Teh-vid İnancı/Anlayışı Nedir?

  • GİRİŞ20.08.2018 09:34:46
  • GÜNCELLEME20.08.2018 09:34:46

 

BismillahiRahmaniRahim.

 

Teh-vid konusunu İlk kez işlediğimde birçok arkadaşım, Tevhid kelimesini yanlış yazdığımı sanmışlardı ve kavrayamamışlardı. Gerçektende insan yanılabiliyor çünkü yazılış ve telaffuz bakımından bir birine çok yakın iki kelime. TeV-hid ve TeH-vid.

Tevhid ve Tehvid’in çıkış noktaları aynıdır. ” Rabbin Kim?”   Sorusudur.

« Bir de Rabbin, Ademoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» dediği vakit, «pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz» dediler. (Bunu) kıyamet günü «Bizim bundan haberimiz yoktu.» demeyesiniz diye yapmıştık. (Araf-172)

Bu soru, insan varlığını temeli ve yönü olmuştur. İnsanın yaratılış gayesi; Yaratanın bilmek,  inanmak ve teslim olmaktır. Insan, bunu bilinçinde olsun yada olmasın, « Pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz » dediler. Fakat aynı zamanda Bu inanç, insanın hayatına düzen ve şekil veren yapı ve sistemlerin temelinini oluşturmuştur.  İnsanın kavrayamadığı tek şey, kendisinin hâkim olmadığı ama düzene koyması gerektiği bir hayatının varlığıdır. Dolaysıyla İnsanın “Rabbin Kim” sorusun açık ve net olarak cevaplaması gerekiyor. Bu sorunu cevabı, insanın hayatına düzen veren sistemi oluşturuyor. Fıtratı olarak insanoğlu bir yaratıcıya inanmak zorunda, tapınmak zorundadır. Aynı insanın acıkması, susaması gibi.

Fıtratı olarak inanma ihtiyacımız var, ama bu ihtiyacımızı nasıl tatmin edeceğiz? Ne ile tatmin edeceğiz? Nasıl inanmalıyız ? ve nasıl Bir Ilah’a inanmalıyız (teslim olmalıyız) ?

Bir ihtiyacı tatmin etmek için o ihtiyacı oluşturan sebepleri bilmek ve tanımak gerekir. Sebepleri tanımlandıktan sonra en uygun şekliyle o ihtiyaç giderilir. Bizlerdeki inanç veya inanmak arzusunu tatmin etmek için bu arzunun kaynağını bilmek zorundayız ki ihtiyacımızı tatmin edelim. Mesela, susadığımızda, içeceğimiz birçok sıvı olabilir ama su içmediğimiz zaman susuzluğumuz giderilmiyor, susuzluğumuz tatmin olmuyor. su yerine başka bir sıvı ile bu ihtiyac giderildiğinde vücudumuzun dengesi bozuluyor ve rahatsız ve hasat oluyoruz.

Her bir ihtiyacımızın giderilmesini sağlayan ana oluşum sebepleri vardır ki sadece o, ihtiyacımızı ancak onu oluşturan ana sebeplerinin tatminle giderebiliriz. Mesela, acıkmak - yemek ile, cahillik - öğrenmek ile, Bilgisizlik - Bilmek ile, Sağırlık - duymak ile, körlük - görmek ile ancak giderebilinir. 

