2001 sonrasında ayağını yorganına göre uzatmayı bırakan ABD’ye Orta Doğu’da tarihinin en büyük yığınaklarından birini yaptıran Trump, MAGA (Make America Great Again) şiarıyla çıktığı başkanlık yolculuğunda bir yıl sonra hangi noktada?

ABD’de 46. Başkan Joe Biden’ın görev dönemi sadece dünyanın geri kalanı için bir musibet olmakla kalmamış, Amerikalılar isçin de bir hayal kırıklığı olmuştu. Siyasi olduğu gibi ekonomik açıdan da kötü bir miras bırakmıştı arkasında Biden. 2021-2025 yılları arasındaki görev süresi sonunda ABD’nin küresel ekonomideki payı yüzde 14,76 ile modern tarihin en düşük seviyesine inmişti. Biden görevi devraldığında ABD federal hükümetinin toplam 27 trilyon dolar civarında olan ulusal borcu dört yılda yüzde 33 civarında artarak 36 trilyon doların üzerine çıkmıştı. Yani Biden, görevden ayrıldığında her bir Amerikan vatandaşına 106 bin 150 doların üzerinde bir ulusal borç bırakmıştı.
Dört katına çıkan borçluluk oranı
Beyaz Saray’daki mesaisinin ilk yılı sona ererken, 47. Başkan Donald Trump ulusal borç biriktirmek hususunda Biden’ı aratmamış görünüyor. Bugün ABD federal hükümetinin toplam ulusal borcu 38,6 trilyona ulaştı. Her bir Amerikan vatandaşına binen ulusal borç yükü ise Biden dönemindeki rakamdan 7 bin dolar artarak 113 bin doların üzerine çıkmış durumda. Ulusal borcun ABD GSMH’sına oranı ise yüzde 124.
40. Başkan Ronald Reagan (1981-1989) göreve geldiğinde, bu rakamın yüzde 31,8 civarında olduğu hatırlanırsa, ülkenin 1981’den bu yana geçen 45 yıllık zaman zarfında neredeyse dört kata yaklaşan bir borçluluk oranına eriştiği görülür.
Biden dönemi sonunda, gelir eşitsizliği zirveye çıkmış, rekabet gücü zayıflamış, küresel liderliği artık iyice sorgulanır bir ülke olmuştu ABD ve temerrüde düşmemek için Hazine’nin borç limitini artırmak ve olağanüstü önlemler almak durumunda kalmıştı.
Trump ise göreve geldiğinden bu yana, şöyle kısa bir dönem Hükümet Verimliliği Bakanı olarak görev verdiği Elon Musk ile kamu harcamalarını kısmayı önemsiyormuş gibi yaptıysa da, daha ziyade gelirleri artırmayı hedefleyen bir şirket CEO’su gibi davranacağının işaretlerini verdi. Ülkenin özellikle gümrük gelirlerini artırmayı takıntı haline getirmiş bir şekilde, uluslararası ilişkileri, “asarım, keserim, bak tarifeleri artırırım” benzeri söylemlerle dizayn etmeye çalıştı. Bu, uluslararası ticaret savaşının cenk sahasını gümrük gelirleri üzerinde gördüğünün işaretiydi bu. Palyatif bir çabaydı bu ve gümrük gelirleri neden değil bir sonuçtu, aslında. Sonra o tarifelerin masadan bağırıp çağırdığı şekliyle yönlenemeyeceği anlaşıldı. Hatta bir grup Amerikalı iş temsilcisi gümrük vergilerinin yasa dışı olduğunu ve özel şirketlere zarar verdiğini savunarak ABD hükümetine dava bile açtı.
Ekonomik tablo kararırken
Sonuçta n’oldu peki?
Trump, MAGA (Make America Great Again) şiarıyla çıktığı başkanlık yolculuğunda, “gümrük vergisi gelirlerinden 600 milyar dolar gelir elde ettim,” filan diyerek ham bir takım rakam ve iddialar ortaya atarak reklamını yapıyor belki ama bugün ABD’nin gümrük gelirleri resmi rakamlarla 372,5 milyar dolar civarında. Bu, ülkede vergi mükellefi başına gümrük vergisi gelirinin 3 bin 247 dolar olduğu anlamına geliyor. ABD’nin vergi mükellefi başına ulusal borcunun bugün 355 bin 811 dolar olduğunu düşünürseniz, gümrük gelirleri “devede kulak” bir rakam. Ama işte Trump gibi hiçbir sorunu net olarak çözememiş popülist bir lider iseniz, “Amerikalılara, gümrük vergileri dolayısıyla elde edilen gelirlerden temettü olarak kişi başına en az 2 bin dolar aktarılacağını” söyleyerek, belki biraz prim yapmış oluyorsunuz.
ABD’nin en büyük sıkıntılardan biri de yaşlanan nüfus. 2030’a kadar her gün 10 bin kişi 65 yaşına geliyor ABD’de. Ekonomik tabloyu karartan (!) bir diğer husus da ortalama insan ömrünün giderek uzaması. 65 ve üzerindeki yaş grubunun toplamı 2030 yılında 71,2 milyonu bulacak. 2040’da ise 78,3 milyon olacak. Bu, sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarının da ivmelenerek artacağı anlamına geliyor.
Öte yandan, ABD dünyanın en pahalı sağlık sistemine sahip ülkesi. Ama Amerikalılar arzuladıkları kamusal sağlık hizmetini alamıyorlar. Sağlık harcamaları yıllık kişi başına 14 bin 885 dolar ile gelişmiş ülkeler ortalamasının iki katı olmasına rağmen, Amerikan sağlık sistemi nüfusun büyük çoğunluğuna etkin bir hizmet vermekten çok uzak.
11 Eylül aslında neydi?
İstatistikleri bakıp böyle tek tek sayarsanız, başka sorunlar da tespit edebilirsiniz. Ancak ABD’nin karşı karşıya olduğu uzun dönemli mali güçlükler konusunda farkındalık yaratmak üzere 2008 yılında kurulan Peter G. Peterson Vakfı’nın kanaatine göre, ABD hükümetinin açıkları temelde yapısal faktörlerden kaynaklanıyor. Her şeyin başında, Amerikan vergi sistemi, hükümetlerin vaatlerini finanse edecek şekilde tasarlanmış değil. Özellikle de 2001 sonrasında bu gerçek çok baskın şekilde hissediliyor. Federal hükümetlerin gelir ve giderleri arasında 2001’den bu yana, harcamalar lehine hızla büyüyen bir dengesizlik var ve bu giderek artan yıllık bütçe açıklarına ve ulusal borcun tırmanmasına yol açıyor. 2001 burada önemli bir dönemeç, dikkat çekici ve kritik bir yıl. Çünkü federal gelirlerin GSMH’ye oranıyla, harcamaların GSMH’ye oranının birbirine denk olduğu son tarih 2001. Ondan sonra makas harcamalar lehine açılıyor.
Yani 11 Eylül (2001), ABD ekonomisi için yeni bir dönemin tetikleyicisi, belirleyicisi, denilebilir.
25 yılda gelinen nokta
Malum, 2001 yılı Eylül ayı sadece İkiz Kuleler saldırılarıyla değil, aynı zamanda ABD’nin Irak, Libya, Somali, Lübnan, Suriye, Sudan ve İran gibi 7 Müslüman ülkeye savaş açacağının karar altına alındığı da bir tarih. Biz bunu NATO’nun Avrupa’daki eski kuvvet komutanı General Wesley Clarke’tan öğrenmiştik yıllar sonra. Clarke, bu gerçeği 20 Eylül 2001 gibi bir tarihte öğrendiğini açıklamıştı.
2001 yılında ABD’nin gelirlerinin GSMH’ye oranı yüzde 17,7 iken, harcamaların oranı da aynıydı. Aradan neredeyse çeyrek yüzyıl geçti. Bugün gelirlerin GSMH’ye oranı yüzde 17,1 iken giderlerin oranı yüzde 23,3 oldu, Kongre Bütçe Ofisi ile Beyaz Saray İdare ve Bütçe Dairesinin tahminlerine göre, bu son rakam 2040’larda yüzde 25’i dahi aşacak ve gelirlerle giderler arasındaki makas biraz daha açılacak.
Yani emperyal devletin tepesi o tarihten hemen sonra, “biz harcamaları uçuracağız, tabir-i caizse savaşlara yatırım yapacağız, gelirler tarafındaki meseleleri de hükümetler bir şekilde çözüversin, artık” kararını alıyor!
O hükümetler de kâh finansal krizler yoluyla dünyayı, dünya üzerindeki tasarruf sahibi ve yatırımcıları soyarak, kâh savaşlar yoluyla ganimetler, imtiyazlar elde ederek harcamaları yakalamasına olanak tanıyacak “açılımlar” içinde “terörle savaş” bahanesi altında neo-kolonyalist bir ajanda tutturmaya çalışıyor. Bir süre sonra da “yaptırımlar” kılıcını çeker oluyor. Ama gelirleri arzulanan soyutta tırmandırmayı başaramıyor. Biz bunu giderek artan bütçe açıkları ve dolayısıyla artan ulusal borç rakamları olarak görüyoruz 25 yıl sonra.

Trump icraatları
Trump da, ikinci başkanlık döneminin başında, hatırlarsınız mealen “bu harcamaların savunma kalemine dahil olan kısmının yükünü Avrupalı NATO müttefiklerinin omzuna daha fazla yıkayım, ‘tatlı uyarılarla’ Körfez monarşilerinin benden yüz milyarlarca dolar daha fazla silah almalarını sağlayayım,” şeklinde yorumlanacak bir yol tutturdu.
Pratikte de şunlar oldu: ABD Başkanı göreve başlamasından üç gün sonraki bir konuşmasında, Avrupalı şirketlere şöyle seslendi: “Gelin ürünlerinizi Amerika’da üretin, biz de size dünyadaki en düşük vergileri uygulayalım. Ama eğer ürünlerinizi Amerika’da üretmezseniz gümrük vergisi ödemek zorunda kalırsınız.”
2025 yılı Nisan ayı başında da, 185 ülke ve bölgeden ithal edilen ürünlere gümrük vergisi uygulayacağını duyurdu. Derken bu tarife mücadelesini 2025 sonunda ABD’ye yönelik 18 milyar dolar yatırımla kapattığını, bunun da kendi döneminde 1 milyar dolarda kaldığını iddia ettiği Biden’a büyük fark attığını iddia etti. 2025 yılı Mayıs ayında çıktığı dört günlük Körfez monarşileri turu sonunda ise, “4 trilyon dolar bağladım” anlamına gelecek açıklama yaptı. Ardından da Haziran ayındaki zirvede NATO ülkelerinin askeri harcamalarının GSMH’ye oranlarının 2035’a kadar yüzde 2’den yüzde 5’e çıkarılmasını buyurdu.
Ama işte, o bugün aklına esen raconu kessin, gelebildiği nokta belli. Federal hükümetin vergi gelirleri 5,5 trilyon doları bile bulmuyor. Gümrük vergisi gelirleri ise ancak 372,5 milyar dolar civarında.
Özetle, yukarıda da dile getirdiğimiz gibi, Başkanlığında daha ziyade gelirleri artırmayı hedefleyen bir şirket CEO’su gibi davranmış dahi olsa, yapısal sorunları yerli yerinde duran Amerikan imparatorluğunun çöküşünü “astığım astık kestiğim kestik” yaklaşımı ile önlemeye yetmiyor. Bu arada dünyanın en güçlü insanlarını bir pedofili çetesi üzerinden kontrol edebildiği ortaya çıkan Mossad’ın elinde dolaylı olarak rehinmiş ve istemese de Netanyahu’nun emirlerini yerine getiriyormuş gibi bir görüntü de verdiği için Amerikan yönetiminin kurumsal itibarının da eriyişini hızlandırıyor. Dolayısıyla, Amerikan devletinin gerçek sahiplerinin bu çöküş ve erimeye daha ne kadar tahammül edeceği ve bir iktisadi sistemin çöküşünü de hızlandıran, Epstein dosyalarınca rehin alınmış bir başkana ne kadar zaman tanıyacakları merak konusu olmaya başlıyor.
Çevik (!) vuruculuk
Trump’ın önceki başkanlardan belki bir farkı da askeri operasyonlarda esnek, çevik ve düşük maliyetli bir modele yönelmesi oldu. Nobel Barış ödülünü dolaylı olarak Venezuelalı muhalif lider Maria Corina Machado’dan alan Başkan’ın topyekûn savaşlara yönelmektense, sonuç alıcı “vur kaç” operasyonlarını tercih ettiğini anlıyoruz,
Venezuela’da New York’a “başkan kaçırma” ile meseleyi halletme yoluna gitti Trump. İran’da da ilkin Mossad destekli bir darbe ile CIA’in 1953’teki Ajax Operasyonu’na benzer bir yol izleyeceği izlenimini verdiyse de, o işin masada planlandığı kadar kolay olmayacağı anlaşıldı. İran’ın elektrik ve bilgisayar sistemlerini bir anda felç et ve satın alacağın birkaç Devrim Muhafızları kurmayının yardımıyla kolaylaştıracağın bir operasyonla Hamani’yi kaçır, böylece kısa yoldan stratejik sonuç üret filan, bunlar özellikle de Çin ve Rusya’dan alınan yeni savunma sistemleri sayesinde kolay işler değildi artık! Hele de peşrev faslında İran sokaklarında yaşadıkları yenilgiden sonra. Şimdi öğreniyoruz ki, İran’ı vurmak üzere Umman Körfezi’ne büyük yığınak yapan Washington, aslında Tahran ile yeniden nükleer müzakerelere oturmayı hedefliyormuş. Velhasıl perhiz ile lahana turşusu arasındaki makas da açılıyor, diyebiliriz!
Ama bütün bunlar Trump’ın düşük maliyetli bu “çevik” operasyonlar yöntemini yarın Küba’da ya da başka bir “arka bahçe” ülkesinde denemesinin önünde engel olmayacaktır. Çöküşte olan bir imparatorluk yarın bugünden öngöremeyeceğimiz çılgınca işler de yapmaya kalkabilir; büyük bir savaş başlatmak ya da nükleer bomba kullanma yoluna gitmek gibi.
Avrupa’ya Savaş Bankası
Tabii tutulan yolun, atılan köprülerin sonucu olarak şöyle bir şey de oluyor:
Kariyerine I. Dünya Savaşı’nda Avrupa’nın savunma harcamalarını fonlamakla, yani savaş sponsorluğuyla başlayıp, Büyük Buhran’dan aldığı dersler sayesinde II. Dünya Savaşı’nda bu rolü “Ödünç Verme ve Kiralama Yasası” (The Lend and Lease) programı ile geliştirip pekiştiren Amerikan imparatorluğu, bu son savaş sonrası kendisini “Hür Dünyanın” jandarması konumuna yükseltip, NATO’yu da 1949’da bu maliyetlerin paylaşımının yönetilmesiyle mükellef kılacak şekilde kurduysa da, artık çöküşe geçtiği için müttefiklerinin savaş harcamalarını fonlayacak mecali kalmadı. Böyle olunca da, “babacık” öyle istiyor zannıyla Rusya’yı yok yere kendilerine hasım kılarak bir de rekabet güçlerini yitiren Avrupalı NATO müttefiklerinin, Rusya ile savaşmak için yanıp tutuşan müflis liderleri, savaş harcamalarını artık Washington’a fonlatma imkânı bulamadıkları için militarist açılımlarını finanse edebilmek üzere 2027’ye kadar Avrupa’da bir Savunma Bankası kurmak istiyor! Kuzey Atlantik ekosistemi ortadan ikiye çatlıyor! Zamanın ABD müttefiki gelişmiş ülkeleri Fransa’nın, Kanada’nın İngiltere’nin, Finlandiya’nın, İrlanda’nın, hatta Güney Kore’nin liderleri 2025 yılı Ocak ayında soluğu Çin’de, Şi Cinping’in yanında alıyorlar! “Dostlarını” yitirmekte olan ve elinde kala kala ucuz vassalları kalan Washington’a ise, hasetlik içinde “Çin, ucuz ürünlerden ve ucuz dostluklardan başka bir şey satmaz” demesi kalıyor!
t24
