Bölgedeki son gelişmeler, özellikle de İran’a yönelik ABD-Siyonist tehdit ve komplolar hakkındaki bölgesel çevrelerin ve medyanın analizlerinin devamında; Katar merkezli El-Arabi El-Cedid (The New Arab) web sitesi, Mısırlı yazar Wael Kandil’in kaleme aldığı bir makalede İran’ın rolünü ve Siyonist projeyle mücadeledeki gücünü ele aldı. Makalenin özeti şöyledir:
ABD-Siyonist Komplolarının Asıl Hedefi
ABD ve Siyonist rejimin İran’dan istediği şey, Hamas ve Filistin direnişinden istenenle aynıdır: Yani derhal ve tam silahsızlanma. Bu gerçekleşirse bölge, İsrail’in her gün kurbanlık birini seçeceği bir “İsrail çiftliğine” dönüşecektir.
Başından beri Siyonist-Amerikan projesinin gündemindeki asıl hedef, işgalci rejim için rahatsızlık veya tehdit oluşturabilecek herhangi bir Arap veya bölgesel gücün ayakta kalma ihtimalini ortadan kaldırmak olmuştur.
Bu nedenle Washington ve Tel Aviv, Gazze Şeridi’ne yönelik soykırım savaşını başlattıklarından beri amaçlarını gizlemediler: Önce Gazze, Lübnan ve Irak’taki tüm Arap direniş hareketlerini yok etmek, böylece doğrudan nihai hedefe ulaşmak: Bölgedeki Siyonist projenin önündeki en büyük engel olan İran’ı silahsızlandırmak.
İran’ın Gücü Arap Ülkelerine Değil, İsrail’e Karşıdır
İran, bölgede sömürgeci Siyonist projeyle mücadele duruşunu koruyan ve geri adım atmayan tek taraftır. Siyonistlerin ve destekçilerinin yalan iddialarının aksine, İran ile bölgedeki Arap direniş grupları arasındaki ilişki ne kurgusaldır ne de yapaydır; bu bir üst-ast ilişkisi değildir ve direniş grupları hiçbir şekilde İran’ın “vekil güçleri” (proxy) değildir.
Dünya siyasetine biraz aşina olan aklı başında bir birey için, İslam Devrimi’nin zaferinden sonra İran’ın Filistin davasına “dışarıdan müdahale eden” biri olduğunu düşünmek utanç vericidir. Bölgede ortaya çıkan her Arap direniş hareketini İran’ın bir ajanı veya kolu olarak tasvir etmek, analitik yüzeyselliğin ve naif yorumun zirvesidir.
Bu, saf ve şiddetle kınanması gereken bir basitleştirmedir; çünkü direnişi ve onun özünü ulusal ve ahlaki cevherinden boşaltır ve onu bir milis örgütlenmesine indirger. İran’ın gücünü Arapların gücüne düşman olarak görmek, tarih ve coğrafya mantığına yapılan en büyük saygısızlıktır. İran’ın gücü aslında, tüm bölgeyi kendisine, hayallerine ve sanrılarına boyun eğdirmek isteyen bölgedeki Siyonist rejimin gücünün düşmanıdır.
İran, ABD ve İsrail’in Sömürgeci Projesini Bölgede Tek Başına Durdurmuştur
Bu bağlamda, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik eylemleri karşısında tarafsız bir duruş sergilemek, bir nevi İsrail tarafından tasarlanan ve planlanan “Ortadoğu çiftliği” mantığına teslim olmaktır. İran her zaman, bölgeye ve Arap ülkelerine hakim olmak isteyen ABD ve İsrail projelerinin yolunu kapatan önemli bir medeniyet ve askeri güç olmuştur.
Bugün Batı Şeria’da yaşananlara bakalım; Siyonistler Filistin topraklarında çiftlik sahibi gibi davranıyorlar ve kimsenin onları durduramayacağından, İsrail’i tehdit edecek bir silah olmadığından eminler.
Mevcut durumu birkaç yıl öncesiyle karşılaştırın; Siyonistlerin yerleşim çılgınlığı Kudüs ve Batı Şeria’da Filistin ayaklanmasına yol açtığında, Gazze’deki Filistin direnişi füze gücüyle yerleşimci haydutlara ve işgalci rejim kabinesine karşı önemli bir caydırıcı rol oynamıştı.
Ancak bugün, ABD ve Siyonist rejimin Arap ülkelerinin de yardımıyla direniş silahına ve aslında direniş projesinin özüne karşı kurduğu tam komplo gölgesinde, Siyonistler tüm Filistin’de kayda değer bir şiddetle kabadayılık yapmaya devam ediyorlar.
Bugün, bölgedeki Siyonist projeyle mücadelenin tarihindeki en hassas anlardan biriyle karşı karşıyayız; bu proje, emperyalist kibre karşı direnen büyük bir bölgesel güç olarak yalnızca İran tarafından durdurulmuştur. Tıpkı Filistin direniş gruplarının bugün davayı ve Filistin topraklarından geriye kalanı tamamen kaybetmeye karşı direndiği gibi.
Bugün bir kez daha bölgede ABD-Siyonist vahşetine ve onların İran’a ve bu ülkenin askeri yeteneklerine yönelik komplolarına tanık oluyoruz; amaç bölgenin İsrail için bir çiftliğe dönüştürülmesidir.
Aslında İran’ın bugün maruz kaldığı komplolar, Arapların Gazze ve Filistin için yapması gerekeni yapmaya karar verdiği, ancak Arapların bunu yapmakta başarısız olduğu için ABD ekseninin Tahran’dan intikam alması çerçevesindedir. İran, Filistin davasının yanında güçlü bir şekilde dururken, Arap rejimleri Siyonist işgalcilerle “normalleşme” haplarıyla intihar etmektedir.
tesnim

❤️MALCOLM-XX❤️
İRAN-İSRAİL KALICI BARIŞI NASIL OLMALIDIR ?
İran, Abd alçağıyla asla ticaret anlaşması yapmak ve bu konuda yatırım işbirliğine gitmek ya da Abd ile barışacağım diye tavizkar tutumlarla Abd’nin çok pahalı uçaklarını vs almak zarunluluğunda asla hissetmemelidir kendisini, çünkü bu tutum, tam bağımsız bir ülke olmanın gereğidir herşeyden önce !
Abd’den kesinlikle her zaman uzak ve mesafeli durulmalıdır ki bu tutum şerefli İran milleti’nin en büyük kazancı olacaktır hiç şüphesiz !
Abd’ye bir kere elini veren asla kolunu kurtaramaz ki buna en açık örnek Atatürk sonrası dönemde iktidara gelen ve Abd mandacısı olan İnönü ve ondan sonrasında da yine Abd siyaset müdahaleleriyle iktidara getirilen tüm sağlı-sollu işbirlikçi mandacı iktidarlar aracılığıyla ülkenin elini Abd’ye kaptırılmasıyla aradan yüz sene geçmesine rağmen ülkemiz, güzelim Türkiye’miz halen daha Abd’nin bu can yakıcı katmerli sömürüsünden ve damgalı Nato köleliğinden, ulusal onurunu halen bile kurtarabilmiş değildir geçmişten günümüze değin köleleştirilmiş olan yüce Türk Milleti’miz maalesef !!!
İran’ın bu anlaşmada yapması gereken tek anlaşma, Abd ve İsrail her koşulda İran’a karşı mesafeli duracak, iç işlerine ve ülke yönetimine müdahale etmeyecek, düşmanca davranışlar sergilemeyecek ve yaptırımları da derhal kaldıracak olup, İran’ın Ortadoğu’da ya da Batı Asya’daki bölgesel etkinlik alanlarına ve bölgesel müttefik ve kardeş ülke ilişkileriyle, bu onurlu dost ülkelere İran’ın sunduğu desteklerine ve ülkesel çıkarlarına, kesinlikle İsrail’le herhangi bir tehdit oluşturmamak üzere Abd, İsrail ve Batılı ülkeler tarafı, koşulsuz şekilde saygılı olacaklar ve dediğimiz gibi İsrail, İran’ın bölgesel çıkarlarına ve ilişkilerine saygılı olup da, ekonomik engeller çıkarmamaları karşılığında, İran tarafı da, İsrail’in bölgesel çıkarlarına ve müttefikleri olan İslamsı ülkeler arasındaki sömürü ve işgal ilişkilerine asla müdahil olmayacak , İsrail’in bu bölgesel dansözleri olan Arap ülkelerini işgallerine asla karışmayacak olup, evet israil’in bu “alan razı veren razı ” ilişkilerinde İran tarafı asla tehditkar davranmayacak ve İran İsrail’le karşı her daim ateşkes halinde olma durumunu koruyacak olup, İsrail’e karşı mesafeli duracak ve evet birbirleriyle hiç bir daim barışık olmayacaklar ama asla karşılıklı düşman da olmayacaklardır tıpkı Peygamber Efendimizin kendi zamanında Yahudilerle yapmış olduğu o değerli ve adil ‘Medine Sözleşmesi’ nde yapmış olduğu anlaşma misali gibi !!!
İsrail’in buradaki en büyük kazancı da, kendi ülkesel varoluşuna en büyük bölgesel tehdit gücü oluşturan bu bölgedeki tek Onurlu İslam Ülkesi olan İran ile karşılıklı saldırmazlık anlaşmasına razı etmek ve İran’la karşılıklı saldırmazlık ve savaşsızlık halini kazanmak ve korumak olacaktır hiç şüphesiz !!!
Evet en büyük ve en sağlam güvence budur İsrail için, “karşılıklı kalıcı saldırmazlık güvencesi”dir bu !
İran’ın kendi ulusal güvenlk güvencesi olan füze gücünü sınırlamaya kalkmak, ve barışçı nükleer hakkını engellemeye çalışmak ise, karşı tarafı tamamen ve hiç olmayacak şekilde ve getirisiz anlamda savunmasız bırakmak gibi hiç olmayacak bir anlaşamama aptallığından başka bir şey değildir doğrusu, bu anlamsız zorlayıcı tutum açıkçası !!!…
Bölgesel barışı savunurken istemeden sürçü lisan ettiysek lütfen affola !
Her iki ülke halklarına ve kamuoylarına sonsuz saygılarımla.