Gazze için hazırlanan sözde “barış gücü” planına baktığımızda insanın aklına ilk gelen isim merhum Necmettin Erbakan oluyor. Çünkü bugün sahnelenen tabloyu yıllar önce tarif etmişti. “Şu sözümü unutmayın” diyerek yaptığı o uyarı, yalnızca bir siyasi polemik değil, bir güç analiziydi. “Yahudi insanları kullanmakta öyle ustadır ki… sana ‘Ben hiç Yahudi’ye hizmet eder miyim?’ şarkısını söylettire söylettire Yahudi ordusunda askerlik yaptırır.”
Bugün Gazze’ye gönderilmek istenen askeri yapı tam da bu cümlenin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. İsrail’in askeri olarak başaramadığını, diplomatik ambalajla gerçekleştirme teşebbüsüdür.
ASKERİ GÜÇ İSRAİL’İ DURDURMAK İÇİN DEĞİL BAŞARAMADIĞINI YAPMAK İÇİN GİDİYOR
Gazze için uluslararası askeri güç resmen gündeme alındı. “Barış gücü” adı altında oluşturulması planlanan bu yapı, ilgili ülkelerin temsilcilerinin katılımıyla yapılan görüşmeler sonrası kamuoyuna duyuruldu. Planın temel görev tanımı olarak Gazze’nin silahsızlandırılması öne çıktı. Masada Fas ve Kazakistan gibi Abraham Anlaşmaları’na imza atmış ülkeler yer alırken, Arnavutluk’un son dönemde Knesset’te yaptığı açıklamalar ve Hamas’ı “terörist” olarak nitelemesi dikkat çekti. Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo’nun BM Genel Kurulu’nda çözümün adresi olarak İsrail’i işaret eden tutumu da bu tabloya eklendi. İsrail Dışişleri Bakanı’nın da sürece katılım göstermesi, planın diplomatik boyutunu daha görünür hâle getirdi. Filistin tarafının ise bu yapının karar mekanizmasında yer almaması, ilk aşamada en çok tartışılan başlıklardan biri oldu.
Planın merkezinde tek bir ifade var.
Gazze’nin silahsızlandırılması.
Bu ifade başlı başına bir zihniyet beyanıdır. Çünkü bu cümle, sorunun kaynağını işgalde değil direnişte gören bir çerçeveye dayanır. Uzun yıllardır abluka altında yaşayan, hava sahası ve deniz sınırları kontrol edilen, kara geçişleri kapatılan, altyapısı defalarca yerle bir edilen bir bölgeden söz ediyoruz. 7 Ekim sonrası süreçte on binlerce Gazzelinin hayatını kaybettiği, şehrin büyük oranda yıkıldığı bir coğrafyadan söz ediyoruz.
Uluslararası hukuk açık aslında. Cenevre Sözleşmeleri ve Birleşmiş Milletler kararları işgali meşrulaştırmaz. İşgal altındaki halkların direnme hakkını tartışır. Ancak bugün kurulan masada işgal kelimesi yok. Filistin’in adı yok. Ama “silahsızlandırma” var.
Silahsızlandırma demek, savunmasızlaştırma demektir.
İsrail yıllardır ne istiyordu? Direnişin tasfiyesi ve Gazze’nin güvenlik tehdidi olmaktan çıkarılması. Eğer kurulan yapı aynı hedefe hizmet ediyorsa, buna “barış” demek gerçeği değiştirmez.
Masadaki İsimler Ne Anlatıyor?
Masaya oturan ülkelere baktığımızda tablo daha da berraklaşıyor.
Fas ve Kazakistan, Abraham Anlaşmaları’nın imzacıları. Arnavutluk, geçtiğimiz ay Knesset’te İsrail’i övgüyle anıp Hamas’a açıkça “terörist” dedi. Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo, BM Genel Kurulu’nda Netanyahu’ya yönelik ciddi tepkiler yükselirken çözümün adresini yine İsrail olarak gösterdi. Kosova’nın çizgisi de Arnavutluk’a yakın.
Bu ekip içerisinde İsrail’le açık bir siyasi gerilim yaşayan bir aktör yok. Dahası, İsrail Dışişleri Bakanı da masada yerini almış durumda.
Sormak gerekir. İsrail’in hiçbir itirazının olmadığı bir “barış gücü” gerçekten kimin güvenliği için kuruluyor?
Eğer Gazze silahsızlandırılmalı diyenler ile İsrail’in stratejik hedefi aynı noktada kesişiyorsa, burada bir çelişki yoktur; tam tersine tam bir örtüşme vardır. Ve bunu söylemek iftira değildir, siyasi bir okuma yapmaktır.
Merhum Erbakan’ın sözünü bugün yeniden okumalıyız. “Senaryoyu yazan başkasıdır” demişti. Bugün de senaryonun kalemi kimde, bunu sormadan barış kelimesine sarılmak büyük bir gaflettir.
Gazze’de yaşanan kriz, bir “silahlı grup sorunu” değil, işgal sorunudur. Kaynağı ters okursanız çözümü de ters kurarsınız. Eğer problem işgal değilmiş gibi davranırsanız, işgal kalıcılaşır, direniş ise kriminalize edilir. Yapmak istedikleri şey tam olarak bu maalesef.
Bugün cepheyi kaybettiğimiz yer tam da burasıdır. “Problem Gazze değil, işgaldir” diyebilecek bir siyasi omurga ortaya konulmadıkça barış adı altında kurulan her yapı işgalin güvenlik mimarisini tahkim eder.
Gazze’yi silahsızlandırmak isteyenlerin, bilinçli ya da bilinçsiz, İsrail’in arzuladığı güvenlik denklemine hizmet ettiğini söylemek ağır bir itham değildir. Aksine, stratejik bir tespittir.
Erbakan’ın ifadesiyle mesele niyet değil sonuçtur. Sonuç İsrail’in lehine, Gazze’nin aleyhine ise o zaman ortada bir barış değil, bir tasfiye projesi vardır.
Bugün “barış gücü” adı altında yürütülen girişim, İsrail’in yapamadığını başkalarına yaptırma hamlesi olarak okunmalıdır. Ve bu tablo karşısında susmak değil, gerçeği adını koyarak söylemek gerekir.
Mustafa Uzun/milligazete
