ABD ve İsrail’in, İran’ın Kerec kentine düzenlediği hava saldırısında B1 Köprüsü hedef alındı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi ise ülkesinin teslim olmayacağını açıkladı.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi, sosyal medya hesabından B1 Köprüsü saldırısına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
Irakçi, ”Sivil yapıları, tamamlanmamış köprüler de dahil olmak üzere hedef almak, İranlıları teslim olmaya zorlamaz. Bu yalnızca dağınık durumdaki bir düşmanın yenilgisini ve ahlaki çöküşünü gösterir. Her köprü ve bina daha güçlü şekilde yeniden inşa edilecektir. Asla toparlanamayacak olan ise Amerika’nın itibarına verilen zarardır” dedi.
Trump’ın Taş Devri sözlerine Irakçi, ”Bugünle Taş Devri arasında dikkat çekici bir fark var: O dönemde Orta Doğu’da petrol ya da gaz çıkarılmıyordu. Trump ve onu göreve getiren Amerikalılar, zamanı gerçekten geri almak istediklerinden emin mi?” şeklinde yanıt verdi.

♥️ MALCOLM-XX ♥️
MUHTEŞEM TESPİTLER VE ÇOK YÜREKTEN BİR YORUM OLMUŞ DOĞRUSU !!! …
SONSUZ SAYGILARIMLA KUTLUYORUM BU YAZININ ŞEREFLİ SAHİBİNİ VE OLANCA SAMİMİYETİMLE DE ALKIŞLIYORUM KENDİSİNİ !!! …
MADURO’NUN SESSİZ HIÇKIRIKLARI
Tarih sadece orduların ayak seslerinden ya da diplomatik masaların soğukluğundan ibaret değildir. Bazen tarih, bir liderin başka bir halkın gözlerinde kendi “yokluğunu” gördüğü o dondurucu saniyede gizlidir.
Maduro için o an, Tahran sokaklarında yankılanan bir kalabalığın içindeydi.
Venezuela’nın yorgun sokaklarından, New York’un soğuk duvarlarına sıkışmış bir kaderden çıkıp, İran’ın kenetlenmiş kalbine çarpan bu karşılaşma, bir liderin ruhunda kopan sessiz bir fırtınaydı. Öylesine sarsıcıydı ki, gördüğü manzara bir kabustan çok daha gerçekti.
İran milleti, suikastlarla, baskılarla, ateşle sınanmış rehberlerinin açtığı yolda yekvücut olmuştu. O an Ali Hamaney etrafında örülen o görünmez bağ, sadece bir siyasi sadakat değil; bir varoluş biçimiydi. Maduro’nun zihninde ise başka bir hakikat yankılandı:
Bir liderin en büyük serveti ne petrol kuyularıdır ne de saraylar… Gerçek servet, arkanı döndüğünde yerinde duran bir millettir.
Bu noktada tarihin sessiz bir yasası kendini gösterir:
Bir millet, liderini kendi içinden biri olarak gördüğünde; onunla aynı ilkelerde buluştuğunda ve aralarındaki güven bir inanç gibi kökleştiğinde, artık iki ayrı varlık olmaktan çıkar. Aynı bedenin azaları gibi hareket eder.
İşte İran’da kurulan bu bağ, sıradan bir bağlılık değil; çelikten bir iradedir.
Oysa Maduro’nun hikâyesi, bu bütünlüğün tam karşısında duran bir kırılmanın hikâyesidir.
Onun dudaklarından dökülen o titrek cümle, yalnızca bir serzeniş değil, çağdaş yalnız liderlerin ortak ağıtı gibiydi:
“Keşke arkamı döndüğümde savrulmayan bir milletim olsaydı…”
Çünkü o, sadakatin çözülüşünü yaşamıştı.
Bir zamanlar uğruna mücadele verdiği halkın, kritik bir anda sessizliğe bürünmesi; hatta güç dengeleri karşısında yön değiştirmesi, bir liderin ruhunda açılabilecek en derin yaralardan biridir. Korkuyla kurulan bağların, ilk fırtınada dağıldığını bizzat tecrübe etmişti.
Buna karşılık İran, devasa güçlerin baskısına rağmen bambaşka bir tablo çiziyordu.
Yaptırımlar, tehditler, suikastlar… Hepsi o toplumu dağıtmak için yeterli sebeplerdi. Ama tam tersine, her darbe onları biraz daha birbirine yaklaştırmıştı. Çünkü orada bağlılık, çıkarın değil; inancın ürünüydü.
Maduro’nun gözlerinde büyüyen fark tam da buydu:
Bir yerde sadakat şartlara bağlıydı, diğerinde ise şartlar sadakate teslim olmuştu.
O gün onun yaşadığı şey, bir siyasi gözlem değil; bir içsel hicretti.
Kendi halkıyla arasındaki mesafeyi ilk kez bu kadar net görüyordu. Sarayların mermer soğukluğu, kalbinin içindeki boşlukla birleşmişti. Anladı ki; gönüllerde kurulmayan bir iktidar, aslında süslü bir yalnızlıktan ibarettir.
Ve zihninde yankılanan o cümle, bir hakikatin özeti oldu:
Sadakat satın alınmaz; samimiyetle inşa edilir.
Korkuyla kurulan düzenler, ilk sarsıntıda çöker.
Propaganda, kalpteki boşluğu dolduramaz.
Bir lider için en büyük trajedi, milyonların içinde yalnız kalmaktır.
En büyük zafer ise, bir milletle aynı nefesi paylaşabilmektir.
Maduro o gün aynaya baktı.
Orada bir devlet başkanı değil; kendi halkının kalbine giden yolu kaybetmiş bir adam gördü.
Selam olsun, liderini bir sancak gibi yere düşürmeyen o sarsılmaz iradeye…
Ve hüzün olsun, milyonlarca kalbin ortasında tek başına üşüyenlere….
Adem ARSLAN .
01 Nisan 2026
GÜMÜŞKOZA