Son günlerde Ramazan savaşı kapsamında yaşanan gelişmeler, İran’ın yanıt verme biçiminde önemli bir değişime işaret etmektedir. Buna göre İran’ın askeri doktrini, “eşdeğer karşılık verme” yaklaşımından “asimetrik ve giderek artan karşılık” stratejisine evrilmiştir.
Düşman, İran’ın sürpriz nitelikli yanıtları karşısında pasif kalmış durumdadır. Zira Tahran, oyunun kurallarını değiştirerek her türlü maceracı girişimin maliyetini karşı taraf için “katlanılamaz” bir seviyeye çıkarmıştır.
ABD Başkanı’nın İran’ın enerji altyapısını hedef alma tehdidi ve buna karşı İran’dan gelen sert tepkiler, ABD’nin bu yeni doktrin karşısında stratejik bir çıkmaza girdiğini göstermektedir. İran’ın son çatışmadaki politikası artık yalnızca “orantılı karşılık” üzerine kurulu değil; “daha güçlü ve daha üst düzey darbe” ilkesine dayanmaktadır.
Bu çerçevede Hatemü’l-Enbiya Merkez Karargâhı Sözcüsü, ABD Başkanı’nın İran Hürmüz Boğazı’nı açmazsa enerji tesislerini hedef alacağı yönündeki tehdidine değinerek şu açıklamada bulundu:
Daha önce defalarca belirtildiği üzere, Hürmüz Boğazı yalnızca düşman ve zararlı geçişlere kapalıdır; henüz tamamen kapatılmış değildir ve akıllı bir şekilde kontrol edilmektedir. Zararsız geçişler belirli kurallar çerçevesinde sürdürülmektedir.
Ancak ABD’nin tehditlerini hayata geçirmesi durumunda şu adımların derhal atılacağı ifade edilmiştir:
- Hürmüz Boğazı tamamen kapatılacak ve İran’daki hasar gören tesisler yeniden inşa edilene kadar açılmayacaktır.
- İsrail’e ait tüm elektrik santralleri ile enerji ve bilgi-iletişim altyapıları geniş çaplı olarak hedef alınacaktır.
- Bölgede faaliyet gösteren ve Amerikan hissedarları bulunan tüm benzer şirketler tamamen yok edilecektir.
- ABD üslerine ev sahipliği yapan bölge ülkelerindeki elektrik santralleri meşru hedef sayılacaktır.
Açıklamada ayrıca, Batı Asya’da ABD’nin tüm ekonomik çıkarlarını ortadan kaldırmayı hedefleyen geniş kapsamlı bir mücadele için hazırlıkların tamamlandığı belirtildi.
Metinde, ABD Başkanı’nın daha önce İsrail’in İran’ın enerji altyapısına yönelik saldırılarında ABD’nin rolü olmadığını söylediği hatırlatılarak, bu açıklamalarla çelişen yeni tehditlerine dikkat çekildi.
Analize göre, karşı taraf artık İran’ın enerji altyapısına yönelik herhangi bir saldırının, bölgedeki hayati altyapılara çok daha ağır darbelerle karşılık bulacağını anlamış durumdadır. Bu karşılığın maliyetinin, elde edilmesi muhtemel kazançtan kat kat fazla olacağı vurgulanmaktadır.
ABD Başkanı’nın Hürmüz Boğazı’nın 48 saat içinde açılması yönündeki ültimatomunun ise, İran’ın küresel enerji hatları üzerindeki etkisine karşı pasif bir tepki olduğu değerlendirilmektedir. İran’ın artık yalnızca savunmada kalmadığı, kendi altyapısına yönelik her saldırıya karşılık olarak düşmanın bölgedeki ekonomik ve askeri sistemlerini felce uğratabilecek kapasiteye ulaştığı ifade edilmektedir.
Metinde ayrıca, İran’daki elektrik altyapısının zarar görmesi halinde kısa süre içinde bölgenin genelinde enerji kesintilerinin yaşanabileceği yönünde daha önce yapılan değerlendirmelere de yer verilmektedir.
Bir başka örnekte, üst düzey bir yetkilinin sosyal medya paylaşımında, Hürmüz Boğazı konusunun ABD üzerinde baskı oluşturduğu, ancak sonraki aşamada enerji ve su altyapısının hedef alınmasının daha büyük sonuçlar doğurabileceği ifade edilmiştir. Bu kapsamda bölge halkına su ve enerji konusunda tedbirli olmaları yönünde uyarılar yapıldığı aktarılmıştır.
Metinde ayrıca, İran’ın tek bir saldırıyla İsrail’deki elektrik üretiminin önemli bir bölümünü devre dışı bırakabileceği, buna karşılık İran’daki büyük bir santralin ülke elektrik üretimindeki payının sınırlı olduğu iddia edilmektedir.
Batılı bir analistin değerlendirmesine de yer verilen metinde, ABD’nin bu süreçte büyük bir kayıp yaşayabileceği ve bölgedeki altyapıların ciddi zarar görebileceği öne sürülmektedir.
Analizin stratejik boyutunda ise “tehdidi fırsata çevirme” yaklaşımına dikkat çekilmektedir. Buna göre, enerji kesintilerinin yaşanması durumunda, bölgenin ABD güçleri açısından ciddi riskler barındıran bir ortama dönüşebileceği ifade edilmektedir.
Sonuç olarak metin, ABD’nin tehditlerinin, çatışmanın başlamasından sonra zayıflayan caydırıcılığını yeniden tesis etmeye yönelik bir çaba olduğunu ileri sürmektedir. Genel değerlendirmeye göre, İran’ın sürpriz ve etkili yanıtları karşısında karşı taraf pasif kalmış ve yeni strateji sayesinde olası her girişimin maliyeti ciddi şekilde yükseltilmiştir.
