Bu gerçeği göz ardı etmek mümkün değil: ABD ile İran arasında varılan anlaşma, İsrail ve şahsen Başbakan Benjamin Netanyahu için büyük bir stratejik yenilgi anlamına geliyor.
Uluslararası haber sitesi The New Arab‘ın analizine göre, “İslamabad Mutabakat Muhtırası”, yaklaşık dört ay önce başlayan ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşında elde edilen en büyük diplomatik kazanım oldu. Ancak İsrail açısından bakıldığında, bu gelişmeyi yalnızca “bir darbe” olarak nitelendirmek yetersiz kalıyor.
İsrail yönetimine göre, Washington ile Tahran arasındaki diplomatik süreç Tel Aviv’in çıkarlarına aykırı. Çünkü bu anlaşma, İran’ı daha fazla tecrit etme ve sürekli baskı altında tutma stratejisini zayıflatıyor.
İsrail, Diplomatik Süreci Sabote Etmek İstiyor
Analize göre, İslamabad Mutabakatı’nın kırılgan olmasının temel nedenlerinden biri, İsrail’in ABD-İran diplomasisini sabote etme ve Trump yönetiminin Tahran’a karşı yürüttüğü baskıyı İran’da rejim değişikliği gerçekleşene kadar sürdürme konusundaki kararlılığıdır.
Bu durumun sonuçları yalnızca İsrail’i değil, doğrudan Netanyahu’nun siyasi geleceğini de etkileyecek.
Netanyahu uzun yıllardır kendisini İsrail’de İran’a karşı en güçlü ve en güvenilir siyasetçi olarak tanıttı. Ancak ABD ile İran arasındaki diplomatik ilerleme, onun siyasi liderliğinin temel anlatısını tehdit ediyor.
Barbara Slavin, Washington’daki Stimson Center’da yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Bu anlaşma kalıcı olursa, Netanyahu’nun siyasi rakipleri İsrail halkına, ‘Netanyahu artık Trump üzerindeki etkisini kaybetti’ diyerek daha güçlü bir propaganda zemini bulacaktır.”
Aynı şekilde, Nader Hashemi de şu değerlendirmede bulundu:
“Ateşkes, Netanyahu’nun yeniden seçilme şansını tehlikeye atıyor. Netanyahu kendisini ‘Bay İran’ olarak tanıtıyor ve işi bitirebileceğini söylüyordu. Ancak bunu başaramadı.”
Lübnan: En Tehlikeli Cephe
İslamabad Mutabakatı’nın en önemli sonuçlarından biri, ABD ile İran arasındaki anlayışın bölgedeki çatışma kurallarını giderek daha fazla belirlemeye başlamasıdır.
Bu durum İsrail açısından ciddi endişeler doğuruyor. Çünkü Tel Aviv’in;
- Lübnan,
- Suriye,
- Gazze
ve diğer cephelerdeki askeri hareket serbestisinin kısıtlanabileceği düşünülüyor.
Bu nedenle Netanyahu’nun, İsrail’in askeri özgürlüğünü sınırlayabilecek her türlü düzenlemeye karşı çıkması bekleniyor.
Özellikle Lübnan, en hassas ve en riskli cephe olarak görülüyor. Çünkü ülke hem doğrudan askeri baskı noktası hem de İran ile daha geniş bir çatışmanın tetikleyicisi olabilir.
Nader Hashemi bu konuda şöyle konuştu:
“Lübnan, ABD-İran diplomasisini etkileyebilecek en zayıf halkadır. İsrail hâlâ Lübnan topraklarının yaklaşık yüzde 15’ini işgal ediyor. Bu durum kaçınılmaz olarak Hizbullah saldırılarına ve İsrail’in karşılık vermesine yol açabilir.”
Hashemi ayrıca şu uyarıda bulundu:
“Trump Netanyahu’yu kontrol edemezse her şey çöker ve İran yeniden Hürmüz Boğazı’nı kapatmayı düşünebilir.”
ABD-İsrail İlişkilerinde Çatlaklar
Onlarca yıldır İsrail, İran’ı çevreleme politikasında Washington’un tam desteğine güveniyordu. Ancak bugün bu uyumun baskı altında olduğu görülüyor.
Barbara Slavin’e göre, eğer Beyaz Saray İran’la diplomasiyi öncelik haline getirirse, Trump yönetimi Netanyahu’dan kademeli olarak uzaklaşabilir.
Slavin şunları söyledi:
“Bu savaş, Gazze ve Batı Şeria nedeniyle zaten gergin olan ABD-İsrail ilişkileri üzerinde yeni baskılar oluşturdu. Şimdi asıl soru şu: Trump yönetimi Netanyahu’dan açık biçimde uzaklaşacak mı?”
Ayrıca Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in daha “makul” bir İran yönetimiyle çalışılabileceği yönündeki açıklamalarının İsrail’i ve ABD’deki İsrail yanlısı çevreleri ciddi şekilde rahatsız ettiği belirtiliyor.
Gölge Savaşları Geri mi Dönüyor?
Eğer Trump yönetimi İsrail’e İran’a karşı yeni bir askeri operasyon başlatmaması yönünde baskı yaparsa, Tahran ile Tel Aviv arasındaki ilişkilerde yeniden “gölge savaşları” dönemine dönülmesi bekleniyor.
Bu savaş biçimi;
- gizli operasyonlar,
- siber saldırılar,
- istihbarat faaliyetleri,
- vekil güçler üzerinden yürütülen çatışmalar
gibi yöntemleri içeriyor ve yıllarca iki tarafın doğrudan savaşa girmeden birbirleriyle mücadele etmelerini sağlamıştı.
Ancak Nader Hashemi’ye göre bugün yeni bir unsur ortaya çıktı:
“İran’ın artık geçmişte sahip olmadığı bazı kozları var. Bunlardan biri Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisidir. İran bu kartı kullanarak Trump’ı, Netanyahu’yu kontrol altına almaya zorlayabilir.”
Sonuç
İslamabad Mutabakatı:
- İsrail’in askeri hareket alanını daraltıyor,
- Netanyahu’nun siyasi kırılganlığını artırıyor,
- İsrail’i bölgesel gelişmeler konusunda daha fazla dış aktörlere bağımlı hale getiriyor.
Her ne kadar anlaşma büyük çaplı bir doğrudan savaşı geçici olarak engellemiş görünse de, Tel Aviv’in İran politikasının temel varsayımlarını ciddi biçimde sarsıyor.
Bununla birlikte, “gölge savaşları” dinamiğinin geri dönmesi, İran ile İsrail arasındaki düşmanlığın sona erdiği anlamına gelmiyor; aksine bu düşmanlığın daha gizli, daha örtülü ve farklı araçlarla devam edeceğini gösteriyor.
Nader Hashemi’nin ifadeleriyle:
“Obama döneminde gördüğümüz gibi İsrail, ABD ile İran arasındaki diplomasiye şiddetle karşıdır. İsrail, ABD liderliğinde İran’a yönelik askeri saldırıları ve nihayetinde İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesini tercih ediyor. Ancak bu politika denendi ve ağır bir başarısızlığa uğradı.”
Not: bu haber tabnak.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir.
