Netanyahu–Trump Görüşmesi Müzakere Sürecini Değiştirdi mi?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Washington’a gerçekleştirdiği son ziyaret, ABD ile İran arasındaki ilişkilerin müzakere ile askeri çatışma ihtimali arasında gidip geldiği bir döneme denk geldi. Söz konusu temasın, hem nükleer müzakerelerin geleceği hem de bölgede savaş riskinin seyri açısından belirleyici olabileceği değerlendiriliyor.

Editörlük kaynaklarına göre, 11 Şubat 2026 tarihinde Şanghay Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nden Prof. Liu Zhongmin (刘中民), Netanyahu’nun ABD ziyaretine ilişkin olarak “Jiefang Daily/解放日报” gazetesine (12 Şubat 2026 tarihli, 9. sayfa) bir mülakat verdi. Röportajın tam metni üniversitenin resmi internet sitesinde de yayımlandı.

Netanyahu’nun Ziyareti Trump’ın Kararlarını Etkiler mi?

Son anda askeri seçeneğin geri çekilmesi ve müzakereye yönelen dikkat çekici politika değişimiyle, bir dönem savaşın eşiğine gelen ABD-İran ilişkileri uçurumun kenarından döndü. Ancak iki tarafın eş zamanlı olarak hem sert hem de yumuşak güç unsurlarını devreye sokması, tabloyu karmaşık ve belirsiz kılmaya devam ediyor.

Netanyahu, 11 Şubat’ta Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geldi. Görüşmede askeri seçenekler ve müzakere sürecine etki edilmesi gibi başlıkların da Netanyahu’nun gündeminde yer aldığı bildirildi.

Bu ziyaret Trump’ın karar alma sürecini etkileyebilir mi? Planlanan yeni ABD-İran müzakere turu, savaş ile barış arasında bir dönüm noktası olur mu?

13 Ayda Yedi ABD Ziyareti

Bu haftaki ziyaret, Trump’ın yeniden Beyaz Saray’a dönmesinden bu yana Netanyahu’nun ABD’ye gerçekleştirdiği yedinci ziyaret oldu. Programın olağanüstü derecede sıkışık olduğu dikkat çekti: 10 Şubat’ta yola çıkan Netanyahu aynı gece ABD’ye ulaştı, 11 Şubat’ta Trump ile görüştü ve 12 Şubat’ta ülkesine döndü.

İsrail Başbakanlık Ofisi’nin açıklamasına göre ziyaretin ana gündem maddesi İran’dı.

Netanyahu, İsrail’in temel yaklaşımını Trump’a aktarmayı hedefledi. Buna göre herhangi bir müzakere veya anlaşma üç unsuru içermeli: İran’ın nükleer kapasitesinin sıfırlanması, balistik füze programının sınırlandırılması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin sona erdirilmesi.

Ayrıca İsrailli kaynaklara göre Netanyahu’nun, İran’ın nükleer ve füze programlarına ilişkin yeni istihbarat bilgilerini Trump’a sunması ve olası askeri seçenekleri ele alması planlandı.

Geçtiğimiz aralık ayında İran’daki protesto dalgası sırasında da Netanyahu’nun ani bir ABD ziyareti gerçekleştirdiği ve bunun ardından Washington’ın İran’a karşı askeri hazırlıkları artırdığı hatırlatılıyor. Aradan sadece bir aydan biraz fazla süre geçmişken Netanyahu’nun yeniden ve acil şekilde Washington’a gitmesi dikkat çekti.

İsrail’in İki Temel Hedefi

Prof. Liu Zhongmin’e göre, İran’a yönelik askeri bir müdahalenin karmaşıklığı, kısa vadede rejim değişikliğinin gerçekçi olmaması ve bölge ülkelerinin arabuluculuk çabaları, ABD’nin İran politikasında kısmi bir değişime yol açtı. Washington, daha önce ağırlıklı olarak askeri caydırıcılığa dayanırken, artık müzakere yoluna daha fazla eğilim gösteriyor. Bu durum ise İsrail’de kaygı yaratıyor.

Liu’ya göre Netanyahu’nun ziyareti iki temel amaca dayanıyor:

Birincisi, ABD’yi İran’a karşı askeri harekete yönlendirmek üzere lobi faaliyetini sürdürmek. Netanyahu’nun sunduğu istihbarat bilgileriyle Trump’ı askeri saldırı kararı almaya ikna etmeyi hedeflediği belirtiliyor.

İkincisi ise ABD-İran müzakerelerine İsrail lehine yön vermek. Bazı haberlere göre ABD tarafı yalnızca İran’ın nükleer programının sınırlandırılmasına odaklanan bir anlaşmaya sıcak bakıyor. İsrail ise bundan ciddi endişe duyuyor. Netanyahu’nun “hassas bir dönemde” Washington’a gitmesi, İsrail’in güvenlik kırmızı çizgilerinin göz ardı edilmemesini sağlama çabası olarak değerlendiriliyor.

Artan Görüş Ayrılıkları

Netanyahu’nun ciddi taleplerle Washington’a gitmesine rağmen, gözlemciler görüşmeyi zorlu olarak nitelendiriyor.

Ziyaret öncesinde Trump, İsrail’in Batı Şeria’yı ilhakına karşı olduğunu bir kez daha dile getirdi. Analistler, Netanyahu’nun taleplerinin ABD açısından rahatsız edici olabileceğini ve Washington’ı İran’la uzun süreli bir çatışmaya sürükleyebileceğini belirtiyor.

Liu Zhongmin, ABD ile İsrail’in özel müttefikler olmasına rağmen aralarındaki görüş ayrılıklarının arttığını ve bunun Netanyahu’nun Trump üzerindeki etkisini sınırladığını ifade ediyor. İran konusunda taraflar askeri müdahale ile müzakere arasında farklı yaklaşımlara sahip. İsrail askeri seçeneğe daha yakın dururken, ABD maliyetleri hesaplayarak en düşük bedelle en yüksek kazancı elde etmeye ve uzun süreli bir savaştan kaçınmaya çalışıyor.

Müzakerelerde Kritik Başlıklar

Netanyahu’nun ziyaretiyle eş zamanlı olarak Washington ve Tahran yeni bir nükleer müzakere turunu ilerletiyor.

Geçtiğimiz hafta iki ülke Umman’ın başkenti Maskat’ta dolaylı görüşmeler gerçekleştirdi. Bu, ABD’nin geçen yıl İran’ın nükleer tesislerini bombalamasından sonraki ilk temas oldu. İlk turda İran, mevcut durumu kontrol altına almayı ve süreci ilerletmeyi amaçlayan bir çerçeve öneri sundu. ABD’nin bu öneriyi değerlendirdiği ve ikinci turda yanıt vereceği bildirildi.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri ve İran liderinin danışmanı Ali Laricani, 10 Şubat’ta yaptığı açıklamada bir sonraki turun stratejik gerilimi azaltma veya en azından siyasi pozisyonları yeniden tanımlama fırsatı sunabileceğini, ancak bunun müzakere sürecine bağlı olduğunu söyledi.

Liu Zhongmin, bir sonraki turda üç noktaya dikkat çekiyor:

Birincisi, müzakerelerin sürdürülebilirliği. Üçüncü tur başlayacak mı, yoksa süreç tamamen çökecek mi?

İkincisi, tarafların şartlarında esneklik olup olmayacağı. İran müzakerelerin yalnızca nükleer konuyla sınırlı kalmasını isterken, ABD balistik füzeler ve bölgesel vekil güçlerin de gündeme alınmasını talep ediyor. Washington, İran’ın uranyum zenginleştirmeyi tamamen bırakmasını, füze programını sınırlamasını ve vekil güçlere desteği kesmesini istiyor. Tahran ise zenginleştirme ve füze programını egemenlik hakkı ve caydırıcılığın temel unsuru olarak görüyor.

Buna karşın İran, yaptırımların kaldırılması halinde yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu seyreltmeye hazır olduğunu açıkladı. Bu, nükleer dosyanın en hassas alanlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Üçüncü olarak, müzakerelerin “zaman kazanmaya yönelik diplomatik manevra”ya dönüşüp dönüşmeyeceği. Her iki tarafın da savaşa hızla sürüklenmemek için müzakere sürecini bir tür nefes alma alanı olarak kullanabileceği belirtiliyor.

Genel tablo ise iyimser değil. Liu, “İsrail’in sürekli baskı ve müdahaleleri ile tarafların aşırı sert şartları müzakereleri ciddi şekilde zorlaştırıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Savaş Riski Ne Kadar Yüksek?

Trump, müzakere mesajları verirken askeri baskıyı da artırıyor. 10 Şubat’ta ikinci bir uçak gemisi taarruz grubunun Orta Doğu’ya gönderilmesini değerlendirdiğini açıkladı ve anlaşma sağlanamazsa “çok sert adımlar” atılacağını söyledi.

Halihazırda ABD’nin Abraham Lincoln uçak gemisi taarruz grubu bölgede konuşlu bulunuyor. Washington ayrıca bölgedeki üslerinin hava savunmasını güçlendirdi. Uydu görüntüleri, Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü’nde Patriot füze sistemlerinin konuşlandırıldığını gösteriyor.

Liu Zhongmin’e göre sınırlı bir çatışma ihtimali mevcut olsa da hem ABD hem İran şu aşamada kapsamlı bir savaştan kaçınmak istiyor. Trump, “stratejik daralma” yaklaşımını sürdürerek İran konusunda ağır maliyetli ve uzun süreli bir savaşa girmek istemiyor. Olası bir askeri seçenek tercih edilirse bunun hızlı ve sınırlı bir operasyon olması bekleniyor.

İran ise ekonomik ve sosyal zorluklarla karşı karşıya ve hassas bir eşikte bulunuyor. Sert bir söylem benimsemesine rağmen, müzakere fırsatını tamamen kaybetmek istemediği belirtiliyor.

Liu, “Taraflar müzakerelerin başarısızlığına hazırlıklı olabilir; ancak aynı zamanda bu süreci nefes alma ve durumu değerlendirme fırsatı olarak da görüyorlar. Son derece hassas bir dönemdeyiz” ifadelerini kullanıyor.

Not: Bu analiz haber tahririeh.com sitesinden tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın