Wolff: ABD Öngörülemez Bir Ekonomik Uçurumun Eşiğine Sürükleniyor

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, “Destansı Öfke Harekâtı” (Operation Epic Fury) olarak adlandırılan askeri operasyonun büyük bir başarıyla devam ettiğini bildirdi.

Leavitt, operasyonun başlangıcından bu yana 9 binden fazla düşman hedefinin vurulduğunu ve İran’ın balistik füze ile İHA saldırı kapasitesinin yüzde 90 oranında azaldığını savundu.

Sözcü, ABD kuvvetlerinin İran rejimine ait 140’tan fazla deniz aracını, aralarında 50’ye yakın mayın döşeme gemisinin de bulunduğu bir filoyu imha ettiğini belirterek, “Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana üç haftalık bir süre zarfında dünya genelinde gerçekleşen en büyük donanma imhasıdır” ifadelerini kullandı.

Eski MI6 Başkanı Sir Alex Younger, sahadaki duruma ilişkin İngiliz basınına yaptığı değerlendirmede, Washington’ın İran’ın direncini hafife aldığını öne sürdü. Younger, “İran rejiminin beklenenden daha dirençli çıktığı bir gerçek. Askeri kapasitelerini dağıtarak ve komuta zincirini delege ederek ABD’nin hava harekatına karşı ciddi bir mukavemet sağladılar” dedi.

Younger ayrıca, İran’ın “yatay tırmanma” stratejisiyle menzilindeki her hedefi vurarak ABD üzerinde dolaylı bir maliyet baskısı kurduğunu ve enerji savaşını küreselleştirerek çatışmanın gidişatını değiştirdiğini saptadı.

“Trump kendi kazdığı derin çukurdan çıkmaya çalışıyor”

Meslektaşı Michael Hudson ile birlikte Dialogue Works YouTube kanalına konuşan iktisatçı Richard Wolff, Başkan Donald Trump’ın yürüttüğü askeri operasyonu “kendisini içine soktuğu derin bir delikten kurtulma çabası” olarak nitelendirdi.

Wolff, ABD hükümetinin Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve dünya petrol sevkiyatının yüzde 20’sinin durması ihtimaline karşı hiçbir zihinsel hazırlık yapmadan bu maceraya atıldığını savundu.

Wolff, “Üç haftadır Hürmüz Boğazı’ndan geçiş sağlanamıyor ve ABD’nin buna karşı yapabileceği hiçbir şey yok. Bu operasyonun asıl amacının, ABD içindeki Epstein davası ve kötüleşen ekonomik verileri gündemden düşürmek olup olmadığını merak ediyorum” dedi.

“İran için bu bir varoluş savaşı, ABD için ise bir tercih savaşıdır”

Richard Wolff, İran’ın bu süreci bir “varoluş mücadelesi” olarak gördüğünü, ABD’nin ise bunu keyfi bir dış politika tercihi olarak yürüttüğünü ifade etti.

Wolff, İran’ın coğrafi avantajlarını kullanarak füze rampalarını ve İHA merkezlerini geniş bir araziye dağıttığını, ucuz yanıltıcı hedeflerle ABD’nin milyonlarca dolarlık mühimmatını israf etmesine yol açtığını belirtti.

Wolff’a göre, İran’ın yayımladığı videodaki “herkes için intikam” vurgusu, ülkeyi küresel anti-emperyalist ve anti-kolonyal mücadelenin ön safına yerleştirerek ABD’yi zor durumda bırakıyor.

“Rusya ve Çin, İran’ın ihtiyaçlarını sonsuza dek karşılayabilir”

Bölgedeki stratejik ittifaklara dikkat çeken Wolff, İran’ın Hazar Denizi üzerinden Rusya ile bağlantılı olduğunu ve bu lojistik hattın kesilmesinin imkansız olduğunu vurguladı.

Wolff, “Çin’in devasa üretim kapasitesi ve Rusya’nın lojistik desteğiyle İran’ın İHA ve füze ihtiyacı süresiz olarak karşılanabilir. Ukrayna’da Rusya’ya karşı yapılanın aynısı, şimdi İran lehine ABD ve İsrail’e karşı yapılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Rusya Dışişleri Bakanı’nın “Üçüncü Dünya Savaşı’nın başındayız” imasına atıfta bulunan Wolff, nükleer güçlerin İran’ın tamamen ezilmesine izin vermeyeceğini kaydetti.

“Hürmüz Boğazı’nın kapanması zaten ajandadaydı”

İktisatçı Michael Hudson, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının 1970’lerden bu yana İran’ın savunma planlarının merkezinde olduğunu ve ABD’nin bu riskten haberdar olduğunu belirtti.

Hudson, “ABD’nin yanılsaması, halkı hedef alarak rejimin devrileceğini düşünmesidir. Ancak askeri kılavuzlardaki bu teori sahadaki gerçeklerle örtüşmüyor” dedi.

Hudson ayrıca, finans piyasalarındaki mevcut hareketliliğin bir “bilişsel çelişki” olduğunu, piyasaların Trump’ın teslimiyet dayatmasının işe yarayacağına inandığını ancak gerçeğin tam tersi yönde seyrettiğini dile getirdi.

Michael Hudson, ABD’nin enerji, finans ve ticareti silah olarak kullanarak diğer ülkelerin egemenliğini ihlal ettiğini ve 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler düzenini temelinden sarstığını ifade etti.

Hudson, “Bu sadece Trump’ın tercihi değil, ABD’nin son 20 yıldır adım adım kurguladığı bir plandır. 2003 yılında Wesley Clark’ın da belirttiği gibi, bölgedeki fetih planları İran ile zirveye ulaşacaktı” dedi.

Hudson’a göre bu çatışma, dünya ekonomisinin nasıl yeniden yapılandırılacağına dair nihai bir hesaplaşma niteliği taşıyor.

“Bu savaşın sonucu dünya ekonomisinde beş yıllık bir depresyondur”

Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının küresel bir ekonomik yıkıma yol açacağını vurgulayan Hudson, doğal gaz, petrol, gübre ve sanayi ham maddelerindeki eksikliğin dünya genelinde en az beş yıl sürecek bir depresyonu tetikleyeceğini kaydetti.

Hudson, “ABD’li planlamacılar bu durumu ‘biz daha iyi atlatırız’ şeklinde analiz etse de, Japonya ve Kore gibi enerji bağımlısı müttefikler ağır darbe alacak. Bu durum müttefiklerin ‘ABD bizi koruyor mu yoksa en büyük tehdit mi?’ sorusunu sormasına neden olacak” değerlendirmesinde bulundu.

“Tazminat talebi bir pazarlık hamlesi değil, suçluluk ilanıdır”

İran’ın ABD’den “tazminat” talep etmesini değerlendiren Richard Wolff, bunun basit bir müzakere taktiği olmadığını belirtti.

Wolff, “Tazminat talep etmek, karşı tarafın suçlu olduğunu kabul etmesini istemektir. Trump, Amerikan halkı nezdinde suçlu görünmeden bu talebi karşılayamaz. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’ya dayatılan tazminatlar gibi, İran da şu an elinde büyük bir koz olduğunu ve üstünlüğün kendisine geçtiğini düşünüyor” ifadelerini kullandı.

Wolff, savaşların geride bıraktığı yıkımın en çok kapitalist sistem için kötü bir alamet olduğunu ekledi.

harici

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın