İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yahya b. Zekeriyya’nın (a.s) metodu şuydu: “O ağlıyor, asla gülmüyordu. İsa b. Meryem ise hem ağlıyor hem de gülüyordu. İsa’nın (a.s) yaptığı iş Yahya’nın (a.s) yaptığı işten daha üstündü.”[8]
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Her kim Allah hakkında konuşursa helak olur. Herkim riyaset düşkünü olursa helak olur ve kendini beğenmeye düçar olursa helak olur.”[9]İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Üç şey helak edicidir: Ahdi bozmak, sünneti terk etmek ve cemaatten ayrılmak.”[10]
İmam Kazım (a.s) Abdurrahman b. Haccac’a şöyle buyurmuştur: “Çıkışı kolay, inişi zor olan yükseklikten sakın.” Abdurrahman şöyle diyor: “İmam Sadık (a.s) şöyle buyururdu: “Nefsini heva ve hevesine bırakma. Zira nefsinin hevası, nefsinin helak olmasına sebep olur ve nefsini heves ettiği şeye terk etmen, nefis için sıkıntı sebebi olur. Nefsini heves ettiği şeyden alı koyman ise, onun için derman olur.”[11]
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Senin için iki iş ortaya çıkar ve hangisinin daha iyi ve doğru olduğunu bilmezsen onlardan hangisinin heva ve hevesine daha yakın olduğuna bir bak ve ona muhalefet et. Zira bir çok doğrular nefsin heva ve hevesine muhalefet etmekte gizlidir.”[12]
İmam Kazım (a.s), Hişam b. Hakem’e yaptığı öğütlerinden birinde şöyle buyurmuştur: “Ey Hişam! Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: “İzzet ve celalime andolsun ki kul benim isteklerimi kendi isteklerine tercih edince ona nefis zenginliği bağışlarım, himmetini ahirete yöneltirim, işini düzene sokarım, gökleri ve yeri rızkına kefil kılarım ve her tüccarın ticaretinin ardından onu düşünürüm.”[13]
İmam Kazım (a.s) Cafer bin Muhammed bin Asimiyy’e şöyle buyurmuştur: “Ey Asım! Birbirinizle ilişki kurma ve yardımlaşma hususunda nasıl davranıyorsunuz?” ben şöyle arz ettim. “Bir kişinin olması mümkün olabilecek en üstün şekliyle” İmam şöyle buyurdu: “Sizden biri fakirlik anında kardeşinin dükkanına veya evine gidip para kesesini çıkarıp ihtiyacı kadarını aldığı halde kardeşi kendisine itiraz etmez mi?” Asım şöyle arz etti: “Hayır” (yani itiraz eder) imam şöyle buyurdu: “O halde birbirinizle ilişki hususunda benim istediğim şey üzere değilsiniz.”[14]
İmam Kazım (a.s), kendisinden öğüt dileyen, Ali b. Süveyd-i Sai’ye şöyle buyurmuştur: “Sana Allah’tan sakınmayı tavsiye ediyorum.”İmam daha sonra sustu ve ben (Ali b. Suveyd-i Sai) fakirliğim hususunda kendisine şikayette bulunarak şöyle dedim: “Allah’a yemin olsun ki üzerimde elbise bile yoktu. Falan kimse üzerindeki iki elbiseden birini çıkarıp bana giydirdi.”İmam daha sonra şöyle buyurdu: “Oruç tut ve sadaka ver” Ben şöyle arzettim: “Kardeşlerimin bana yaptığı az yardımı da sadaka mı vereyim?” İmam şöyle buyurdu: “Allah’ın sana verdiği rızıktan her ne kadar kendin ona muhtaç olsan da sadaka ver.”[15]
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Lokman oğluna şöyle buyurmuştur: “Hak karşısında mütevazi ol ki insanların en akıllısı olasın.”[16]
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz ekin toprakta biter, kaya parçası üzerinde bitmez. Hikmette işte böyledir. Mütevazi kimsenin kalbinde bayındır olur. Kibirli ve zorba kimsenin kalbinde bayındır olmaz. Zira Allah tevazuu aklın aracı, tekebbürü ise cehaletin aracı kılmıştır.”[17]İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah mütevazi kimseleri tevazuları ölçüsünce yüceltir hatta kendi azameti ve yüceliği ölçüsünce onlara yücelik bağışlar.”[18]
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Çocuklara bir şeyi söz verdiğiniz zaman onunla amel ediniz. Çocuklar sizin kendilerine rızık verdiğinizi sanır ve Allah kadınlar ve çocuklar için gazaplandığı gibi başka hiçbir şey hakkında gazap etmemektedir.”[19]
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Öğüdünü zamandan ve zamanın ehlinden al. Zira ki zaman hem uzundur hem de kısa. O halde amelinin mükafatını görüyormuşsun gibi amel et ki, bu mükafat hususunda daha çok tamahlı olasın.”[20]
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey Hişam! Yalnızlığa tahammül etmek aklın güçlü oluşunun nişanesidir. Allah’ı düşünen[21] kimse dünyadan ve dünya ehlinden kenara çekilir ve Allah nezdinde olan şeye yönelir. Allah onun yalnızlığının dostu olur, halvetteki yari olur, fakirlik anında ihtiyaçsızlık sebebi olur[22] ve hiç bir aşireti ve kabilesi olmaksızın ona izzet ve kudret bağışlayıcı olur.”[23]
