İslamcı Söylem, Mezhepçilik ve Medyanın İran Karşıtlığı Üzerine Eleştirel Bir Bakış

Bismillahirahmanirahim

“Münafıklardan bir grup, İslâm ve Müslümanlar aleyhinde zararlı faaliyetler yapmak, kâfirleri desteklemek, mü’minlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Rasûlüne karşı savaşmış olanların gelip kendilerine katılmasını beklemek maksadıyla bir mescid yaptılar. Üstelik bunlar: “Bu mescidi yaparken iyilikten başka bir şey düşünmedik” diye yemin de ederler. Allah şâhittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar.” (Tevbe/107)

Bu yazımın amacı; çağdaş İslam dünyasında mezhepçilik ve ırkçılık üzerinden yürütülen siyasal ve medya temelli söylemleri eleştirel bir perspektifle incelemektedir. Özellikle “İslamcı” kimliğiyle hareket eden bazı kurum ve medya organlarının İran karşıtı tutumlarının, küresel güçlerin Ortadoğu’daki stratejileriyle açık ve gizli örtüştüğü savunulmaktadır. Yazımın temel amacı, tevhid “takva” inancı temelinde Müslüman toplumlar arasında birlik fikrinin önemini vurgulamak ve mezhep merkezli ayrışmaların siyasal sonuçlarını tartışmaktır.

Ana konular : Tevhid “Takva”, mezhepçilik, medya, İran, İslam dünyası, siyasal söylem;

Küreselleşme süreciyle birlikte siyasal, kültürel ve dini söylemler yoğun bir etkileşim alanına girmiştir. İslam dünyasında yaşanan krizler, yalnızca askeri ve ekonomik boyutlarıyla değil, aynı zamanda medya dili ve ideolojik yönlendirmelerle de şekillenmektedir. Bu bağlamda “İslamcı” söylemi benimseyen bazı kurum ve medya organlarının, mezhepçi ve dışlayıcı bir dil üzerinden belirli ülkelere karşı konumlanması dikkat çekicidir. Bu yazım, söz konusu söylemlerin arka planını ve etkilerini eleştirel bir çerçevede değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Onlar, mü’minlerle kâfirler arasında bocalayıp duranlardır. Ne mü’minlere ne de kâfirlere tam olarak bağlanırlar. Allah kimi saptırırsa, artık sen onun için bir kurtuluş yolu bulamazsın. Dönüş yalnız Allahadır.” (Nisâ, 4/143)

Mezhepçilik ve Irkçılığın Siyasal İşlevi; Mezhepçilik ve ırkçılık, tarihsel olarak sömürgeci ve hegemonik güçlerin toplumsal ayrışmaları derinleştirmek için sıklıkla kullandıkları araçlar olmuştur. Günümüzde de benzer bir stratejinin, İslam coğrafyasında uygulandığı gözlemlenmektedir. Müslüman toplumlar arasındaki farklı mezhepsel & ırkçı kimliklerin siyasal bir ayrışma aracı hâline getirilmesi, ortak bir tevhid anlayışı etrafında birleşmeyi zorlaştırmaktadır. Bu durum, dış müdahalelere açık bir zemin oluşturmaktadır.

Yoksa siz, Cenâb-ı Hak içinizden cihâd edenlerle Allahtan, Rasûlü’nden ve mü’minlerden başkasını dost ve sırdaş edinmeyenleri iyice ortaya çıkarmadıkça öyle kendi hâlinize bırakılacağınızı mı sanıyordunuz? Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdârdır.” (Tevbe/16)

Medya Söylemi ve İran Karşıtlığı; Çağdaş medya, yalnızca bilgi aktaran bir araç değil, aynı zamanda ideolojik yönlendirme gücüne sahip bir aktördür. Bazı medya organlarının İran karşıtı söylemleri, çoğu zaman mezhepsel farklılıklar üzerinden meşrulaştırılmaktadır. Oysa bu yaklaşım, bölgesel çatışmaların karmaşık siyasal arka planını göz ardı ederek meseleyi indirgemeci bir düzleme hapsetmektedir. Bu tür söylemler, Müslüman toplumlar arasında güvensizlik ve kutuplaşmayı artırmakta; ortak siyasal ve insani duruş geliştirilmesini zorlaştırmaktadır.

Allah sadece, sizinle sırf dîninizden ötürü savaşan, sizi öz yurtlarınızdan sürüp çıkaran ve çıkarılmanıza destek olan kâfirleri dost edinmekten sizi men eder. Kim onları dost ve sırdaş edinirse, işte böyleleri zâlimlerin tâ kendileridir.” (Mumtehine/9)

Tevhid & Takva İlkesi ve Birlik Vurgusu; İslam düşüncesinde tevhid ilkesi, yalnızca inançsal bir temel değil, aynı zamanda toplumsal birlik ve adalet anlayışının da merkezinde yer alır. Irk, mezhep veya etnik köken üzerinden kurulan üstünlük iddiaları, bu ilkenin özüne aykırıdır. Bu nedenle İslam dünyasında yaşanan sorunların çözümünde mezhep merkezli ayrışmalar yerine, ortak ahlaki ve insani değerler etrafında birleşme yaklaşımı önem taşımaktadır.

Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve ‘birbirinizi tanımanız ve tanışmanız’ için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk, renk, soy ve servetçe değil) takvaca en ileride olanınızdır.” (Hucurat/13)

Refleks; Mezhepçi ve dışlayıcı söylemler, kısa vadede belirli siyasal aktörlere avantaj sağlıyor gibi görünse de uzun vadede toplumsal bütünlüğü zayıflatmakta ve çatışma ortamını derinleştirmektedir. Medya organlarının bu tür söylemleri yeniden üretmesi, kamusal algıyı tek boyutlu bir çerçeveye sıkıştırmakta; eleştirel düşünme imkânlarını daraltmaktadır. Bu bağlamda, medya etiği ve sorumlu habercilik ilkeleri, bölgesel barış ve toplumsal uzlaşı açısından hayati önemdedir.

Ey iman edenler! Yahudi ve Hristiyanları dost ve sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar birbirinin dostudur. Sizden kim onları dost edinirse, kesinlikle onlardan olur. Şüphesiz ki Allah, zâlimler topluluğunu doğru yola erdirmez.” (Maide/51)

Netice; Bu yazım, İslam dünyasında mezhepçilik & ırkçılık ve medya söylemleri üzerinden üretilen İran karşıtlığının, bölgesel birlik ve dayanışma perspektifine zarar verdiğini ileri sürmektedir. Tevhid ilkesi temelinde geliştirilecek kapsayıcı bir yaklaşım, mezhepçi ayrışmaların aşılmasına ve daha sağlıklı bir siyasal bilinç oluşmasına katkı sağlayabilir. Medya organlarının ise ideolojik kutuplaşmayı derinleştiren bir dil yerine, çoğulcu ve eleştirel bir perspektifi benimsemesi gerekmektedir.

Bu güzel haslete ancak hakkıyla sabredenler erişebilir; buna ancak insânî kemâl ve faziletten yana nasîbi bol olanlar ulaşabilir!” (Fussilet/35)

TASPINAR MK

 5/02/2026

Bu Haberi Paylaş
1 Yorum