İran Olaylarının Arka Yüzü!

İran’da yaşanan son gelişmeleri ve yaşananların arka yüzünü İranlı araştırmacı gazeteci Hamed Khosroşahi değerlendirdi.

Khosroşahi’nin yazısı şu şekilde;

Son haftalarda İran’da yaşanan gelişmeleri, bir Cumhuriyet yetkilisine yakın duruş sergileyen bir gazeteci diliyle özetliyorum. Analiz ve ifadeler resmi anlatının çerçevesine yakın tutulmuş; dikkat çekici dış kaynak ve beyanlar parantez içinde gösterilmiştir.

İran’ın son dönemdeki ekonomik sarsıntısı — özellikle riyalin dolar karşısında hızlı değer kaybı ve yaptırımların ağırlaştırdığı ekonomik baskı — kentlerde geniş halk kesimlerinde hoşnutsuzluk yarattı. Bu ekonomik bunalımın tetiklediği sokak hareketleri, başta bazı Batılı ve bölgesel medya organları tarafından “rejim üzerinde yıkıcı baskı”, hatta “revolüsyonun başlangıcı” gibi iddialarla verildi; uluslararası yayın organlarının bir kısmı mevcut hükümetin çözülme eşiğinde olduğunu öne sürdü.

Resmi İran anlatısı ise olayların arkasında dış aktörlerin, istihbarat servislerinin ve “örgütlü sabotajcıların” bulunduğunu vurguladı. Bu iddialar, şu somut işaretlerle kamuoyuna taşındı: Bir yandan eski ABD’li yetkililerin sosyal medya paylaşımları ve bazı İsrailli bakanların açık ifadeleri, sahada yabancı istihbarat unsurlarının varlığına dikkat çekti. Örneğin eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun sosyal medyada yaptığı paylaşımda Mossad’a atıf yapması geniş yankı buldu; ayrıca bazı İsrailli bakanlar ve yorumcular sahada “ajanların” faaliyet gösterdiğini açıkça dile getirdi. Bunlar, Tahran yönetiminin yabancı müdahale vurgusunu destekleyen deliller arasında gösterildi.

Bir “geçmişe dönüş” (flash-back) perspektifiyle bakıldığında, geçen yıl Haziran’da yaşanan ve medyada “12 günlük savaş” olarak yer bulan İran–İsrail dönemi, bugünkü gerilimleri anlamak için önemli bir zemin oluşturuyor. O dönemde İsrail’in başlattığı yoğun saldırılar, İran’ın misilleme saldırıları ve bölgedeki yüksek gerilim, taraflar arasındaki hesaplaşmayı derinleştirdi; resmi anlatıda o çatışma, dış müdahaleye karşı ulusal direncin bir sınavı olarak yorumlandı. Bu çerçevede, 8 Ocak’ta sokaklarda görülen terörize edilmiş hareketleri bazı resmi çevreler “12-günlük çatışmanın 13. Günü” şeklinde okumayı tercih etti; zira hem sahada aktif dış ajan iddiaları hem de o dönemin askeri ve istihbari hafızası bugün yaşananları bağlamlandırıyor.

Ayrıca, dış aktörlerin “hilafeti” olarak görülen bazı figürlerin ve platformların öne çıkışı dikkat çekti. Bazı uluslararası medya organları ve Küresel aktörler tarafından sürülen iddialarda, sürgündeki şahsiyetler — özellikle Rıza Pehlevi — “geleceğin lideri” imajıyla pazarlanmak istendi; medyada ve sosyal ağ kampanyalarında bu tip bir öne çıkarma gözlemlendi. Bunun arka planında yabancı destekli dijital ve propaganda operasyonlarına ilişkin rapor ve araştırmalar da medyada yer buldu. Resmi görüş, bu tür dış destek ve manipülasyonların iç dinamikleri örseleyecek şekilde kullanılmaya çalışıldığını belirtiyor.

İran’ın maruz kaldığı dış baskı ve iç güvenlik sınavı sırasında ABD yönetiminden gelen mesajlar da olayların seyrini etkiledi. Ocak ortasında bazı küresel medya kuruluşları ile istihbarat çevrelerinin “saat sıfır” benzeri uyarıları ve olası saldırı haberleri manşetlere taşınırken, ABD Başkanı’nın daha sonra söyleminde yumuşama ve bazı hamlelerden geri adım görüntüleri ortaya çıktı. Tahran yönetimi bu dalgalanmaları hem diplomatik bir zafer kanalıyla hem de içeride birlik vurgusunu artırmak için kullandı; Washington’un söylemindeki dalgalanma uluslararası gerilimi kısa süreliğine artırdı, ardından çekilme/erken geri adım haberleri yayıldı.

Etnik yapı ve ülke mozaiği bağlamında İran, çokkültürlü bir toplumdur; Azerîler, Kürtler, Araplar, Lor’lar, Güney (Beluç) ve diğer gruplar uzun zamandır ülkenin sosyal dokusunu oluşturuyor. Bu çeşitlilik, merkezi politikaların ve tarihsel kırgınlıkların farklı algılanmasına yol açıyor; geçmişte bazı dönemlerde etnik grupların maruz kaldığı ayrımcılıklar halk hafızasında duruyor. Resmi yetkililer bu çeşitliliğin korunması ve birlik çağrısını sıkça yineliyor.

Yerel düzeydeki görünümler ise heterojen oldu: bazı büyük kentlerde ciddi olaylar yaşanırken, bazı kuzeybatı ve güney kentlerinde daha sınırlı ya da kontrollü hareketler görüldüğü rapor edildi. Hükümet yanlısı gösteriler ve yerel destek mitingleri devlet televizyonunda ve yerel medyada geniş şekilde duyuruldu; bu mitinglerde halkın ülke bütünlüğü ve güvenlik güçleri lehine güçlü bir duruş sergilediği vurgulandı. Resmi kaynaklar, Tebriz gibi ülkenin Azerî nüfuslu merkezlerinde ve Ahvaz gibi çok-etnili merkezlerde kamu düzeninin korunmasına ilişkin örnekler sundu; bu tür yerel farklar, merkezi ölçekteki güvenlik stratejisinin ve toplumun tepkisinin bölgesel farklılıklarını ortaya koydu.

Siyaset ve medya ekseninde yaşanan bir diğer önemli husus da söylem mühendisliği: Hem dış medyada hem de dijital platformlarda bazı figürlerin “geleceğin lideri” olarak sunulması, iç kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Bir kesim vatandaş, 1979 Devrimi’nin sebeplerini — yolsuzluk, iktidar merkezileşmesi, baskı ve hak ihlalleri Iddialarını — hâlâ canlı tutuyor ve bugünkü dış destekli göstergeleri bu tarihsel hafızayla ilişkilendirerek reddediyor. Resmi yorum, milletin bu tarihi hatırla birleşip dış müdahaleye karşı tedbirli olması gerektiğini vurgulamakta.

Sonuç olarak; resmi bakış açısı şu çerçevede özetlenebilir: ülke derin bir ekonomik ve jeopolitik baskı altında bulunuyor, bu baskı bazı toplumsal tepkileri tetiklemiş olabilir; ancak yaşanan hadiselerin niteliği ve sahadaki aktörlerin davranışı, bunun yerli, organik bir “rejim devrilmesi” sürecinden ziyade dış destekli, örgütlü ve silahlı sabotaj manevralarıyla harmanlandığını göstermektedir. Bu sebeple devlet gücü, emniyet ve savunma kurumları; hem ülke içi asayişi sağlamak hem de dış müdahalelere karşı ülkenin bağımsızlığını korumak üzere teyakkuz halindedir. Kamuoyuna düşen görev, soğukkanlılık, dayanışma ve ülke egemenliğine saygıdır.

Sonuç ve çağrı: İç barışın korunması, dış müdahalelerin boşa çıkarılması ve ekonomik reformlara odaklanılması hem hükümetin hem de toplumun ortak çıkarınadır. Bu süreçte sağduyu, hukukun üstünlüğü ve vatandaş-devlet dayanışması, ülkenin bekası için birincil şartlardır.

Hamed Khosroşahi

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın