İran ve ABD Müzakereleri Bir Sonuca Ulaşır Mı? Tek Bir Yol Var

İran ile ABD arasındaki nükleer müzakereler kritik bir eşiktedir. Geçmiş deneyimler İran’ı teslim almaya yönelik stratejinin başarısız olduğunu göstermiştir ve bunun sürdürülmesi yalnızca gerginliği ve güvensizliği artıracaktır. ABD, İran’ın bağımsız bir bölgesel güç olduğunu kabul etmek zorundadır.

İran ile ABD arasındaki nükleer müzakereler dosyası, yirmi yılı aşkın bir süredir uluslararası sistemdeki en karmaşık ve en maliyetli siyasi ihtilaflardan biri hâline gelmiştir. Bu müzakereler yalnızca İran’ın nükleer programı hakkında değil, aynı zamanda Washington’un İran’ın bölgesel ve küresel denklemlerdeki konumuna nasıl baktığıyla da ilgilidir. Geçmiş yılların tecrübesi, ABD’nin bölgenin jeopolitik gerçeklerini kabul etmek yerine sürekli olarak baskı, tehdit ve dayatma yolunu seçtiğini ve bunun sonucunda güvensizlik ile istikrarsızlığın daha da arttığını göstermektedir.

Nükleer programla ilgili iddiaların ilk ortaya atıldığı yıllardan itibaren ABD, bu dosyayı İslam Cumhuriyeti’ni çevreleme ve sınırlandırma aracı hâline getirmeye çalışmıştır. Kapsamlı yaptırımlar, siyasi baskılar, askeri tehditler ve hatta medya üzerinden yürütülen psikolojik savaş; İran’ı meşru haklarından geri adım atmaya zorlamayı amaçlayan bir stratejinin parçaları olmuştur. Ancak zaman, bu stratejinin başarısız olduğunu ve aksine İran’da direniş yaklaşımını güçlendirdiğini ortaya koymuştur.

ABD’nin denenmiş politikaları ve tekrarlanan yenilgiler

Washington, İran’ın teslim olmasına yönelik olarak yıllar boyunca neredeyse tüm araçları kullanmıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde uzlaşı sağlama çabalarından tek taraflı yaptırımlara, İran’ı bölgesel ve küresel düzeyde siyasi olarak izole etme girişimlerine kadar her yol denenmiştir. Askeri seçenek dahi sürekli olarak masada tutulmuştur. Buna rağmen bu araçların hiçbiri İran’ı bağımsız çizgisinden saptıramamıştır.

2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma bu gerçeğin açık bir örneğidir. İran iyi niyetle müzakerelere katılmış ve geniş kapsamlı taahhütler üstlenmiştir. Ancak ABD’nin anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesi, sorunun metinde değil Washington’un hegemonik bakış açısında olduğunu göstermiştir. ABD, resmî imzasının bile güvence sağlamadığını ortaya koymuş ve bu durum yeni bir anlaşmaya duyulan güveni ciddi biçimde zedelemiştir.

Bölgesel bir gerçeklik olarak İran

ABD’nin İran’a yönelik stratejik hatalarından biri, bu ülkenin bölgesel denklemlerdeki gerçek konumunu görmezden gelmesidir. İran bugün marjinal bir aktör değil; güvenlik, siyaset ve hatta ekonomi alanlarında Batı Asya’da etkili bir güçtür. İran’ın bölgesel nüfuzu, bağımsız politikalarının ve yerli kapasitesinin bir sonucudur ve dış baskıyla ortadan kaldırılamaz.

Eğer Washington bölgede gerçek bir istikrar istiyorsa, bu gerçeği kabul etmek zorundadır. Bölgesel krizlerin deneyimi, İran’ı denklemlerin dışına itmenin ne mümkün ne de bölgesel güvenlik açısından faydalı olduğunu göstermiştir. İran’la müzakere, ancak ABD’nin onu yukarıdan bir bakışla değil, denk bir bölgesel güç olarak muhatap alması hâlinde anlam kazanır.

Müzakere mi dayatma mı? İki farklı yol

Nükleer müzakereler ancak belirli bir anlaşmazlığı çözmeyi hedeflediğinde başarıya ulaşabilir; daha fazla baskı uygulamak için araç hâline getirildiğinde değil. ABD birçok dönemde müzakereleri, nükleer dosyanın ötesinde tavizler koparmak için kullanmaya çalışmış; İran’ın savunma kapasitesi ve bölgesel politikaları gibi konuları görüşmelere dâhil etmiştir. Tahran açısından bu yaklaşım, diploması kisvesi altında siyasi taleplerin dayatılması anlamına gelmektedir.

İran defalarca nükleer programının barışçıl olduğunu ve uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli şeffaflığı sağlamaya hazır bulunduğunu açıklamıştır. Ancak bu şeffaflık tek taraflı olamaz. Yaptırımların gerçek anlamda kaldırılması, güvenilir garantiler ve İran’ın nükleer haklarının tanınması; kalıcı bir anlaşmanın ön şartlarıdır. Bu unsurlar olmadan müzakere, yalnızca yıpratıcı bir sürece dönüşür.

Yıkıcı lobiler ve ABD iç baskıları

İran ile ABD arasında bir anlaşmanın önündeki en büyük engellerden biri, Washington’daki karar alma mekanizmaları üzerinde etkili olan bazı özel lobilerin nüfuzudur. Çıkarlarını sürekli gerginlikte gören bu lobiler, diplomasiyi sabote etmeye çalışmışlardır. Bunun sonucu ise bölgede artan güvensizlik ve ABD ile müttefiklerine yüklenen ağır maliyetler olmuştur.

ABD içinde de derin siyasi bölünmeler, ülkenin dış politikasında dalgalanma ve istikrarsızlığa yol açmıştır. Her yeni yönetim, bir öncekinin politikasını tersine çevirmeye çalışmakta; bu durum karşı tarafın güvenini sarsmaktadır. İran bu gerçeğin farkındadır ve bu nedenle somut ve bağlayıcı garantiler talep etmektedir.

Bölgesel güvenlik Washington’un bakış açısını değiştirmesine bağlı

Batı Asya’da kalıcı istikrar ve güvenlik, İran’ın katılımı olmadan mümkün değildir. Son yılların tecrübesi, ABD’nin İran’ı dışlamaya çalıştığı her durumda krizlerin derinleştiğini göstermektedir. Buna karşılık, çatışma yerine etkileşim ve diyalog tercih edildiğinde krizlerin yönetilmesi mümkün olmuştur.

Uluslararası anlaşmalar çerçevesinde İran’ın haklarının tanınması bir taviz değil, gerilimi azaltmak için bir zorunluluktur. Bu yaklaşım, daha geniş bölgesel iş birliklerinin önünü açabilir ve diğer krizlerin çözümünü kolaylaştırabilir. ABD, bölgede kendi maliyetlerini azaltmak istiyorsa “azami baskı” politikasını terk etmeli ve gerçek diplomasiye geri dönmelidir.

Sonuç

İran ile ABD arasındaki nükleer müzakereler kritik bir eşiktedir. Geçmiş deneyimler açıkça göstermiştir ki İran’ı teslim almaya yönelik strateji başarısız olmuştur ve bunun sürdürülmesi yalnızca gerginliği ve güvensizliği artıracaktır. ABD, İran’ın bağımsız bir bölgesel güç olduğunu kabul etmek zorundadır; tehdit diliyle sonuç alınamaz.

Karşılıklı saygıya, İran’ın haklarının tanınmasına ve yaptırımların gerçek anlamda kaldırılmasına dayanan bir müzakere, yalnızca nükleer dosyanın çözümüne katkı sağlamakla kalmaz; aynı zamanda bölgesel gerilimlerin azaltılması için de bir başlangıç noktası olabilir. Tercih Washington’undur: Ya maliyeti yüksek çatışma yoluna devam etmek ya da yeni gerçekleri kabul ederek akılcı diplomasiye yönelmek/mehr

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın