Trump Kaybetti; Ancak İran İçin Cumhuriyetçi ile Demokrat Arasında Fark Yoktur

Betul

Kongre seçimlerinin sonuçları, İran’a karşı yürütülen savaş sebebiyle Trump ve Cumhuriyetçiler için açık bir yenilgi olsa da; Demokratlar ile Cumhuriyetçilerin eylemleri (askeri seçenek ve araçların kullanımı dahil) incelendiğinde, bu iki partiden hangisinin iktidara geldiğinin Washington’ın Tahran’a yönelik genel stratejilerinde hiçbir değişiklik yaratmadığı görülmektedir.

Kongre seçimlerinin sonuçları önceki tahminlerin ötesinde gerçekleşti ve ABD Başkanı, Temsilciler Meclisi ile Senato’yu aynı anda kaybetti. Bu durum en son 20 yıl önce George W. Bush döneminde yaşanmıştı.

Her ne kadar bu sonuç, İran’a karşı savaş başlatılması nedeniyle Trump ve Cumhuriyetçilerin açık bir yenilgisi olsa da; Tahran ve Washington’ın düşmanlıklarının temeli açısından Cumhuriyetçi ile Demokrat arasında hiçbir fark yoktur. Hatta savaş çığırtkanlığı ve askeri seçeneğin kullanımı konusunda bile aralarında derin bir fark bulunmamakta, tek fark taktiklerde yatmaktadır.

“Irak Savaşı” ve “Libya Savaşı”, ilki Cumhuriyetçiler, ikincisi ise bir Demokrat hükümet döneminde gerçekleşen ABD politikalarının iki önemli örneğidir.

Irak

Oğul Bush’un Cumhuriyetçi hükümeti, yüzyılın en büyük askeri sevkiyat emrini verdi ve İran’ın doğu ve batı komşuları ABD ordusu tarafından işgal edildi. Görünüşe göre Saddam rejimi 21 günde devrildi ancak işgal 8 yıl sürdü. Eğer Direniş Cephesi ve Irak bataklığında saplanıp kalma durumu olmasaydı, Bush hükümeti Amerikan Abrams tanklarının Tahran’ı da fethetmesini şiddetle arzulamaktaydı.

Sudan

2009 yılında Demokrat Parti yeniden Beyaz Saray’a döndü. Artık ABD’nin küresel hedeflerini gerçekleştirme sırası Demokrat hükümetteydi. Obama görünüşte hiçbir askeri sevkiyat emri vermedi ancak Beyaz Saray’daki stratejisi İran’ın nükleer programının zayıflatılmasına, Suriye ve Libya’nın yıkımına, Sudan’ın bölünmesine ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’daki en büyük savaş olan Ukrayna Savaşı’na zemin hazırlanmasına yol açtı.

Sudan 2011’de bölündü. Dönemin Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in danışmanı Mustafa Osman İsmail şunları söylemişti: “Amerika başlangıçta Sudan’ın birliğini savunduğunu iddia etti. Ardından güneydeki ayrılıkçıları destekledi ve şu anda da ülkemizi bölmenin peşindedir.”

Libya

Libya’daki iç protesto dalgası sırasında, 2011 yılında ülkedeki durum kriz halini aldı. ABD ve NATO, Libya sivillerini Kaddafi yönetiminden kurtarma bahanesiyle “Şafak Odisesi” (Operation Odyssey Dawn) operasyonunu tasarladı. Bu plan ABD, İngiltere ve Fransa güçlerinin koalisyonuyla uygulandı. Bu operasyon sırasında şiddetli hava bombardımanları gerçekleştirildi. Daha önce ABD ile yaptığı müzakerelerde silahsızlanan Libya, dış güçlerin saldırısına karşı koyamadı.

ABD Hava Kuvvetleri’nin raporuna göre, Mart 2011’de ABD 34. Bombardıman Filosu, diğer NATO güçleriyle eş zamanlı olarak Libya’ya saldırmakla görevlendirildi. Filonun o dönemki müdürü Thomas Brock şunları söylüyor: “Bilgilendirmeden itibaren 42 saatten kısa bir sürede mühimmat toplandı, tüm uçaklar yüklendi ve jetler fırlatma konumundaydı. Bu operasyonda 2 bin poundluk bombalar kullanıldı.”

İsrail: Cumhuriyetçiler ve Demokratlar Arasında Sabit Bir Parametre

Her iki Amerikan partisinde de savaş çığırtkanlığı ve saldırganlığın yanı sıra bir diğer sabit parametre İsrail’e verilen destektir. Eğer Trump Siyonistlerin isteği doğrultusunda savaşa girmeye razı olduysa, Obama da aynı doğrultuda felç edici yaptırımları tasarlamıştı.

7 Ekim 2024’te, yani Biden hükümeti döneminde ve Aksa Tufanı operasyonundan bir yıl sonra yazıldığı üzere: “ABD, geçen 7 Ekim’den bu yana İsrail’e 17.9 milyar dolarlık rekor bir askeri yardım kaydetti.” Biden ayrıca açıkça şu vurguyu yapmıştı: “Ben bir Siyonistim ve İsrail var olmasaydı bile onu kendim yaratırdım.”

Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki fark daha çok söylem ve ifade biçimlerindedir. Trump gibi biri açıkça İran’dan “terörist millet” olarak bahsetmektedir. Lider teröristtir demiyor, hükümet teröristtir demiyor, açıkça İran milletini terörist olarak nitelendiriyor.

Ancak bir Demokrat, bu tür kelimeleri söylemeden, her zaman iç nifak ve bölünme yaratmanın ve bir kesimi diğer kesime karşı yanına çekmenin peşindedir; böylece toplumu kaosa sürükleyebilirler. Demokratlar döneminde rejim karşıtı İran kökenlilere Oscar’dan Nobel Barış Ödülü’ne kadar ödül ve unvan yağmasının sebebi işte budur.

Amerikan Partilerine Umut Bağlamak Yasaktır

Devrim Lideri, 13 Aban münasebetiyle yayımladığı mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Eğer hala hegemonik sistemde tutum değişikliğine veya partisel/fraksiyonel kaymalara küçük bir umut besleyenler ya da Amerika’da taviz vererek onu İran milletine düşmanlık etmekten vazgeçirebileceklerini zannedenler varsa, ağır bir yanılgı içindedirler.”

Not: bu analiz farsnews.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın