Bloomberg’in haberine göre, Suudi Arabistan devasa askeri harcamalarına rağmen askeri açıdan içi boş bir görüntü sergiliyor ve Trump’ın İran’a karşı başlattığı savaşın büyük kaybedenleri arasında yer alıyor.
Amerikan medyası Bloomberg’in köşe yazarı Max Hastings, Amerika’nın İran’a karşı yürüttüğü savaş sonrasındaki bölge koşullarına değindiği bugünkü raporunda, Fars Körfezi’nin kaosa sürüklendiğini ve Suudi Arabistan’ın temelleri üzerinde titrediğini yazdı. Bu ülkenin ana havalimanları Yemenli Ensarullah’ın füze saldırıları nedeniyle ardı ardına kapatılıyor, zenginler ellerinden geldiğince ülkeyi terk ediyor ve yabancı hacılar da bu ülkeye seyahat etmekte tereddüt ediyor.
Rapora göre, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman da Fars Körfezi ülkelerinin çoğu yöneticisi gibi bugün kaygılı bir adam; bildirildiğine göre yoğun güvenlik önlemleriyle korunan ve yeraltı sığınaklarıyla donatılmış saraylar arasında gidip geliyor.
Müthiş meblağlar harcanan Suudi silahlı kuvvetleri, Amerikan hava gücüne karşı ne kadar korkusuzlarsa Suudi güçlerine karşı da o kadar korkusuz olan Ensarullah’ı durdurmaktan acizdir.
Rapora göre bugünün gerçeği şudur: Suudi silahlı kuvvetleri, savaşa girmeleri beklendiğinde içi boş görünmektedir ve İngiliz ordusunun bir deyimiyle “tüm teçhizata sahipler, ancak bunları nasıl kullanacaklarını bilmiyorlar”.
Yazar, bu durumun arkasında çeşitli nedenler bulunduğuna inanıyor. Yazar şunları ekliyor: “Fars Körfezi ülkelerinin kaygılı yöneticileri, on yıllardır silahlı kuvvetlerin operasyonel etkinliği ile rejimin güvenliği arasında bir denge kurmaya, yani rakiplerinin darbe yapabilecekleri bir güç üssü elde etmelerine izin vermemeye çalışmışlardır. Suudi Arabistan’da, komutayı merkezi hale getirmek ve daha profesyonel hale getirmek için Muhammed bin Salman bazı adımlar atmış olsa da, silahlı kuvvetlerin farklı kısımlarının kontrolü prensler arasında bölünmüştü.”
Bu rapora göre, bu orduların zayıf yönlerinden biri de normal birliklerinin hatırı sayılır bir kısmının sözleşmeli ve yabancı olmasıdır. Ayrıca gelişmiş askeri teçhizatın destek ve bakım hizmetleri genellikle yabancı uzman güçlere bağımlıdır. Örneğin İngiliz şirketi BAE Systems Plc Suudi Arabistan’da binlerce kişiyi istihdam etmiştir. Her ne kadar bu kişilerin birçoğu yerel güçlerden olsa da, Fars Körfezi ülkeleri savaş uçaklarını çalışır vaziyette tutmak hâlâ yabancı uzmanlara bağımlıdır. Bu ülkeler askeri istihbarat ve hava savunmasını sağlamak için de Amerika Birleşik Devletleri’ne bağımlıdır.
Ayrıca son aylarda ortaya çıkan raporlar ve ifşalar, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan’a pek fazla yardım edemeyeceğini gösterdi. ABD Donanması’nın İran’a yönelik deniz ablukasını sürdürmekte yaşadığı zorluklara ve bu görevin insan gücü ile askeri teçhizat üzerinde yarattığı ağır baskıya dair raporlar yayımlandı.
Yazara göre, kendisiyle görüşen bir subay, ABD Donanması’nın gücünü yeniden inşasının 10 yıl süreceğini tahmin ediyor. Yazar devamında bu zaman aralığına işaret ederek, Çin’in bu süre zarfında ABD’nin zayıflayan askeri gücünden nasıl yararlanabileceği endişesini dile getiriyor.
Buna karşın yazara göre, Yemenlilerin askeri operasyonlarının karmaşıklığı ve gelişmişliği yabancı gözlemcileri şaşırtmıştır. Yazara göre Yemenliler, silahlarını yeniden inşa edip güçlendirmek ve füze ile İHA teknolojisinde daha fazla hakimiyet kurmak için 2022’de sağlanan ateşkesi değerlendirdiler.
Rapora göre “Ensarullah artık gelişmiş teçhizatları kullanmada ve kendi halkı ile dünya kamuoyu için anlatı ve propaganda yönetmede her zamankinden daha fazla kendine güveniyor ve beceri sahibi. Sayıları onlarca bine ulaşıyor ve savaş uçaklarına sahip olmasalar da, karşı tarafın hava üstünlüğünün onlar için pek bir başarı getirmediği görülüyor.”
Yazar, Riyad’ın karşı karşıya olduğu zor koşulları açıklamaya devam ederek şunları yazıyor: “Suudi Arabistan, Ensarullah’ı askeri olarak yenemeyeceğini kanıtlamıştır. Riyad ile Abu Dabi arasındaki ilişkiler de gergindir. Muhammed bin Salman, Suudi Arabistan’ın sözde müttefikleri olan Türkiye ve Pakistan’ın Yemen’e yönelik bir kara saldırısına katılmaya istekli olmasının pek mümkün olmadığını biliyor. Suudi Arabistan’ın Çin’den İranlı müttefiklerini itidale ikna etmesini talep etmesi de dikkate alınmıyor.”
Yazar raporun sonunda, Fars Körfezi’ndeki Arap ülkelerinin ister ABD’nin desteğiyle ister desteksiz olsun İran ve Yemenlilerle askeri olarak başa çıkmadaki acziyetine işaret ederek, bu ülkelerin nihayetinde güvenliklerini sağlamak için para ödemeye başvurmak zorunda kalabilecekleri sonucuna varıyor.
Bloomberg köşe yazarına göre “Suudi Arabistan, Trump’ın İran’a karşı savaşının büyük kaybedenlerinden biridir ve petrol faaliyetleri keskin bir şekilde düştüğü için bu ülkenin gayri safi yurt içi hasılasının bu yıl düşmesi bekleniyor. Suudi Arabistan’ın bölgesel bir merkez olma hayali, acı bir gerçeklikle çarpışmış ve suya düşmüştür.”
Hastings ekliyor: “Tüm bu gelişmelerin bir diğer sonucu da Suudi Arabistan’ın Amerikan müttefikinin ahlaki, siyasi ve stratejik otoritesinin ciddi şekilde erozyona uğramasıdır ve mevcut Beyaz Saray’da bu otoritenin nasıl geri getirilebileceğini bilen kimsenin olduğu pek söylenemez.”
