İran İslam Cumhuriyeti’nin dış politikasını analiz ederken, güven, uluslararası kurumlar ve hukuki taahhütler üzerine kurulu klasik liberal diplomasi çerçeveleri, özellikle ABD gibi büyük güçlerin davranışlarını açıklamakta yetersiz kalmaktadır.
İran’ın dış politika sistemi, “İranî realizm”i pragmatik bir teori olarak tanımlamaktadır. Bu yaklaşım, Batı’daki realist ekollerden farklı olarak yalnızca güç dengesi üzerine değil; “aktif caydırıcılık” ve somut eylemlere dayalı güven üzerine kuruludur.
Bu bakış açısına göre yazılı taahhütler ve diplomatik garantiler özünde güvenilir değildir; yalnızca sahadaki somut güç, ulusal güvenliğin ve varlığın teminatıdır. ABD başta olmak üzere büyük güçlerle tarihsel deneyimler, iyi niyet ve taahhütlere bağlı klasik diplomasinin bu ülkenin davranış kalıpları karşısında etkili olmadığını göstermiştir.
Caydırıcılık olmadan uluslararası taahhütlere güvenmek, oyunun kurallarını kendisi belirleyip ihlal eden aktöre inisiyatif bırakmak anlamına gelir. Bu nedenle “İranî realizm”, tarihsel hafıza, güç hesaplaması ve ön alıcı eylemleri birleştiren yerli bir karar alma teorisi olarak görülmelidir.
Bu yaklaşım, “müzakere mi, çatışma mı?” ikilemini aşarak şu temel ilkeye dayanır:
Sahada güçle elde edilen kazanımlar, müzakere masasında tanınır.
Bu çerçevede diplomasi, somut gücün bir fonksiyonudur.
İslam Devrimi lideri Ayetullah Hamenei de defalarca ABD’yi “güvenilmez”, “ahde vefasız” ve “aldatıcı” olarak nitelendirmiş ve müzakerelerin faydasız olduğunu vurgulamıştır. Batı’ya güvenmek yerine iç kapasiteye dayanılması gerektiğini ifade etmiştir.
ABD’nin Güvenilmezliği: Tarihsel Örnekler
- Vietnam Savaşı (1973–1975)
Paris Barış Anlaşması’na rağmen ABD, Güney Vietnam’a verdiği güvenlik garantilerini yerine getirmedi ve 1975’te geri çekildi. Güney Vietnam çöktü.
- Afganistan ve Doha Anlaşması (2020)
ABD, Taliban ile anlaşma yaptı ancak Afgan hükümetini dışladı. 2021’de ABD’nin ani çekilmesiyle devlet çöktü ve Taliban yeniden iktidara geldi.
- Gazze’de Ateşkesi Engelleme (2023–2026)
ABD, BM Güvenlik Konseyi’nde ateşkes kararlarını veto ederek barış sürecini engelledi.
- Uluslararası Anlaşmalardan Çekilme
ABD, uluslararası mahkeme kararlarını etkisizleştirdi ve çok sayıda anlaşmadan tek taraflı çekildi.
İran ile İlişkilerde ABD’nin Taahhüt İhlalleri
- Cezayir Anlaşması (1981)
ABD, İran’a ait varlıkların serbest bırakılması ve yaptırımların kaldırılması gibi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmedi.
- “Büyük Anlaşma” Teklifi (2003)
İran’ın kapsamlı iş birliği teklifini Bush yönetimi reddetti.
- Nükleer Anlaşma (JCPOA – 2015)
ABD, İran’ın yükümlülüklerine uymasına rağmen 2018’de tek taraflı olarak anlaşmadan çekildi ve yaptırımları geri getirdi.
- “Maksimum Baskı” Politikası
ABD, İran’ın petrol ihracatını sıfıra indirmeyi hedefleyen yaptırımlar uyguladı.
- Egemenlik İhlalleri (2003–2008)
ABD, İran hava sahasını ihlal etti ve silahlı grupları desteklemekle suçlandı.
Genel Sonuç: ABD’ye Güvenilemez
ABD’nin taahhüt ihlalleri üç temel modelde tekrarlanmaktadır:
- Müttefiklere verilen güvencesiz garantiler
- Uluslararası hukukun zayıflatılması
- Anlaşmalardan tek taraflı çekilme
Bu nedenle “İranî realizm”, değişken uluslararası sistemde stratejik bir zorunluluktur.
Önerilen 6 Stratejik Yaklaşım
- Güce Dayalı Caydırıcılık
Yazılı taahhütler geçersizdir; belirleyici olan sahadaki güçtür.
Bu doğrultuda, ABD ve İsrail’in askeri altyapılarının hedef alınması, caydırıcılığın temelini oluşturur.
- Hürmüz Boğazı’nın Kontrolü
Boğazdan geçen tüm ticari hareketlere tarifeli geçiş sistemi uygulanması önerilmektedir.
Bu uygulama Süveyş ve Panama kanallarında olduğu gibi örneklere dayanmaktadır.
- Savaş Tazminatı
Savaş sona ermeden önce tazminat ödenmelidir.
Aksi halde savaşın devamı öngörülmektedir.
- ABD’nin Resmî Sorumluluk Kabulü
ABD, saldırıların sorumluluğunu resmen kabul etmelidir.
- Muhalif Aktörlerin İadesi
Savaş sürecinde karşı tarafı destekleyen muhalif aktörlerin İran’a teslim edilmesi talep edilmektedir.
- Müttefiklere Yönelik Savaşın Durdurulması
Gazze, Lübnan, Yemen ve Irak’taki müttefiklere yönelik saldırılar sona ermelidir.
Sonuç
Bu yaklaşım, klasik diplomasi yerine sahadaki güç gerçekliğine dayanır.
Resmî müzakereler yerine kamu diplomasisi ve caydırıcılık ön plana çıkarılmaktadır.
Stratejik kararların ise tek merkezden, yani İran liderliği ve askeri komuta yapısı tarafından alınması gerektiği vurgulanmaktadır.
Bu pragmatik yaklaşım, törensel diplomasi yerine sahadaki gerçekliklere dayanarak, İran’ın güvenlik ve ulusal çıkarlarını koruma hedefini taşımaktadır.
Dr. Said Reza Ameli – Tahran Üniversitesi İletişim ve Küresel Çalışmalar Bölümü Öğretim Üyesi, İran Bilimler Akademisi Üyesi
NOT: Bu analiz farsnews’ten özetlenerek tercüme edilmiştir
