Savaşta kendini hiç de planladığı bir noktada bulmayan ABD’nin İran’a karşı “Gazze tarifesi” uygulamayı durdurması için epey sebep birikti. ABD/İsrail saldırılara son vermez ise çatışma daha geniş bir küresel savaşa dönüşebilir

ABD ve İsrail açısından İran’a karşı savaşta gelinen şu noktanın planlanan ve öngörülen nokta olmadığı izlenimi giderek ağır basıyor. Rejimi çökertip İran’ı dize getirerek ülkeyi parçalamak ve kukla yönetimler atamak üzere girişilen saldırılarla varılmak istenen yer ile bugünkü nokta arasında derin bir uçurum olduğu seziliyor. Epstein rejimi için İran karşısında bir zafer ihtimali giderek daha çok uzaklaşıyor. ABD’nin bırakın İran’ı çökertmesini, Çin’e karşı yarın girişilebilecek bir ablukayla başarı kazanabilme ihtimali bile bu saldırılarla azalmış durumda.
Öncelikle, planladıkları noktada olmadıklarının altını çizeyim. Böyle düşünmemin birçok sebebi var. Sırasıyla ilerleyip önümüzde ne göründüğünü dillendirmeye çalışalım:
BİR) Her şeyden önce ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun söyledikleri hedeften çok uzakta olduklarının en belirgin kanıtı. Rubio, geçen hafta pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’nin savaşa İsrail’in İran’a saldıracağı bilgisini aldıktan sonra ilk vuruşu yapmak üzere girdiklerini söylemişti. Rubio, “Eğer İsrail saldırıyı başlatmadan önce biz harekete geçmeseydik, daha büyük kayıplar verirdik,” diyordu. Neden? “Çünkü o durumda İran misilleme olarak bölgedeki Amerikan askerlerine saldırırdı. Askerlerimizi olası misillemeden korumak istediğimiz için de hızlı hareket edip önce biz vurarak savaşa girdik” anlamına gelecek sözler söylüyordu Rubio.
Aslında korkunç bir beyanat ama, unutmayalım, Kongre onayı almadan savaşa giden bir ABD yönetiminin “yasal yetki almadan böyle işlere kalkıştığımız ve yüzlerce Amerikan askerinin ölümüne neden olduğumuz için yarın öbür gün içeride başımız derde girmesin, şöyle bir açıklama yapıp, ‘mecbur kaldık vurmaya’ gibi konuşalım da, ne olur ne olmaz,” şeklinde bir hesapla böyle bir açıklama yapmış olma ihtimali de yok değil.
Ancak ABD’yi savaşa İsrail’in sürüklediğini dünya âlem bilse de, bunun Dışişleri Bakanlığı tarafından bu şekilde ifadesi muazzam bir acziyetin de göstergesi. Belli ki, İran yönetiminin belli kritik isimlerini dahi dinleyebilen, gözleyebilen İsrail gizli servisleri, İran devletinin tepesinin stratejik kararlar almak için toplandığını, yani bir “fırsat penceresinin” açıldığını görür görmez düğmeye basmak istemiş, hızla Amerikalıları bilgilendirmiş ve Amerikalılar da belki dakikalar, hatta saniyelerle ölçülebilecek faz farkıyla ilk önce vurmaya başlamış İran’daki hedefleri.
Her şeyden önce, bu şekilde, “acil bir imkân belirdi, biz de vurduk” teziyle hareket edilmesi, zaten İran’a yönelik savaş için uzun vadeli, ayrıntılı bir plan olmadığına işaret ediyor. Rubio, sözlerine devamla ne yaptığını bilen bir kararlılıkla, farklı bir şey söylese, “Aa…” diyeceğiz, “Nasıl bir yol haritası ile ilerleneceği belliymiş, sorry, sorry, sorry!!” Ama Rubio basın mensuplarına yaptığı açıklamada, İran’a karşı “en sert darbelerinin” henüz gelmediğini söyleyerek, “Çatışmanın ne kadar süreceğini bilmiyorum, hedeflerimiz var. Bu hedeflere ulaşmak için ne kadar sürerse sürsün bunu yapacağız,” demişti. Yani koca ABD Dışişleri Dakanı “bilmiyorum” diyordu, “bilmiyorum!” Bu açıklama, kervanı yolda düzme yaklaşımı içinde olduklarının itirafı gibi de okunabilirdi.
Ancak şaşırtıcı değil, böyle bir durum. Zira, Amerikalılar olsun, İsrailliler olsun, Orta Doğu’nun neredeyse tamamında “terörist” dedikleri hasım yapıları arzuladıkları şekilde dönüştürmek, biçimlendirmek, o yapıların geleceğini “planlamak” için “suikast” aracına öncelik verirler. Bunun en büyük son örneği, şaşırtıcı gelebilir ama, Suriye’dir. Sanmayın ki, Heyet Tahriru’ş Şam (HTŞ) örgütü ve lideri Muhammed Cevlani’yi Şam’da iktidara taşıyan son Halep saldırısı olmuştur. Onun öncesinde, aralarında Hurraseddin, Ensaruddin, Tensikiyyetu’l Cihad, Tevhid ve Cihad Ketibesi gibi yapıların da olduğu Şam yönetimine karşı savaşan onlarca cihatçı örgütün lider kadroları, sırf Amerikalılarca tava getirilip biçimlendirilebilen HTŞ ve liderine alan açmak ve Şam’da arzuladıkları örgüt ve kadroları arzuladıkları şartlarla iş başına getirebilmek, işi “tesadüf” yapı ve koşullara bırakmamak için yapılan “temizlik” operasyonları, yani suikastlar ile önceden ortadan kaldırılmıştır. Ülkenin aslında bir dönem en büyük cihatçı yapılanması olan ve Ankara ile yakın çalıştığı da ileri sürülen Ahraru’ş Şam örgütünün IŞİD tarafından öldürüldüğü iddia edilen bütün kurmay lider kadroları da aslında Amerikalıların doğrudan ya da dolaylı istihbarat katkılarıyla bir bir ortadan kaldırılmış, nihayet piyango, rakiplerinin temizlenmesi için kendilerine en büyük istihbarat katkısını sunan HTŞ’ye “küresel mücahit” gömleğini çıkartıp “lacileri giydirdikleri” noktada vurdurulmuştur.
“Lider kadrolarını vur, örgütü çökert ya da zayıflat, bölgeyi yönetmesini istediğin güce de büyük avantaj kazandır” anlayışı temelinde İsrail’in Amerikalılarla paralel düşünmesinde şaşırtıcı bir yan yok. İsrail’in yakın tarihi başta FHKC, El Fetih, Hamas, İslami Cihad ve Hizbullah gibi yapıların lider kadrolarını bu tip amaçlar için benzer yöntemlerle ortadan kaldırma vukuatlarının örnekleriyle doludur.
Dolayısıyla Dini Lider Seyyid Ali Hamaney’in de aralarında olduğu, İran devletinin tepesindeki 48 kişinin bir bombayla ortadan kaldırılmasının merkeze konduğu bir şok operasyon sonucu ülkenin kaosa ve güç vakumuna sürüklenmesi, arzulanan muhalif yapılanmalara iktidara el koyma fırsatının yaratılması “planlanmış” olabilir. 48 kişilik lider kadronun öldürülmesiyle komuta kademesinin çökertilip bunun tetikleyeceği bir sürecin akabinde sonuç alınacağı kanaati hâkim olduğu için de, bundan sonraki safhaların planlanmasına pek fazla ihtiyaç duyulmamış anlaşılan. Bunda tabii bir neden de, İsrail yönetiminin “Siyonist lobilerimize hizmette kusur etmeyecek bir Washington kadrosu yakaladık, bunları bir kez savaşa sürükledik mi, zaten zaferin yüzde 51’i bizim, ondan sonrasını da hallederiz bir şekilde,” diye hesap yapmış olması.
Bir diğer deyişle, İran sanki devlet-dışı bir aktörmüş ve liderleri ortadan kaldırılırsa, başsız kalır, direnme yetileri ümitsizlikle devre dışı olur, Mossadlı operatiflerin de sokaklardaki ortamı yönlendirmesiyle Tahran’ı düşürürüz, şeklinde bir akıl yürütmeyle yola koyulunmuş belli ki.
İşte tam da bu noktada ABD ve İsrail açısından savaşta gelinen şu noktanın o akıl yürütmeyle planlanan ve öngörülen nokta olmadığı izlenimini güçlendiren bir diğer nedene geliyoruz.
