Bugün İran savaşı ile ilgili aslında hepinizin farkında olduğu oldukça stratejik bir paradoksa parmak basacağım.
ABD ve İsrail tarafından İran’a karşı yürütülen bu savaşın nedeni olarak İran’ın nükleer silah sahibi olmak için uranyumu zenginleştirdiği iddiası var ve başına gelen bu ölüm, bombardıman ve dayatılan savaşın sebebi bu değil mi? Yani iddiaya göre Nükleer Silah sahibi olmak istemesi. Peki gerçekten İran Nükleer sahibi olsaydı başına bunlar gelebilir miydi?
Yani İran’ın Kuzey Kore gibi nükleer silahı olsaydı bu savaş aslında olmayacaktı ve ona kimse saldırmaya cesaret edemeyecekti. Aslında bu savaş İran’ın başına nükleer silahı olduğu için değil olmadığı için İran’ın başına gelmiş olmuyor mu?
Uluslararası ilişkiler literatüründe bu durum genellikle “Caydırıcılık İkilemi” olarak adlandırılır. İran örneği, nükleer silahın bir devlet için hem bir “mıknatıs” (saldırıyı çeken) hem de bir “zırh” (saldırıyı engelleyen) olabileceği yönündeki en büyük tarihsel deneylerden birine dönüştü.
İşte bu çelişkinin, nükleer silaha sahip olmanın ve olmamanın yarattığı iki farklı dünyayı karşılaştırarak ele aldığımızda faikına varabiliyoruz.
Caydırıcılık Paradoksu ve İran’ın Nükleer “Araf”ı
Bir Silahın Yokluğu mu, Varlığı mı Savaş Sebebidir?
Bugün Orta Doğu’da şahit olduğumuz askeri hareketlilik ve İran’ın maruz kaldığı ağır bombardımanlar, resmi söylemde “nükleer silah üretimini durdurmak” amacıyla meşrulaştırılıyor. Ancak madalyonun öbür yüzünde çok daha soğuk bir gerçek yatıyor: Bir ülke nükleer silah yapmaya çalıştığı için vurulabilir, ama nükleer silaha sahip olduğu için vurulamaz. İran’ın bugünkü trajedisi, tam da bu iki çizgi arasındaki gri bölgede, yani “eşikte” yakalanmış olmasından kaynaklanıyor.
Nükleer Silahı Olmayan İran “Hedef Tahtası”..!
İran, uranyumu %60 ve üzeri seviyelerde zenginleştirerek nükleer bir güç olmaya yaklaştığını her ilan ettiğinde, rakipleri için “önleyici savaş” (preventive war) gerekçesi oluşturdu. ABD ve İsrail gibi güçler için nükleer silahı olmayan bir İran’a saldırmanın askeri maliyeti katlanılabilir düzeydedir. Evet, İran’ın füzeleri ve vekil güçleri (Hizbullah,Ensarulla ve Haşdi Şabi, Sabirun ,Ketaib Hizbullah’ı vs .) vardır, ancak bu güçler bir ülkeyi haritadan silecek “nihai yok ediciliğe” sahip değildir. Nükleer başlık taşımayan bir ordu ne kadar güçlü olursa olsun, konvansiyonel bir savaşta teknolojik üstünlüğe sahip bir koalisyon tarafından geriletilebilir. Bu durum, saldırgan taraf için “şimdi vurmazsak ilerde hiç vuramayız” mantığını tetikler.
İran’ın Nükleer Silahı Olsaydı “Kuzey Kore Modeli”
Eğer İran, Kuzey Kore gibi nükleer testlerini tamamlamış ve kıtalararası balistik füzelerine bu başlıkları takmış olsaydı, bugünkü senaryo tamamen farklı olurdu. Nükleer silah, sahibine bir “stratejik dokunulmazlık” verir. Kim Jong-un’un en ağır diplomatik hakaretlere ve yaptırımlara rağmen fiziksel bir saldırıya uğramamasının tek sebebi, masadaki nükleer karttır. Eğer Tahran’ın elinde nükleer bir seçenek olsaydı; Tel Aviv veya Washington, İran’daki bir askeri tesisi bombalamadan önce “bu bir nükleer misillemeye yol açar mı?” sorusunu sormak zorunda kalacaktı. Bu risk, rasyonel hiçbir devletin göze alamayacağı kadar büyüktür.
Netice: Sahip Olmanın Bedeli mi, Olmamanın Zafiyeti mi?
Yuksrıda belirttiğim gibi, ortada devasa bir çelişki var: İran, nükleer silaha sahip olmak istediği için bu savaşı yaşıyor; ancak nükleer silaha sahip olsaydı bu savaşı büyük ihtimalle yaşamayacaktı. Batılı güçler için “Nükleer İran”, bölgesel dengelerin kalıcı olarak değişmesi ve İsrail’in güvenlik doktrininin çökmesi demektir. Bu yüzden İran’ın bu “zırhı” kuşanmasına izin vermemek adına, o zırh henüz tamamlanmadan saldırmayı tercih ediyorlar. Kuzey Kore bu süreci dünya fark etmeden veya engelleyemeden tamamladığı için kurtuldu; İran ise bu süreci çok daha şeffaf ve uzun süreli yürüttüğü için “zırhını giyemeden” meydan okumaya maruz kaldı.
Kısacası; nükleer silah modern dünyada hem en büyük provokasyon sebebi hem de en güçlü barış (saldırmazlık) garantisidir. İran bugün, bu iki uç arasındaki en tehlikeli noktada duruyor ve aslında Nükleer Silahı olmadığı için vuruluyor.

Peki İran’ın neden Nükleer Silahı yok. Çünkü İran kendisine saldıran Nükleer Silah sahibi ve saldırı geçmişi olan ve milyonlarca insanı öldürmüş katil soykırımcı devletlerden daha İNSANCIL daha HUMANİST. Çünkü İran’ın inandığı İSLAM Nükleer Silaha izin vermiyor. İmam Humeyni ve Rehber Hamaney’in de bu silahın kullanılamayacağı yönünde HARAMDIR fetvaları var Beklenenin aksine yeni lider
Velayet-i Fakih Mücteba Hamaney de tersi bir fetva vermeyecek. Çünkü bu İslam’ın temel ilkelerine aykırıdır.
Nükleer caydırıcılık ile uluslararası hukuk arasındaki ilişki, aslında modern dünyanın en büyük hukuki ikiyüzlülüklerinden mi birini oluşturur. Bunu incelemeyi de bir baska yazıya bırakalım inşallah..
Vesselam..!