Bunula birlikte Yalanın ana sebebi yoktur. Çünkü yalanın kendi varlığı yoktur. Var olmayan bir şeyi oluşturacak herhangi bir ana sebep olmaz. Fakat Yalan, var olan, oluşmuş bir sebep üzerine kendi varlığını inşa eder. Yani var olanın sapıtarak, değiştirerek kendini oluşturur. Çok bariz bir örnek verirsek mesela ; Allah yoktur diyenler ne üzerine Allah yoktur diyorlar? Var olan Allah üzerine. Farklı bir örnek verirsem; Bir kişi size « oturduğum dairemde dinazor besliyorum » dese, inanmaz ve yalan söylüyorsunuz dersiniz. çünkü yalanı var olan veya daha önce oluşmuş nesne ve varlıklar üzerine inşa etmektedir.  Çünkü dinozorların daha önceden yaşadığınız biliyoruz ve boylarınıda ne olabildiğini ve nasıl yaşadıklarınıda. Önemli olan ana konu, Bizler kendimizi detaylar ve neticeleri ile değil, onu oluşturan ana etkenleri tanımak ve bilmek ile gerçekleri görebiliriz. Detaylar daha çok olayların fantezi, dekorasyon, finisyon dediğimiz kısmını oluşturuyor, önemsiz demiyorum çünkü olayların cazibesi ve güzelliği, gizemliği detaylarda gizli.

 

- TeH-vid İnancı neyi temsil ediyor? 

«Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar? » Tevbe-30

« Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar. Onlarla itaat ederseniz şüphesiz siz de müşriklersiniz. » En-am:121

« ..Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. » Bakara-102

« De ki: "Ey Yahudi olanlar, eğer siz, (bütün) insanlardan ayrı olarak yalnızca sizlerin gerçekten Allah'ın velileri (dost ve sevgili kulları) olduğunuzu öne sürüyorsanız, şu halde ölümü temenni edin; eğer doğru sözlü iseniz (bunu çekinmeden yapın). » Cuma-6

« Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. » Maid-64

« Yahudilerin yaptıkları zülüm ve birçok kişiyi Allah'ın yolundan alıkoymaları nedeniyle (önceleri) kendilerine helal kılınmış güzel şeyleri onlara haram kıldık. » Nisa -160

« Allah o şeytana lanet etti. Ve o da: "Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de Allah'ın yaratışını değiştirecekler" dedi. Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramış olur. » 4:118.  

«Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur. » Zuhruf-36

Şeytanın yolunu takip eden ve onun yolunu inançsallaştıran, Kabil, Samir, Firavun, Nemrut, sapık hahamlar, sapık papalar, Siyonistler, Ebu cehiller, Muaviyeler, Yezitler, şeytani imamlar, Hıristiyan İnancı, « trinite/üçleme » dini anlayışı ile hamurlanmış tüm ilahlaştırılmış beşeri sistemlerin/ideolojilerin hepsi. 

Teh-vid inancı, Tev-hid inancını sahtesidir (çakmasıdır). Yani Teh-vid inancında tanrıya inanmak vardır. Ama nasıl ve hangi bir tanrıya inanmak ? 

İnsanlar, kendi elleriyle, nefisleriyle, düşüncelerini Allah’tan başka bir inança teslim etmeleriyle, arzularına ve şahsi çıkarlarına uygun oluşturdukları tanrı anlayışıdır.

 

- TEV-HID inancımız nedir ? ve Nasıl inanıyoruz ?

Tev-hid inancı dini temelidir. Tüm ilahi dinler Tev-hid inancı üzerine inşa edilmiştir. Tek kanaldan beslenirler, Yani ilahi dinlerin oluşumun ana sebebi tektir o ise TEVHID dir.  

 

Tev-Hid’in ilk ana ilkesi, « Tanımak » ve « Bilmektir ». o ise « Rabbin kimdir? » sorusunun cevabını bilip ve tanımaktır. Bilmek ise Allah adı ile okumaktan geçer, « ikra, bi ismi Rabbikel khlaq ». Allah (cc) sadece peygamberler yollamadı! Peygamberler ile birlikte kitaplarda yolladı. Davud’a Zebur, Musa’ya Tevrat, Isa’a Incil, Peygamberimize ise Kuran Karim.

  • Nasıl bilmek ve tanımak? 

Bizlerin şahadet (tanıklık etme)  getirdiğimizde, ilk söylediğimiz kelime ;

  “LA” HAYIR’dır. Bu bizim gerçekten ne istediğimizin tanığıdır, bildiğidir. Bizlerin Hür & bağımsız olduğumuzun da simgesidir. « Hür iradeye sahip olmak » Hür iradeye sahip olamayan, insan insan gibi yaşayamaz, insan olamayan ise Tevhidi bilemez vede tanıyamaz. 

“ILAHE” ILAHLARA. Neden ilahlar? Başka ilahlar var mıdır?  İnsanın kendi elliyle, kendisine ilah yaptığı “tüm yapılara” HAYIR. Insanın acizliği üzerine kurulan, insani & şeytani kölelik sisteminede Hayır.  Insanlar Eşittir. Bir insanın diğer bir insana karşı « renk, ırk, dil, statü » üstünlüğü yoktur.

“ILLA ALLAH” SADECE TEK ALLAH. O, her şeyin üzerindedir. Her şeyin önündedir. Her şeyle beraberdir. Ve tahminin bile yapamadığım her şeyinde sahibidir. Ne başlangıcı, ne sonu, ne sınırı olamayan, var olan tüm güçlerin yaratıcısı olan Tek Ilah olan Allah’ı tanırım & bilirim ve iman & şahitlik ederim.

  • Bilmenin ve tanımanın mükemmeliyeti?

Özgürce, samimiyetle inanmaktır ; Hiç bir baskı altında olmadan, aşk & sevgi ile inanmak.

  • İnanmanın Mükemmeliyet?

O, samimi inancı ilan etmektir ; Aşkını ve sevgini ilan etmek, dile getirmektir. Eğer Mecnun sevgisini dile getirmeseydi bugün « Leyla & Mecnun » tanılırımıydı !?

  • İlan etmenin mükemmeliyeti?

Samimiyet & ihlâs ile Teslim olmaktır ; Mecnuna deli dediler. Çünku öylesine teslim olmuştuki Leylaya, Leyladan başkasını gözü görmüyordu.

  • Ihlasın mükemmeliyeti?

Tüm özniteliklereden uzak tutmak, ortak etmeden yaşamaktır ; Mecnun, Leylayadan başkasını gözü görmüyordu ! öylesine ki kendisi Leyla olmuştu. Mecnun, Leylanın kapısını çalar. Leyla, « Kim o ? » diye sorar. Mecnun, « Ben Leylay », diye cevap verir.  

- Bizler hangi Allah’a inanıyoruz ?

Bizlerin inandığı, Allah “Bir” dir. Derken, rakamsal bir “1” den mi bahsetiyoruz? yoksa rakamsal olmayan fakat her bir şeyi kapsayan sıfatsal bir teklikten mi bahsetiyoruz?

Eğer rakamsal olan BIR (1) den bahsetiyorsak, Bu Allah’ın varlığını sınırlamak, şekilendirmek, eklenebilir ya da eksiltebilir olması demektir.  Yani tasvir edilir anlamına gelir ki düşüncelerimizle şekilendirmiş oluruz. Hrıstiyanların yaptığı gibi, var olduğu alanı kapladığı anlamında, belirli bir alan hapsetmek olur. «Pere - fils - Saint esprit / Baba - Oğul - Azizi Ruh»

Allah’ın ne başlangıcı, nede sonu, nede tahmin edilebilir bir sınırı vardır. Benim vücudumun kapladığı alan sınırlıdır, dünyanın kapladığı alan sınırlıdır, okyanusların kapladığı alan sınırlıdır, şuan itibari ile tahmin bile edemiyorsak kâinatında kapladığı alanda sınırlıdır. Fakat Allah kapladığı alanın sınırı yoktur. Yani Allah bir varlık değildir, bir oluşum değildir. ne evveli nede akhir vardır.

Allahın Rakamsal olmayan sıfatı, her türlü varlıkların mükemmeliyetin kapsamaktadır. Her bir varlığın ve ya nesneni bir mükemmeliyet başlangıcı ve bir sınırı vardır, ve her bir varlık diğer bir varlığın özeliklerini taşımaz ve bir birlerine karşı üstünlükleri vardır. Hava Toprak değildir, toprak su değildir, insan hayvan değildir. Mesela Bir telefon ve bir araba farklı iki nesne, ikisinde mükemmel olmasına rağmen kapsadığı kemaliyet alanları sınırlıdır. Çünkü iki nesnede rakamsaldır. Allah’ın Mükemmeliyet alanının ne başlangıcı, nede sınırı vardır. Yani Mükemmel hiçbir varlık veya nesne yoktur ki Allah onların mükemmeliyetine sahibi olmasın. Çünkü Allah, Rakamsal BIR değildir.

Allah, « var olan bütün mükemmeliyete sahiptir demiyoruz !! » Biz diyoruz ki ; « Allah, var olan, tahmin edilen ve de tahmin edemediğimiz tüm mükemmeliyete sahiptir » diyoruz. Dikkat edin Sınır yoktur. Herşeyi ama Tahmin bile edemediğimiz herşeyi kapsamaktadır.

Netice olarak, Allah’ın üstünlüğünden daha üstünlüğü düşünmek, tahmin etmek, mümkün olmayanı tahmin etmektir ki o da Mümkün değildir. Ama Mümkün olabilecek bir şeyi tahmin etmek mümkündür. Fakat Mümkün olmayanı tahminde bulunmak, gerçekleşmesi mümkün olmadığı için mantıken ve fiziken mümkün değildir.

Netice olarak, Bizler Tev-hid inancının neresindeyiz ? ve Nasıl inanıyoruz ? Şayet Tevhid inancımızın temelinin yanlış oluşturuyorsak, üzerine inşa ettiğimiz herşey yanlış ve hatalıdır. Dinimizini tüm amelerini eksik, yanlış yerine getirmiş oluruz ki o ise bizlerin inançının tatmin edemez ve yanlış inançlara yönlememizi sağlar. Tevhid inancımız dinimizin (imanin ve islamın şartı) ayakta tutan kolonları, sütunların temelidir.

Bugün Küresel güçler, Tevhid inancını yok etmek için hertürlü, sosyo-ekonomik, kültürel ve inançsal mücadel verip, Bizlerin Tevhid inancını saptırmak, için boşaltıp farklı ideolojiler ile doldurmak için hertürlü sapıtılmış inançasal beşeri sistemleri, ideolojileri oluşturmuş, terminoloji kavramları arasında insanlığı boğmuştur.

Bizler Tevhid inançı nedir? Yukarda tanımın yaptığımız şekliyle Tevhid inancımız teyit etmeliyiz.

- Ben sizin Rabbiniz değil miyim?  

- Pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz. 

Öyle ise Ya Insan !! şahitlik ve iman ettigin Allah için ne yapıyorsun ? nasıl yapıyorsun ?

 

Mustafa kemal TASPINAR 

9 Ağustos 2018 

 

Yorumlar2

  • EBU HUSEYIN 2 ay önce Şikayet Et
    özniteliklereden kastınız, inançlılar için RIYA. Peygamber Efendimizden (s.a.a) şöyle nakledilmiştir: “Sizin için korktuğum en tehlikeli şey gizli şirktir; öyleyse gizli şirkten sakının. Çünkü benim ümmetimde şirk, karıncanın karanlık gecede siyah taşın üzerinde yürümesinden daha gizlidir.” inançsızlarınki zaten biliniyor.
  • EBU HUSEYIN 2 ay önce Şikayet Et
    Tevhid inancı tüm sorunların çözüm temelidir. Tevhid inancı saptırmak ise tüm sorunlarının çıkış kaynağıdır. Çok güzel bir tesbit ve açıklama.
Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun