ABD’nin İran’la yürüttüğü savaşta sahadaki gerçek tablo ile resmi açıklamalar arasındaki fark giderek daha fazla tartışma konusu haline geliyor. The Intercept tarafından yayımlanan analiz, Pentagon’un kayıplara ilişkin verileri bilinçli şekilde eksik ve düşük gösterdiğine dair ciddi iddialar ortaya koyuyor.
Görünmeyen Kayıplar
Rapora göre, Ekim 2023’ten bu yana Orta Doğu’daki çatışmalarda yaklaşık 750 Amerikan askeri ölmüş ya da yaralanmış durumda. Ancak bu sayı, ABD Savunma Bakanlığı tarafından resmi olarak doğrulanmıyor. Analizde, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) kayıplara ilişkin verileri ya güncel olmayan rakamlarla sunduğu ya da detay vermekten kaçındığı belirtiliyor.
İsmi açıklanmayan bir ABD’li askeri yetkili, bu durumun bilinçli bir “bilgi saklama” politikası olduğunu ifade ederken, Pentagon’un gerçek tabloyu kamuoyundan gizlemeye çalıştığını öne sürüyor.
Sahadaki Gerçeklik ile Resmi Açıklamalar Arasındaki Uçurum
İki ABD’li yetkiliye göre, yalnızca Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’ne yönelik bir saldırıda en az 15 Amerikan askeri yaralandı. Bu, son bir ay içinde yaşanan yüzlerce kayıp ve yaralanmanın sadece küçük bir örneği.
Buna karşın, CENTCOM tarafından yapılan resmi açıklamalarda yaralı sayısının 303 olduğu belirtilirken, bu verinin güncel olmadığı ve son saldırıları kapsamadığı ifade ediliyor. Daha da dikkat çekici olan ise, CENTCOM’un ölü sayısını açıklamaktan tamamen kaçınması.
Intercept’in kendi araştırmasına göre ise en az 15 Amerikan askeri hayatını kaybetmiş durumda. Ancak analize göre bu rakamın da gerçek tablonun altında olduğu düşünülüyor.
Siyasi Söylem ve Gerçeklik
ABD Başkanı Donald Trump, ilk kayıpların cenaze töreninde yaptığı açıklamada, savaşta ölümün “kaçınılmaz” olduğunu söylemişti. Aynı zamanda savaşın kısa sürede sona erebileceğini iddia etse de, “İran’ı özgürleştirmek”, “petrolü kontrol altına almak” ve “İran’ı koşulsuz teslim olmaya zorlamak” gibi hedeflerin henüz gerçekleşmediği belirtiliyor.
Bu çelişkili söylemler, savaşın gidişatıyla ilgili ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Şeffaflıkta Gerileme
Raporda dikkat çekilen bir diğer önemli nokta ise şeffaflık konusundaki gerileme. 2024 yılında Pentagon’un saldırılar ve kayıplar hakkında daha detaylı bilgi paylaştığı, ancak mevcut yönetim döneminde bu şeffaflığın ortadan kalktığı ifade ediliyor.
Ayrıca, USS Gerald Ford uçak gemisinde çıkan yangında yaralanan 200’den fazla denizcinin de resmi kayıtlara dahil edilmediği belirtiliyor.
Savaşın Yayılması ve Yeni Riskler
İran’ın balistik füzeler ve İHA’larla ABD üslerine karşılık verdiği, ancak CENTCOM’un hangi üslerin hedef alındığını dahi açıklamaktan kaçındığı ifade ediliyor. Yapılan incelemeler ise Bahreyn, Irak, Ürdün, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan, Suriye ve BAE’deki üslerin hedef alındığını gösteriyor.
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, İran’ın saldırılarını küçümseyerek “Birkaç füze atabilirler, biz onları düşürürüz” açıklamasında bulunurken, bölge ülkeleri İran’ın gerçek saldırılarını doğrulamış durumda.
Güvenlik Açığı ve Eleştiriler
Raporda yer alan en çarpıcı detaylardan biri, Amerikan askerlerinin bazı bölgelerde üslerden çıkarılarak otellere ve sivil binalara yerleştirildiği iddiası. Bu durum, hem askeri güvenlik açısından riskli hem de sivil altyapıyı hedef haline getirebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Emekli General Joseph Votel, İHA tehdidinin yıllardır bilindiğini ancak Pentagon’un bu konuda geç kaldığını belirtirken, analist Jennifer Kavanagh da ABD’nin savunma altyapısına yeterince yatırım yapmamasını “bilinçli bir tercih” olarak nitelendiriyor.
Gerçek Maliyet: Görünenden Çok Daha Fazla
Rapora göre:
- En az 15 Amerikan askeri hayatını kaybetti
- 520’den fazla asker yaralandı
- 2023’ten bu yana toplam kayıp ve yaralı sayısı yüzlerle ifade ediliyor
Buna ek olarak, resmi verilerin askeri taşeronları kapsamadığı ve yalnızca 2024 yılında bu grupta yaklaşık 12.900 yaralanma kaydedildiği belirtiliyor. Bu da toplam kayıpların 13.600’ü aşmış olabileceği anlamına geliyor.
Sonuç: Anlatı mı Gerçeklik mi?
Bu analiz, ABD’nin sahadaki askeri gerçekliği ile kamuoyuna sunduğu anlatı arasında ciddi bir fark olabileceğini ortaya koyuyor. Eğer bu iddialar doğruysa, savaş yalnızca cephede değil, aynı zamanda bilgi ve algı düzeyinde de yürütülüyor.
Ve belki de asıl soru şu:
Bu savaşta gerçek tablo mu belirleyici olacak, yoksa oluşturulan anlatı mı?
