu hareketlerimizin fiziksel açıklamasını ilim & Bilimle yapmaktayız.  Mesela, Rastgele attığımız bir taş, düşene kadar bir çok bilimsel kanunlara tabi olmaktadır. Attığımız her adım, aldığımız her nefes belirli bilimsel kanunlara tabidir. Fakat bütün bu hareketimizin amacı, hedefi, düşüncemiz tarafından belirlenmiştir. Açıklarsa; Hür irade (düşünmek & niyet), istenileni sahip olmak, amel (Akıl) , Sahip olunanı yaşamak ve yaşatmak (hedef). Niyet ve Neticenin kullandığı araç Amel (akıl). Asıl olan niyettir. Niyetin tanımını amelde görebildiğimiz gibi neticedede görebiliriz.  Ama tüm tanımlamaları yaparken hangi özgün tanımlama sözlüğü kullanarak yapıyoruz ? o çok belirliyicidir.

Hayatımıza yön ve şekil veren, niyetlerimiz & düşüncelerimizdir. Bizler niyet ve düşüncelerimizi gerçekleştirebilmek için Akıl mekanizmasını kullanarak hayatımıza nihayi şekli vermeye çalışırız. Kısaca çevremizdeki oluşumların ana temel kaynağı (yaratılış hariç) insanın düşüncelerinin, niyetlerinin birere meyvasıdır ; Matematik & Fizik, Edebiyat, Sanat, Sosyoloji, Biyoloji, Astronomi, ve tüm diğer bilim & İlimlerin hepsi insanın niyetlerinin ve düşüncelerini şekillenmiş halidir.

Bir çok insanın yanıldığı konu, zanederler ki hayatımıza şekil veren, oluşturan aklımızdır. Hayatımızı şekil ve yöne veren akılımız değil düşüncelerimizdir. Bir açılım yaparsak konuyu kavramak için ; Teknoloji Bilimi kullanır, Bilim akılı kullanır, Akıl düşüncelerimizi kullanır. Aklın beslenme kaynağı düşüncedir. Düşüncenin beslenme kaynağı ise Nefs & Ruhutur. Ruhun bağlantısı ise İlahi Kaynaktır. (Bu şema hükmetme piramididir.) 

Akıl, gerçek anlamda bir uygulama mekanizmasıdır. Anlamak için örnek verirsek, Akıl, Bilgisayardaki anakart üzerine yerleştirimiş programları gibidir, Bilgisayarınızın kullanır olabilmesi için önceden yerleştirilmiş programların olması gerekir. Fakat o programların asli görevi, verilen emri yerine getirmektir. Akıl, bizlerin hesap-kitap işleri, plan-program, kısaca  hayatımızın akıcılığını sağlayan uygulamaların gerçekleştirir. Düşüncenin dolaysı ile nefsin-Ruhun emri doğrultusunda işlev görür. Örnek versek; word aklını kullanırsanız, size yazı yazdırı, eğer siz, « iyi » yazmak isterseniz ! size « iyi » yazdırı. şayet « kötü » yazmak isterseniz ! size « kötü » yazdırır. Yani bir şeyin iyi veya kötü olduğunu ayrıt eden akıldır ama iyi veya kötü tanımını yapan akıl değildir. Birşeyin iyi & kötü olması niyetlerimizin ve düşüncelerimizin yaptığı bir tanımlamadır.

« Allah bir kavmi değiştirmez, onlar kendi nefislerindeki hâli değiştirmedikçe. » (Ra'd, 13/11) Allah (cc) bu ayetinde daha net olarak bizlerin hayatına yön verenin nefsimizin halerini değiştirmek direk düşüncelerimizi, dolayıs ile hal ve hareketlerimizi değiştirecektir. Bu konu, yazımızın 3. bölmünde daha geniş işliyeceğiz.

Herkes için iyi veya kötü tanımı aynı olmamaktadır. çünkü herkes kullandığı kelimeler bir anlam yüklemektedir. Bu ise, yazımızın başında belirtiğimiz gibi hangi öznitelik tanımlama sözlüğünükullandığımıza vede niyetlerimize bağlıdır. 

Akıl, bulunduğu yapıya duygu katamaz. Fakat akıl, o yapıya duyguyu algılamasını sağlıyacak alt yapıyı oluştur ama duygusunu oluşturamaz. sadece oluşan o duyguyu algılar. Anne & çocuk sevgisi ile Aşık olduğu kişiye olan arzu ve sevgisini algılanması. Aradaki nüans farkı nasıl ayırt edilmektedir dersiniz ? Seversiniz aklınız karışmaz ama sevdiğinizi o nesneyi aklınız algılar ve ayırt eder. Kısacası Akıl, doğuştan sizin niyet ve düşüncelerinizi gerçekleşmesini sağlayan bir mekanizmadır. Akıl mekanizması düşüncelerin derinleşmesi ile orantılı gelişmektedir. Her alim insan olabilir ama her alim kuran tanım « mükemmel insan olamaz » Aklı geliştirmek bizlerin elindedir.

Düşünce & Niyet & Hissiyat & Nefs = Ruh. Ruh yapay bir mekanizmada oluşturulamaz. ama Akıl yapay bir mekanizmada oluşabilir ve bilgisayarların ultura gelişmiş noktasında insana benzer bir yapı oluşturulabilinir. İnsan Düşüncesi, yapay mekanizmayı oluşturmaya kadirdir. Ama Tekrardan hatırlatayım, şunu iyi ayırt etmemiz lazım, « İnsanı insan yapan aklı değildir. Hür düşünebilmesi ve herşeyin üzerinde bir varlık olma vasfıylabağımsız olarak uygulamasıdır. 

Birşey yapmadan önce düşünür ve NİYET ederiz. o niyetimizi daha sonra gerçekleştirmek için hareket haline geçeriz AMEL ederiz. Akıl, gerçekleştirmedeki olasıkları hesaplayarak devreye girmektedir. Akıl, Niyeti gerçekleştirmekedir. Düşünce ve akıl arasındaki nüans farkı için bir kaç örnek verelim: 

- Bir araba düşünün, Arabın gider hali alması için tüm gerekli mekanik yapının olması şartır. Gideceğimiz yere arabayı yönlendiren arabanın direksiyonudur ama direksiyona hakim olan ise arabını gideceği yönünü tayin eder.

- Evinize geldiniz ve elektriklerin olmadığın fark ettiniz evden çıktığınızda elektriğiniz vardı.  Siz mum yakıp elektrik gelmesini beklerken kapınız toklandı ve komşunuz, bir şey isteyecektiki ! sizi o halde görünce neden elektrik kullanmadığınızı sordu ? Sizde elektriklerin olmadığını söylediniz o da size elektrikler var, fakat Şalteri kontrol ettinizim dedi ? Sizde kontrol ettiniz ve neticede elektrik şalteri atmıştı. Şimdi siz burda akılsızımsınız ? Yoksa düşünemediniz mi ? Siz akılı insansınız fakat bir an düşünemdiniz ve aklınızı kullanmadınız.

- Arı, bal yapar bu işlemi gerçekleştirmesinde Aklı ilemi yapar ? yoksa düşünerek mi ? Arı, balı varlığının devamı yani mecbur olduğu için ondaki statik akıl ile yapar. Bal yapması varlığını tek sebebidir. 

Ama biz insnalar Neden bir şey yapmak isteriz ? 

ihtiyaçımız olduğu için.  Sevdiğimiz ve Zevkimiz için.  Sorumlu & Mecbur olduğumuz için.  Hayal ettiğimiz ve İnandığımız için.Hepsini bir arada olmasından yani Ruhumuz ve Bedenimizi ihtiyaçları için.

Fakat Biz, bunlardan kısmen vazgeçebildiğimiz gibi, tam olarak köleside olabiliriz. Bazısını kabul eder, bazısını etmeyebiliriz. Ama neden yapmak & yapmamak istediğimizin tanımlamalarını düşüncelerimiz belirler. Bir yazar demişki « Düşünüyorum öyle ise varım » şöyel diyebiliriz, « Düşünüyorum öyleyse insanım » Yoksa her varlık yaratılış olarak vardır. onlar bunu sağlayan ise « fıtratı akıl /statik akıl» dır. 

Her varlık Akıl  Mekanizması ile doğar. Çünkü o varlığın varlık olabilmesi « kimlik » alabilmesi ve  varlık olarak kalabilmesi için fıtratı olarak(statik) akıl mekanizması ile donatılmıştır. Bitkilerde, hayvanlarında kendilerine has dünyaları vardır. Hayvanların bazılarında bu mekanizmadaki opsiyonları dahada gelişmiştir. ama akılları düşünce ürün değildir. Statik akıl kullanırlar arı örneğindeki gibi. Fakat İnsan oğlunun mekanizması Full donatıldığı gibi ona diğer yaratıklar üzerinde üstünlük vasfını veren « Hür olarak ; Düşünebilme - seçebilme - uygulayabilme » güçü verilmiştir. Bununla birlikte, her insan kendi yaratılış haline göre tavır almaktadır. Bir insanın « Ruhsal » yapısı diğer insana benzememektedir. Hayvanlar ve bitikilerde fıtratı olarak yaratışlarına göre farklılık gösterip hareket ederler ama onların hareket alanları ve yapıları sınırlıdır. Bir at yürümemek için kendine bir araba yapmayı düşünemez. Kuşlar ise toplu uçktukları halde, rahatca bir yerden bir yere toplu gitmeyi sağlamak için uçak yapmayı düşünemezler.

İnsan Farkı, insan oğlu, yapay zeka yapmaya çalışıyorlar, aslında yapay zeka « aklın » oluşturulmasıdır. Fakat insandaki o hür düşünme « nefis » katiyen oluşturulamaz ki biz ona RUH’da diyoruz. Ruhu sadece basit bir enerji olarak algılarsak yanılmış oluruz. çünkü içinde barındırdığı fragmanlar insan hayatına yön vermektedir. Ruhu öyle bir enerji ki düşünebilen, seçebilen , arzulayan, nefret eden, seven, kendini sınırsız noktasına götürebilen bir güçe sahiptir. Meleklerden, cinlerden, şeytanlardan ve diğer yaratıklardan üstün ama ayın zamanda hayvanlardanda daha aşağı olabilme özeliği sadece insan haizdir. İnsanın diğer yaratıklardan üstün kılan vasfı işte budur. buna yapay zekalı yapılmış  androit insanda dahildir. 

Örnek verelim : İnsnoğlu, hiç tanımadığı bir insanın hayatını kurtarmak için hayatını verebileceği gibi, çok lüzümsüz bir şey için en yakın dostunun canın kıyabilecek bir vasıfa sahiptir. Bu duyguyu sağlayan akıl değildir. Ama bu hareketin uygulamasını sağlayan  aklıdır. « Sevgi & Nefret » akıl işi değildir.  Bugün sevdiğimizden yarin nefret edebiliriz yada tersi olabiliyor.

Alışkanlıklar, bazı şeyleri düşünmedende yapabiliyoruz. Onlar ise akıl tarafından kaydedilmiş sistematik hareketlerimiz ki düşünmeden yapıyoruz, buna bizler « Alışkanlıklar » statik akıl diyoruz. Açıkınca yemek, susayınca içmek, vb.


Yapay akıl, insanlık özeliği olan « Alışkanlıklar »dır. İnsan oğlunu yaşatısındaki tüm hareketlerinin tekrarlamaları « alışkanlıklar » Akıl mekanizması yapay olarak oluşturulabilinir ki bunu örnekleri hayatımızda bir fiil yaşamaktayız. Bizler gün içinde yaptığımız hareketlerin % kaçını düşünerek yapıyoruz ?  

Çalışan birisini örnek alalım ; Sabah kalkar, kahvaltısını yapar (klasik), servis aracı varsa ona biner eğer yoksa arabasına, eğer oda yoksa dolmuş yada otobüse biner işyerine varır ve işyerindeki günlük işini yapar, akşam ev döner, yemek yer, TV önüne geçer klasik programlarına bakar ve yatar. Bu hareketlerin hiç birini düşünerek yapmaz.

Akıl hayatımızıdaki akıcılığı kolaylaştırmaktadır. Ama uygulama ve karar verme mekanizması kimin elinde olduğu önemlidir !? Şayet sadece biz düşünüyor isek !? başkaları adımıza karar veriyor ve uyguluyorsa o düşünceni bize bir faydası yoktur ! Hapisanedeki insanların özgürlüğünü düşünmesi gibi. Yada Kafesteki bir kuşun vahşi doğayı düşünmesi gibi. İnsan, Düşünme kapasitesine sahip, seçebilen ve seçtiğini uygulayabilen, yaşayabilen « Nefsi & Ruhu » olduğu müddetçe, hür insan vasfına sahiptir. Ama gerçekleştirebilmektemidir ? 

Burdaki en önemli faktör, İnsanın (canlı bir varlığın) en doğal çevresi ile olan ilişkilerini geliştirmesidir. Bu ilişkileri kesmek, en aza indirgemek, hata sıfırlamak, insanliktan çıkmaktır, verilen cezadır. Bu ceza aslen insanın vucuduna verilmemektedir. Ceza, vucudun varlığını oluşturan özü, düşüncelerin oluşturduğu sosyal çevresini kısıtlama ve yönlendirlmesidir. Yani düşüncesini servis dışı barakıp akla hükmetmektir. Dolaysı ile, bir insanın kafese kapatmadan, zorlamadan köle yada Mahkum yapabiliriz. 


Anlattığımız konuların Deccalizimle ne alakası var diyebilirsiniz ! Ama yukardaki anlattığımız konular deccalizimin kendini oluşturduğu, var ettiği yerdir. Deccelizim insanın niyetlerini, düşüncelerini servis dışı bırakıp akıllarına hükmetmek istemektedir. Kısaca  insanların kendi emri altına girmesini sağlamaktır.  Yani Kendine has alışkanlıkları ve yaşam sitil yaratmak, insanları kendi öz yapısından soyutlamaktır, Deccalizim, insanın nefsi aracılığı ile kendini ilah edinme projesidir.  Gelecek yazımızda bunu işleyelim.

« Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. » Bakara-269 

 

Yorumlar1

  • EBU HUSEYIN 6 ay önce Şikayet Et
    Yaklaşımlarınız farklı ve ilginç ama olumlu.
Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun