Donald Trump’ın “güvenlik” adı altında yürüttüğü sert operasyon politikaları bir kez daha ölümle sonuçlandı. Minnesota’da federal ajanlar tarafından öldürülen ABD vatandaşı Alex Pretti, yalnızca bir insan hayatının kaybı değil, Trump döneminde kurumsallaşan şiddet anlayışının yeni bir halkası olarak kayıtlara geçti.
Bu olay, Trump’ın başkanlığı boyunca ortaya çıkan ilk tartışmalı ölüm vakası değil. Göçmen baskınlarından protesto müdahalelerine kadar uzanan uzun sicil, artık kendi partisinin içinde bile yüksek sesle sorgulanıyor. Cumhuriyetçi senatörlerin “şeffaf soruşturma” çağrıları, aslında partinin Trump’ın yükünü taşımakta zorlandığının açık göstergesi.
“Hukuk Devleti” Söylemi Çökerken Kurşunlar Konuşuyor
Trump yönetimi yıllardır “hukuk ve düzen” sloganlarıyla güç toplarken, sahada yaşananlar bunun tam tersini gösteriyor. Diz çökmüş halde vurulan bir vatandaş, biber gazıyla dağıtılan barışçıl protestolar ve kameralara yansıyan sert müdahaleler, ABD’nin demokrasi iddiasını dünya kamuoyu önünde sorgulatıyor.
Ortadoğu ülkelerini “otoriter”, “ilkel” ve “hukuksuz” diye yaftalayan Washington yönetiminin kendi sokaklarında yaşanan bu görüntüler karşısındaki sessizliği, iki yüzlü demokrasi anlatısının bir başka örneği olarak değerlendiriliyor.
Trump’ın Politikası Cumhuriyetçileri Bölüyor
Minnesota’daki olay, Cumhuriyetçi Parti içinde ciddi bir kırılma yarattı. Parti içinden gelen eleştiriler, Trump’ın sert çizgisinin artık “seçim kazandıran bir koz” olmaktan çıkıp siyasi bir yük haline geldiğini gösteriyor.
Bazı Cumhuriyetçi isimlerin “başka şehirlerde bu operasyonlar durdurulmalı” çağrısı yapması, Trump’ın kendi tabanını bile ikna edemez noktaya geldiğini ortaya koyuyor.
Bu Bir “Münferit Olay” Değil
Trump cephesi her zamanki gibi yaşananları “izole vaka” olarak sunmaya çalışsa da kamuoyu hafızası farklı söylüyor. Son yıllarda federal güçlerin karıştığı ölümler, sert baskınlar ve orantısız güç kullanımı bir zincir oluşturuyor.
Bu tablo, sorunun bireysel hatalardan çok, Trump yönetiminin güvenliği bir siyasi şova dönüştüren yaklaşımında yattığını gösteriyor.
Demokrasi Dersi Veren Amerika Aynaya Bakmak Zorunda
Obama ailesinin dahi “ulusal değerler saldırı altında” açıklaması yapmak zorunda kalması, krizin boyutunu ortaya koyuyor. Demokrasi ihracı söylemiyle dünyaya parmak sallayan ABD, bugün kendi yurttaşını sokak ortasında koruyamayan bir yönetimle yüzleşiyor.
Trump’ın şiddet politikası yalnızca insan hayatına mal olmuyor; aynı zamanda ABD’nin küresel itibarını, hukuk devleti iddiasını ve kendi partisinin bütünlüğünü de eritiyor.