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Ey Hişam! Hakkın bayrağı Allah’a itaat için dikilmiştir, kurtuluş itaat ile, itaat ise ilim ve marifet iledir. İlim ise öğrenmekle elde edilir, öğrenmek akılla güçlenir, ilim sadece rabbani alimlerden elde edilir ve ilmin marifeti akılla hasıl olur.”[24]İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey Hişam! Alimin az ameli bir kaç kat (sayılır) ve kabul edilir. Heva ve hevesine düşkünlerin ve cahillerin çok ameli ise kabul edilmez.”[25]
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey Hişam! Akıllı kimse hikmete sahip olmakla dünyanın yokluğuna da razı olur, hikmetsiz olduğu taktirde ise tüm dünyaya bile razı olmaz. Bu yüzden (akıl sahiplerinin) ticaretleri kazançlı olmuştur.”[26]
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey Hişam! Akıllı kimseler, dünyanın fazlalığını da terk etmişlerdir, nerede kaldı ki günahlarını (terk etmesinler), zira dünyayı terk etmek fazilet, günahları terk etmek ise farizadır (vaciptir.)” [27]
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey Hişam! Akıllı kimse dünyaya ve dünyaya tapanlara bakmış ve dünyanın sadece sıkıntıyla elde edilebildiğini anlamış, sonra ahirete bakmış ve ahiretin de zahmet ve sıkıntıyla elde edildiğini anlamış, böylece sıkıntı ve meşakkatleriyle daha kalıcı olanı talep etmiştir.”[28]
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ali b. Hüseyin (a.s)[29] şöyle buyurmuştur: “Salihler ile oturup kalkmak, salah ve temizliğe sebep olur. Alimlerin adabı (veya alimlerin yanından ayrılmamak) aklı artırır, adil hükümdarlara itaat etmek, izzet ve kudretin kemal sebebidir. Varlıktan istifade etmek, insanlığın ve mertliğin kemalidir. [30] İrşad ve meşveret dilemek de nimetin hakkını eda etmektir. Eziyet etmekten sakınmak, aklın kemal nişanesi ve dünya ve ahirette bedenin rahatlığıdır.”[31]
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey Hişam! Akıllı kimse, kendisini yalanlamasından korktuğu kimseye bir söz söylemez, kendisinden esirgeyeceğinden korktuğu kimseden bir şey istemez, yapamadığı şeyi vaad etmez, ümit bağladığı taktirde utanacağı bir şeye ümit bağlamaz, kınanacağı bir şeye ümit bağlamaz, [32] içinde kalacağından korktuğu bir işe teşebbüste bulunmaz.[33]” [34]
————————————————————————————————————————————
İmam Musa Kazım’dan (a.s) Altın Sözler-1
[8] el-Kafi, 2/665/20
[9] Tuhef’ul-Ukul , 409
[10] Bihar , 2/266/25
[11] el-Kafi , 2/336/4
[12] Tuhef’ul-Ukul , 398
[13] Bihar, 78/310/1
[14] Bihar , 74/231/28
[15] a. g. e. 4/18/2
[16] Tuhef’ul-Ukul , 386
[17] Bihar , 78/312/1
[18] Tuhef’ul-Ukul , 399
[19] Bihar , 104/73/23
[20] Bihar , 78/306/1
[21] Yani Allah’ın zatının ve sıfatlarının , hükümlerinin ve şeraitlerinin marifeti kendisine hasıl olur veya şu anlamdadır ki Allah ona akıl ihsan eder veya işleri Allah’a varacak birilimle tanır. Direkt veya endirekt o ilmi Peygamberlerden ve ilahi hüccetlerden alır veya aklı öyle bir dereceye ulaşır ki Allah ilmini bir insan öğretmeksizin ona ihsan eder. (Kafi’nin dipnotundan naklen.)
[22] Yani Allah onu müstağni kılar veya şu anlamdadır ki dünya perestler mal ve servetle zengin olduğu gibi onun da zenginliği Allah , Allah’a yakınlık ve hak ile münacaatla hasıl olur. (Kafi’nin dipnotundan naklen
[23] a. g. e. 1/17/12
[24] a. g. e. 1/17/12
[25] a. g. e.
[26] a. g. e.
[27] a. g. e.
[28] a. g. e. 1/18/12
[29] İmam’ın (a.s) bu sözü insanlarla muaşerete, onlarla ünsiyet edinmeye, fazilet ehlinin faziletlerinden nasiplenmeye teşviktir ve aynı zamanda da uzlete çekilmekten ve insanlardan uzak durmaktan sakındırmaktır. Zira uzlet ve insanlardan uzak durmak , nifakın , vesvesenin , Muhammed’i kamil yoldan mahrumiyetin ve makam-i mahmuttan mahrumiyetin , bir çok faziletlerin ve iyiliklerin terk edilişinin, şer’i sünnetlerin, toplu adapların, kapsamlı adapların ve cemaatin terk edilişinin ahlaki yücelikler kapısını kapamasının ve insani yüce hasletlerin ortadan kalkışının sebepleridir. (Kafi’nin dipnotundan naklen)
[30] Yani sermayeyi , ticaret , kazanç ve iş yoluyla geliştirmek ve büyütmek , insanlığın kemalinin nişanesidir. Zira bu durumda insan , diğerlerine muhtaç olmaz. Ayrıca kendisine layık olan işleri yapma imkanına kavuşur. (Kafi’nin dipnotundan naklen)
[31] a. g. e. 1/20/12
[32] Yani akıllı kimse , salahiyetini ve liyakatini aşan şeylere ümit bağlamaz. (Kafi’nin dipnotundan naklen)
[33] Yani hiç bir şeyi vakti gelmeden yerine getirmez. (Kafi’nin dipnotundan naklen)
[34] a. g. e.
