Kodları Değiştirilmiş Din ve Masum İmamların Misyonu

  • GİRİŞ20.03.2019 11:39:05
  • GÜNCELLEME20.03.2019 11:39:05

“Ben sizin aranızda iki ağır-paha biçilmez emanet bırakıyorum. Onlar Allah'ın kitabı (Kur'ân) ve İtretimdir (Ehlibeytimdir). Eğer siz onlara sarılırsanız, benden sonra hiçbir vakit yolunuzu şaşırmayacaksınız. Şüphesiz onlar, (Kevser) havuzu başında bana varıncaya kadar birbirinden ayrılmazlar.” Hadis-i Şerif

Asrımızın en büyük felaketi şüphesiz ortaya çıkan maddi ve manevi hastalıklardır. Ortaya çıkan biyolojik hastalıkların hiçbirisinin önüne geçilemiyor. Ruhi hastalıklar hakkında ise henüz bir teşhis dahi koyulamamıştır.

Bilim adamları yiyeceklerin genleriyle oynadılar; araştırma merkezlerinde ve labaratuarlarda yaptıkları deneylerle yiyeceklerin yaratılış yapısını doğasını değiştirdiler yani genlerin dengesini bozdular, kimyasal maddeler kullandılar, yiyecek ve içeceklerin doğasına aykırı maddelerle üretim yaptılar.

GDO’lar (Genleri Değiştirilmiş Organizmalar) diye meşhur olan bu ürünler üzerindeki bu çalışmanın hedefinin, verimi ve üretimi artırmak, yeni çeşitler sunmak, sürümü fazlalaştırıp geliri artırmak, yiyecek temin edemeyenlerin ucuz fiyata almalarını sağlamak ve dünya nüfusunun artmasıyla gıda sıkıntısını gidermek olduğunu savunurlar.

Böylece yiyecek ve içeceklerin kodlarını değiştirerek doğallığını bozdular. Bu yaptıklarının neticesinde yeni hastalıklar türedi, hastalık çeşitleri çoğaldı, tedavisi olmayan hastalıklar ortaya çıktı, öldürücü hastalıklar türedi.

Tabiatın doğasını bozarak tabiata savaş açmış oldular, tabiat da gazabını göstermeye başladı; depremler, thusinamiler, seller, kasırgalar, hastalıklar, ani ölümler….

Bu bedensel hastalıklar üreten doğası değişmiş GDO‘lar, insanın temiz fıtratında da tahribata yol açtı; çünkü helal- haram, pak- necis demeden üretilen bu yiyecekler insanın beyin ve düşünme gücünü oluşturan gıdalara dönüştü, haram lokmayla oluşan bu gıdalar haram düşünceyi peşinden sürükleyip getirdi, neticede Tevhidi fıtrat bozulmaya, kirlenmeye başladı.

Bu kısa açıklamayı asıl konunun anlaşılmasına yardımcı olur ümidiyle arz ettik.

Asrımızın bilim adamları insanın maddi ihtiyaçları olan gıdalar üzerinde bu felaketin ortaya çıkmasına sebep olurken birileri de asırlar önce insanın ruhuna yönelik ve fıtratı doğrultusunda olduğu “din“ üzerinde oyunlar oynuyordu.

Allah-u teala insanların pak fıtratına uygun dini, onları yaratılışın hedefine ulaştırması için göndermiştir.

“Yüzünü hakka yönelmiş olarak dine çevir; Allah’ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına. Allah’ın yaratılışında bir değişiklik olmaz. İşte sağlam bir din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.“ Rum/30

Özü ve hükümleri yüce Yaradan tarafından gönderilen din, gönderildiği ilk günden tahrif ve saldırılara uğramıştır. Peygamberler ilahı dinin hükümlerini şeriat kalıbında beyan ettikten sonra toplumda menfaatleri tehlikeye düşen bir takım çıkar çevreleri siyasi hakimiyeti ele geçirerek dinin kodlarıyla oynadılar.

Resulullah (s.a.a) sonrası da bazı çıkar çevrelerince, peygamberin bıraktığı miras olan din medeniyetinin temel ilkelerinin kodları değiştirildi.

Önce Peygamberin emanetlerini birbirinden ayırdılar. Kur’an ve Ehlibeyt (as) Resulullah’ın (s.a.a) bıraktığı iki değerli emanetti. Bu ikisinin birlikteliği önemliydi; bunların birbirinden ayrılması, fıtratın pak kalmasını tehlikeye sokacaktı. Bundan dolayı bunların birbirinden ayrılmaması gerekiyordu. Resulullah’ın (s.a.a) “Kıyamet gününe kadar bunlar birbirinden ayrılmazlar“ sözü de buna işaret ediyor; sakın bunlara ayrı ayrı sarılmayın, bunları bir birinden ayırmaya kalkmayın.

Zamanın hakim siyasi otoritesi dinin kaynağı olan Kur‘an ve Ehlibeyt arasına fasıla salarak dini öğrenme için yeni kaynakları ortaya çıkardı.

Bu emanetleri birbirinden ayırdıktan sonra emanete sahip de çıkılmadı; “Kur’an bize yeter“ deyip Ehlibeyt‘i terk ettiler, “Ehlibeyt bize yeter“ deyip Kur’an’ı terk ettiler. Böylece Resulullah’ın (s.a.a) “Bu ikisine birlikte sarılırsanız delalete düşmezsiniz“ sözü terke dilmiş oldu. Yani bu emanetlere beraber sarılması insanı delaletten kurtaracaktır. Kısacası Resulullah’ın (s.a.a) “emanetinin kodlarıyla“ oynadılar. Bazıları Ehlibeyt’ten ayırdıktan sonra Kur’an’ın kodlarıyla oynadılar, diğer bazıları ise Kur‘an’dan ayırdıktan sonra Ehlibeyt’in kodlarını değiştirdiler. Neticede hem Kur’an tahrif edilmiş oldu, hem de Ehlibeyt (as) siret ve şahsiyetleri hurafalarla doldurulmuş oldu.

Bu süreç sonunda gelinen noktada dini anlamak için gerekli ilim kaynağında sorun yaşandı. ilmi yanlış yerde aramaya koyuldular. Din medeniyetini kemale ulaştıracak ilme sahip olmadıklarından ilim şehrine yanlış yerden girdiler, kapıyı terk ettiler, hırsız gibi bacadan ve pencereden girdiler. Hırsız, ilim hırsızı da olsa çaldığının kadrini bilmez, değerini bilmez onu ucuza satar.

“Şüphesiz Allah ile olan sözleşmelerini ve yeminlerini az bir bedele karşılık satanlara ahirette bir pay yoktur. Kıyamet günü Allah onları konuşturmaz, onlara bakmaz ve onları kötülüklerden temizlemez. Ve onlar için acı bir azap vardır.“ Al-i İmaran/77

İlim kaynağından alınmayınca topluma hakim kılınan din anlayışının “ilim kodu“da değiştirilmiş oldu. Bu yanlış ilimle dinin kaynağına gidildi; Kur’an ayetleri ve hadisler bu kodu değiştirilmiş ilimle açıklanmaya, tefsir edilmeye, yorumlanmaya başlandı. Resulullah’ın (s.a.a) “Ben ilmin şehriyim Ali kapısındır, şehre girmek isteyen kapıdan girsin“ hadisinin mana ve önemi burda daha iyi anlaşılıyor. Dinin korunması ve ilmi kodların korunması için ilahi ilme ihtiyaç vardır.

Toplumun önderlik ve müdüriyeti konusunda dinin “siyaset kodlarını“değiştirerek, Sakife’de topallayan bir demokrasiyi İslam toplumunda yerleştirdiler; ilahi yoldan çıkan toplumun önderlik meselesi artık her yöne gitmeye müsait hale getirildi. Saltanat, krallık, sultanlık, diktatörlük gibi beşeri sistemlerin önü açılmış oldu.

İslam toplumunda kabilecilik, kavmiyetcilik, milliyetcilik gelenek ve görenekler tekrar hortlatıldı ve cahiliyet adetlerine dönülerek dinin eğitim-öğretim alanında “kültürel kodları“ değiştirildi.

Yeni siyasal kodlarla hakim olmuş iktidarın, dinin evrensel “ekonomik sisteminin kodlarını“ değiştirmesiyle; beytulmal, faiz, rüşvet, ticarette haram helal gibi kavramlara yeni manalar yüklendi.

En büyük hastalık işte bu aşamadan sonra başladı, müslüman toplumlar ve müslüman nesiller bu kodları değiştirilmiş din anlayışı ile çoğalmaya başladı; nesilden nesile bu anlayış aktarıldı. Neticede kodları değiştirilmiş müslüman nesil oluştu.

50 yıl gibi kısa bir süre sonra 61. Hicri yılında nerdeyse dini kökünden yok edecek seviyeye gelindiği gözönünde bulundurulduğunda asırlar sonra nasıl bir hal almış olacağını hayal etmek bile imkansızdır.

İmam Hüseyin (as) Kerbela’da kendisini şehid etmeye gelen müslümanlardan oluşan orduya onca hutbe okumasına rağmen sözünün tesir etmemesinin sebebini şöyle açıklıyor: “Çünkü onların karınları haram lokmayla dolmuştur.“

Ve malesef daha sonra yeni hastalıklar türemeye başladı; mezhepler, meşrepler, tarikatlar, fırkalar hızlı bir şekilde çoğaldı.

Günümüzde ortaya çıkan, liberal müslüman, ılımlı müslüman, radikal müslüman, tekfirci müslüman, mürteci müslüman, mealciler, selefiler, tarikatcılar gibi gruplar da bu kodları değiştirilmiş din anlayışının ürünleridirler.

Ehlibeyt’in (as) misyonu

Masum imamlar, 250 yıllık imametleri döneminde bir taraftan dini tekrar inşa etmek zorundaydılar, bir taraftan değiştirilen kodları tekrar eski haline getirmeye çalışıyorlardı, bir diğer taraftan da pak fıtrat üzere tevhidi nesli yetiştirme ve pak nesiller gelmesinin zeminini oluşturuyorlardı.

Birileri peygamber sonrası dinin kodlarını değiştirip saltanatlarını sürdürürken, aynı zamanda Ehlibeyt imamları binbir güçlükle mabedlerde, havzalarda dinin doğal halini koruyorlardı; kendileri dinin kaynaklarından biri olmanın yanısıra Kur’an’ı konuşturan ve sünneti ihya eden oldukları için Allah ve Resulü’nün (s.a.a) ne dediğini biliyorlardı. Hem emanetlere sahip çıkıp korudular, hem de ilmi sahibinden alıp her zamanda ortaya çıkan hastalıkların tedavi reçetesini sunuyorlardı.

Dini maarifi kaynağından; Kur’an, Sünnet’ten alıp zamanın gereksinimine göre ve toplumun ihtiyacı olan miktarını beyan ediyorlardı.

Hem dinin doğal yapısından tekamülü sağladılar, hem de pak fıtrata uygun dindarlar yetiştirip pak nesiller gelmesini sağladılar. Dini maarif, kaynağından doğal haliyle üretilince tekamül de aynı doğallığı ile devam etmiş oldu, dinin doğal yapısı tamamen bozulursa kıyamete kadar asla tekamül gerçekleşmez çünkü tekamülü sağlayacak pak nesil olmayacaktır.

Kodları değiştirilmiş dinin iki tehlikesi var; birincisi dinin aslı/özü bozulur ve aslına bir alternatif çıkmış olur, ikincisi devamlı hastalık/bidat üretir. Bundan dolayı imamlar dinin özünü koruyarak hastalık üretmeyen bir din anlayışını yaşatıp insanlık alemine sundular.

Dinin hafızı ve muhafızı olan imamlar, sirat-ı mustakimden sapma, bid’atlar gibi hastalıkları yok eden tedavi metodları ve ilaç ürettiler; hastalık üreten din anlayışının da panzehirini ürettiler. Önce hastalığı teşhit ettiler daha sonra da ilacını verdiler.

Kodu değişmiş bir dini ıslah etmek, dini yeniden inşa etmekten daha zordur çünkü hem bireysel, hem de toplumsal bir savaşım verilmelidir; bir uyanış gerçekleştirilmeli, öze dönüş hareketi başlatılmalıydı, batini ve zahiri bir inkılab yapılmalıydır.

Mevcud durumdaki kodları değiştirilmiş İslam’ı değil dünyaya, kendi ailemize bile öğretmekte başarılı olamayız. Müslüman toplumunda siyaset, ekonomi, kültürel alanlarda elde kodları değiştirilmiş dini öğretiler var, yani insanın hayatının her alanını bu kodları değiştirilmiş öğretiler sarmıştır.

Ulema, mütefekkirler, aydınlar ve din derdi olan kanaat önderleri “kodları değiştirilmiş dini maarifi“ teşhis ve tedavi etmelidirler.

Sabahattin Türkyılmaz

Yorumlar2

  • TASPINARMK 1 ay önce Şikayet Et
    Hocamızın yazısını özetlersek,  Biz, Inanan tüm insanların asil inanç temeli olan TEVHID’in Kodları ve terminolojisi değiştirilmiştir. Buna biz çoğuncul olarak Muslumanlarda dahil. Peygamberimizin 13 sen Mekkeliler TEVHIDI anlatması acaba Mekkelilerin Tevhidi anlamadıklarındanmiydi !? yoksa Mekkeli Ağaların, Patronların, Elitlerin TEVHIDI yaşamını sistemi olarak kabul etmedikleri içinmiydi? Mekkeli Elitler, Peygamberimizin tekrardan ihya ettiği TEVHID inançın ne olduğunu çok iyi biliyorlardı fakat bunu bir yaşam sistemi olamasını istemiyorlardı. Yahudiler kendi peygamberlerine ne yapmişti ? Inanç; Allah ile Kul arasında olan bir ilişki olarak kalsın fakat bizim kendi yaşam sistemimize hakim olmasın diyerek kendi inançlarını değişime uğratmışlardı ve buna karşı koyan peygamberlerinide öldürmüşlerdi. Yani Kendi inançlarını Yahudileştirmişlerdi. Bu taktiğin aynısında Peygamberimizin ölümünden sonra Imam Ali (as)da uygulatırdılar Fakat Allah dinin « IMAMET » makamı ile kamil kılmış ve neticelendirmişti. Yani Allahın dini, Imametin pak yollu ile bozulması engelenmiş oldu. (Masum Imamların rolü ve gerekliliği) Ne yazık ki Bugün islam toplumlarında (Imami, hocası, her ferdi) şirki ve Tevhidsizleşmiş bir sistemi yaşam tarzı olarak kabullenmiş ve yaşantılarınıda o sisteme göre uygulamaktadırlar. Yani TEV-HDI inanin TEH-VID inançına dönüştürmüşlerdir. Müslümanların ve hata insanlığın yaşadığı çelişki ve karmaşa burdan kaynaklanmaktadır. "http://rasthaber.com/yazarlar/mustafa-taspinar/9795-teh-vid-inanci-anlayisi-nedir" ve « http://rasthaber.com/yazarlar/mustafa-taspinar/9923-hz-ali-as-neden-itiraz-etti"
  • Turab Kafkas 1 ay önce Şikayet Et
    Allah azze ve celle razi olsun Hocam. Cok yerinde ve isabetli tespidler. Allah cc hayirli ilimlerimizi artirsin ve geregince amel etmeyi nasip eylesin.Selam Dua ve muhabbetlerimle.
Rasthaber Mobil Sayfa Banner'i Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun